SOSYALİZMKAZANACAK MY RC WORLD ip-numaram.com IP adresi

https://img.webme.com/pic/n/naazimca/yesil.jpg
   
  CAMFROG SOSYALİZMKAZANACAK KANALI
  SERBEST KÜRSÜ
 
Biz Devrimci-demokratik icerige sahip siteler olarak duyuruyoruz

Devrimci-demokrataik icrege sahip siteler olarak duyuruyoruz

Özellikle son sürecte ve genel olarakta her sürecte egemenlerin her alanda,farkli sekilde sadirilarina tanik oluyoruz.Gerici ve yoz kültürü,irkciligi ve linc eylemlerini el altindan bizzat örgütleyen egemen siniflar ülkemizde sürekli olarak terör estirmekte,ilerici-muhalif,devrimci-demokratik,sosyalist ve komünist kisi,kurum ve örgütleri susturmak icin araliksiz olarak gerici faaliyetlerini sürdürmektedir.

Son sürecte ise artarak kiskirtilan sovenist ve fasist histeri bizzat egemenler tarafindan özelde mazlum Kürt ulusuna,genede de bütün ezilenlere karsi devreye sokulmustur.Öte yandan ise Güney Kürdistan operasyonu icin kendilerince gerekli olan halklar arasi düsmanligi yaratip bizzat fiiliyatta,kardes halklari bir birine kirdirmak istemektedir.

Iste böylesi bir tarihsel sürecten gecmekteyiz.Bu sürecte her alanda birlikte durus sergilemek,dayanismak ve daha yüksek sesle devrim ve demokrasi mücadelesini haykirmak sorumluluktur.Reelde devrimci-demokratik kurumlara destek vermek,onlarla bütünlesmek,ayrilmak degil birlesmek gereklidir.Gerekse isci-emeklci yiginlara yönelik saldirilari ve gerekse de mazlum Kürt ulusuna yönelik saldirilari püskürtmenin yolu budur.

Her alanda dar grupcu,ben merkezci anlayislar mahkum edilmeli,nitelikli ve saglam temellere dayanan eylem birliktelikleri ve cephe birlikteliklerine gidilmelidir.Bir yandan emperyalistler, diger yandan emperyalistlerin usak iktidari ülkemizde ideolojik,siyasal,askeri ve psikolojik olarak cok yönlü sürüdürdügü,sivil fasisitleri ve geri kitleleride ortak ettigi/etmek istedigi saldirilari bosa cikarmak icin ortak paydalarda birlesmek,ortak noktalarimizi öne cikarmak zorundayiz.

Bu artik ülkemizde vazgecilemez ve ertelenemez bir görev,tarihsel bir zorunluluk olmustur.Bütün bu bilimsel,tarihsel ve siyasal bilincten hareketle sanal ortamda var olan siteler olarak,bu durumdan kendimize bir vazife cikardik.Sanal ortamda da ilerici-muhalif,devrimci-demokratik mutevaya sahip siteler arasi bir koordinasyon kurduk.Bugün ve bundan sonraki sürecte gelisecek tüm sinifsal ve toplumsal olaylara birlikte tavir alma kararina vardik.Sanal alanda da her gün yeni bir site aciliyor ve birbirinden bagimsiz,iliskisi olmayan onlarca ve hatta yüzlerce site insanlara ulasmaya calisiyor.

Biz,asagida imzasi olan siteler olarak sanal alanda ilerici-muhalif.devrimci-demokratik icerige sahip sitelerin kurmus oldugumuz koordinasyon araciligi ile ilestisiminin kurulacagina ve güclenecegine,birlikte tavir gösterme olanagina,ortaklastirdigimiz seyler ile(radyo vb) sitelerimizin kitelelerini bulusturarak bilgilendirme-tartisma toplantilari gibi siyasal etkinliklerle devrim ve demokrasi mücadelesine daha nitelikli ve daha örgütlü bir destek sunacagimiza inaniyoruz.

Bugün ve bundan sonra sanal alanda fasizme,sovenizme,sanal kirlenmeye ve her türden gericilige karsi birlikte mücadele verecegimizi duyuruyoruz.Tüm ilerici-muhalif ve devrimci-demokratik icerige sahip siteleride bu olusumuza katilmaya davet ediyoruz...

 [alıntı yap]

Cumhurbaşkanını kim seçsin diye halk oylaması yaptılar.
Fakat halkın, ne seçtiğinden haberi olmadı!
Zaten cumhurbaşkanı adayını vekiller belirliyor, halk mühürcü oluyordu!
O sırada Gül beyin eşi, eşe dosta köşkün duvarları ne renk olsun diye soruyordu!
Aslında referandum, 11. cumhurbaşkanı kim olsun diye gündeme geldiydi.
Sınırlara sandık koyuldu.
Vatandaşlar oy kullanmaya başladı.
Fakat, baktılar işte bir tuhaflık var;
11. cumhurbaşkanı köşkte oturuyor.
Hayrunnisa hanım boyacıları, badanacıları çağırmış, duvarların rengini değiştiriyor…
Vatandaş ise cumhurbaşkanını ben mi seçeyim…
Es mi geçeyim, diye oy kullanıyor!
Ki, tam burada enteresan bir durum oldu.
11. cumhurbaşkanı için başlayan oylama…
12’ye döndü!
Oylarını kullanıp yurtdışındaki işlerine dönen vatandaşlar da şaşırdılar.
Kahvede karşılaştıkları arkadaşlarıyla vatandaşlık sorumluluğu üzerine konuştular:
“Şükür oylarımızı verdik. 11’inciyi seçtik”
“Bize 11’inciyi değil, 12’nciyi sordular!”
“Belki bizden sonrakilere de 13’üncü kim olsun diye sormuşlardır!”
***
Böylelikle tarihsel bir duruma imza atıldı.
11’inciyi seçecekken…
12’inciye geçiş yapıldı!
Vatandaş 11’inci cumhurbaşkanı için oy vermiş…
Ama 12’nci için sayıldı!
Çünkü, eğer kalem oynatmasalardı…
11’inci cumhurbaşkanı orada otururken…
11’inci cumhurbaşkanını kim seçsin oylaması yapılacaktı!
Böylece iki adet 11’inci cumhurbaşkanımız olacaktı!
Bizim için sorun yok da…
İhtimal ki, eşler arasında köşk dekorasyonu konusunda…
Duvar boyasında sorun çıkacaktı!
Bu kadar bölünmüşlük arasında, bir de köşkte boya badana bölünmüşlüğü yakışık almayacaktı!
Seçilmişle, “sevilmişin” davası olmaz deseler de…
Olacaktı!
Ama yine de halkın onayına sundular.
Sistemimiz “demokratik” olduğundan, oy vermeyene ceza koydular!
Halka soruldu:
Ne düşünüyorsunuz?
“Memur maaşları hakkında mı?”
“Hayır, o konu IMF’ye soruluyor. Sizin konunuz, cumhurbaşkanını kim seçsin?
“Hangisini?”
“11 ama, sen 12 anla!”
Halk oylaması yapılıyordu.
Ama halkın ne oylaması olduğundan haberi olmuyordu!
Hayrunnisa hanım ise köşkte tadilatı soruyordu.
Nasıl yapsak acaba?
Tavanlar plastik, duvarlar yağlı boya?
Aslında yağlı desem de…
Sen, nano boya anla!


 SERBEST KÜRSÜ => HER PARCANDA BİZ VARIZ

zelâl

Kaç zaman oldu seni tanıyalı, saymadım. Kaç zaman oldu sen gideli aramızdan ya da döneli aramıza. Zaman anlamını yitirdi artık. Özlem, hasret, acı iç içe geçeli hayli zaman oldu; bildiğim tek şey bu. Televizyon ekranında iki kutuya kilitlendi yüreğim en son. Hani şu seni koydukları kutulara. Sımsıkı sarılmak istedim sana, kutulara. Saçlarına dokunmak, gözlerine bakmak, ellerinden sımsıkı tutmak istedim senin, kutuların.
O kutuların içindeki her bir parçana sarıldık sımsıkı. Gideceğin yerleri saydı spiker, zulmün adını sıraladı bir bir. Sen, memleketine doğru yola çıktığında, korku saldığın yürekler vardı ve umut saldıkların. Sevdalıymışsın dağlara ya; o güzel yüzün kutulardan çıkıp, bir dağ resminin hemen üzerinde süsledi yaşamımızı. Sen giderken saklanan fotoğrafların çıktı bir bir. Seni tanıyalı kaç zaman oldu saymadım. En son, bir gecekondu mahallesinin bir balkonunda, senin de oturduğun yerde, dinledim seni. Ne kadarda yanı başımızdaydın bir ömür gibi.

Şu kahrolası ölüm sessizliği... Ölüme sessizlik dağılsın diye, öyle bir ses oldun ki yüreklerde ve beyinlerde, herkes seni konuştu. Nereye gidecektin... Ne önemi vardı ki? Zulmeden korktu, kabusları oldun şatafatlı gecelerinin.
Nereye gidecektin... Ne önemi vardı ki? Sağır olan tüm yürekleri kendine
getirdin.

Nereye gideceğinin önemi yoktu. 122. can kadar ses oldun yaşamda, kızıl karanfillerin halayında tilili.
Uğrunda ölen varsa, vatandır yaşanan topraklar. Her bir parçanla besledin bu toprakları. Yaratılan her güzel değerin sahibi halkımızı, yenilmez kıldın. Zulme kafa tutanların gücüne, güç kattın; umudu büyüttün her bir parçanla.

Hani diyorsun ya;
“... Özgürlüğe, eşitliğe, ekmek, adalete susamış halkımız için, her türlü zulme karşı bin gündür direnen yoldaşlarımız için...” canını feda ettin.
“... F Tiplerinde yok edilmek istenen halkımızın geleceği, çocuklarımızın geleceği. F tiplerinde devrimciler, kimse soğuktan donmasın diye, kimse açlıktan ölmesin, adalet ve ekmek herkes için olsun diye direniyor” .
... Analarımız, evladının, eşinin, kardeşinin, yanmış parçalanmış tanınmaz bedenlerine sarıldılar. Acılarını ağıtlarla dağladılar” “... Dünyanın bir ucunda da olsa, aç kalan, ağlayan bir çocuğun acısını, içinde hissettiğin için, onlara güzel bir dünya bırakmak için, canını feda ettin.
...Yok edilmek istenen, dostluk, sevgi, paylaşım, sahiplenme gibi değerlere sarılmak için, canını feda ettin.
Çocuğuna et götüremeyen baba, süt içiremeyen anne umutlandı belki de, onları düşünen biri var diye. Kim bilir, o kutulardaki gözlerini merak ettiler en çok.

Tüm bunları, bir kez de sen anlattın bize; anlayalım ve sımsıkı sarılalım diye değerlerimize, koruyalım diye insanlığımızı, canını feda ettin.
Tütün işçilerinin gözü yaşlı değil, ki seninde gözün arkada kalmasın. Mazlumun ahı yerde kalmayacak. Anadolu toprağı bereketlidir. Tıpkı seni bağrına bastığı gibi basacak, onlarca kızını, oğlunu daha.
"Siz mi kurtaracaksınız?" diyenlere, her bir parçanla cevap verdin, "Evet Biz!"
Direneceğiz; sonuna, sonsuza, sonuncumuza kadar direneceğiz.
Direneceğiz; sonuncumuza kadar; çünkü, her bir parçanda biz varız; biz olacağız her bir parçan.

Ya yeni bir yol bulacağız, ya yeni bir yol yapacağız; kazanmak için!

 

Forum => SERBEST KÜRSÜ => "...Yel dağı destanı.."

sewdiyar
(şimdiye kadar 11 posta)  24.10.2007 13:02:06 [alıntı yap]



Zemherinin en zorlu ayında,
Kırk yedi candık Yel Dağı’nda
Kökleri toprakta,
Gözleri patlamaya yüz tutmuş tomurcukta,
Kırk yedi can,
Kırk yedi partizandık,
Doksan üç’ün Ocağında.
Bahara gebe dağlarımın
Lanet okunası kışında,
Öfkemiz dorukta,
Bilincimiz kızıl bir ufukta,
Kırk yedi can,
Kırk yedi partizan,
Hain bir kuşatmadaydık.


Lakin;
Pülümür’den uzanıp,
Pulur’a varmakta,
Ve böylece kuşatmayı yarmakta
Kararlıydık.
Çünkü bir partizandık...


...Düştük yollara,
Vurduk dağlara.
Karları yara yara,
Dağları aşa aşa,
Vardık köylerde yanan sıcak ocaklara;
O ocakları ısıtan sımsıcak insanlara.
O insanlar ki dosttular.
Vurgun yemiş balıkları
Sinesine çeken okyanustular.
O insanlar ki halktılar.
Asi dağları kadar asi,
Zulme boyun eğmez “baldırı çıplaktılar”
Ve bu yüzden;
Dağların ardından sökün eyleyenlere,
Birer evlat gibi baktılar.
Yaralarına merhem sürüp,
Şehitlerini bağırlarına bastılar.
Atalarının,
Dedelerinin
Ve gül yüzlü bebelerinin
Yanı başına gömüp,
Ağıtlar yaktılar.


Yaşanan bir zulüm,
Bir tufandı.
Ve her bir anı,
Acı yüklü,
Umut yüklü,
Sevda yüklü,
Direnç yüklü,
Ve kahramanlık yüklü,
Bir türkü,
Bir destandı.
Ve “destanımızda
Yalnız onların adları vardı.”
Onlar ki,
Tarih yazan
Gerçek bir kahramandı.
Kimileri savaşçı,
Kimileri köylü,
Ama her biri bir bütün,
Bir ormandı.
Ve bu ormanın
Her bir ağacı aynı soydandı.
Ve bu soya zulmeden,
Onlara düşmandı.
Düşman,
Kan ve irin kokusu almış,
Komprador bir yılandı.


Yol, iki gün, iki gece sürmüştü.
Ve sanki yaşanan
“Uzun” bir “Yürüyüş”tü.
Ki her birimizi ayakta tutan
Yoldaş yüzlü şehitlerimizin
Suretlerinde kalan gülüş,
Ve geleceğe dair kurduğumuz
O büyük düştü.


Yol,
Dünden bugüne;
Bugünden yarına uzanan.
Kan,
Ter,
Ve barut kokusuyla örülmüş,
Ve dağ doruklarından,
Ve kaya oyuklarından süzülmüş,
Görkemli,
Ama zorlu bir yürüyüştü.
Ki bu zorlu yürüyüşte
Niceleri çürümüş,
Niceleri dökülmüştü.
Lakin;
Her dökülene inat,
Daha bir kök salıp büyümüştü.
Çünkü,
Bu örgünün her bir ilmeğine
Nice yoldaş bedeni düşmüş,
Ve daha nice yoldaş bedeni,
Yoldaşına sırdaş,
Kavgasına omuzdaş olan
Mavzerine sarılıp,
Baharın kokusu kadar tatlı,
Yarin dudağı kadar ballı
Ve sevdalısına teslim olacak kadar harlı
Namlusunu öpmüştü...


...Hiçbir zaman akıtmaktan çekinmedik,
Damarları zorlayan kanımızı,
Hiç bir zaman tereddüt etmedik.
Değiştirmek için “alınyazımızı.”
Ki bu yüzden,
Bir kez olsun yitirmedik inancımızı.
Kırk yedi can,
Kırk yedi partizan
Ve Birman,
Ve Mergasor,
Ve Xarşı,
Ve Mercan
Yek Vücut olup direndik,
Tamamlamak için destanımızı.


...Oysa ne bu zulüm onlara reva,
Ne bu ölüm bizlere devadır.
Çünkü, yüreğimizi saran
İflah olmaz bir sevdadır.
Ki bu sevda uğruna
Yeniden düştük yollar.
Vurduk dağlara,
Her seferinde
İhanete vura vura
Yeniden tutuştuk kavgalara,
Ki dana nice kavgalara tutuşup,
Nice destanlar yazacağız
Umut yüklü yarınlara…


 
Süper Devrimciler (!)

Her gün aralarında eski Sovyetler Birliği ve Çin Halk Cumhuriyeti'nden olanlar da dahil geleneksel haber ajanslarında Küba hakkında çıkan haberleri dikkatli bir şekilde okuyorum. Latin Amerika basını, İspanya ve Avrupa'nın kalanından da haberler geliyor.

1930'lardakine benzer bir uzun durgunluk tehdidiyle karşı karşıya kaldıkça tablo belirsizleşiyor. 22 Temmuz 1944'te ABD hükümeti dünyanın en büyük askeri gücü olarak Bretton Woods antlaşmasıyla doların uluslararası değişim parası haline gelmesi ayrıcalığını kazandı. Bu ülke savaştan sonra, 1945'te bozulmamış ekonomisiyle dünya altın rezervlerinin yüzde 70'ini elinde bulunduruyordu. 15 Ağustos 1971'de Nixon basılan her dolar için altın yedekleme fikrini tek taraflı olarak askıya almaya karar verdi. Bununla, elinde kalan altın rezervlerinin gerçek değerinin 20 katına mal olan Vietnan katliamını finanse etti. O zamandan beri, ABD ekonomisi dünyanın geri kalanının doğal kaynakları ve tasarruflarıyla ayakta duruyor.

En gelişkin ülkelerin, küçük bir varlıklı azınlığın lüksü ve israfıyla kuşatılmış büyük çoğunluğun fakir olduğu ülkelere uyguladığı yatırım ve tüketimle sürekli büyüme teorisi sadece aşağılayıcı değil, aynı zamanda yıkıcıdır da. İnsanlığın çok küçük bir kısmı olayların arkasındaki tarihten haberdar olsa da bu yağma ve korkunç sonuçları halkların başkaldırmasına neden oluyor.

ABD'nin kullandığı doğal kaynaklar listesinde en yetenekli ve iyi yetişmiş beyinler de var ve dünya mal ve hizmetler pazarında onların da fiyat etiketleri var.

Sözde aşırı solun süperdevrimcilerine ne oluyor? Bazıları basitçe gerçekçilikten nasibin almamış, bazıları ise tatlı rüyalar görmekten zevk alıyorlar. Diğerleri hayalperest olmaktan uzaklar ve konu hakkında uzmanlar: Ne söylediklerini ve neden söylediklerini biliyorlar. Bu dikkat edilmesi gereken iyi düşünülmüş bir tuzak. Devrimlerimizi tanıyorlar ama bunu bize lütuf bahşedermişçesine yapıyorlar. Gerçekten bilgi eksikleri mi var? Pek öyle değil. Sizi temin ederim ki kesinlikle çok bilgililer.Bazı konularda, Küba'yla dostlukları sayesinde kıyılarımızdan sadece 90 mil uzaklıktaki emperyal komşumuzun herhangi bir itirazına maruz kalmadan birçok uluslararası toplantıya katılıyor ve Küba'dan ya da başka ülkelerden insanlarla sohbet edebiliyorlar.

Bu kişilerin devrime tavsiyeleri nedir? Saf zehir; neoliberal formülün en bayağısı.

Zaten abluka filan yok; o Kübalıların bir icadı.

Devrimin en yüce başarısını, eğitimdeki çabaları, tüm halkın yeteneklerini işlememizi önemsizleştiriyorlar. Bazılarının basit ve zor işler yapması gerektiği düşüncesine su taşıyorlar. Bilimsel yatırımların sonuçlarını hafifseyip maliyetini abartıyorlar. Daha kötüsü, Küba'nın, Devrimin mütevazi kaynaklarıyla dünyaya sağladığı sağlık hizmetini küçümsüyorlar. Zarar verici yatırımlar öneriyorlar ve sağladıkları rant gibi hizmetler pratikte zaten ücretsiz. Eğer konut alanındaki yabancı yatırımlar zamanında durdurulmasaydı, Küba'da kalan ya da dışarıda yaşayan yabancılara yapılan satıştan elde edilen gelir dışında hiçbr kaynak olmadan daha onbinlerce ev inşa edeceklerdi. Dahası, bunlar, üretici şirketler için organize edilmiş bir yönetim tarafından idare edilen ortak kurumlardı. Alıcıların ve mülk sahiplerinin yetkileri sınırsızdı. Ülke, bilim ya da bilgisayarlar hakkında bilgi sahibi olma gereği duymadan bu kişilere ya da müşterilere konut sağlayacaktı. Birçok konut düşman istihbarat ajansları veya onların müttefikleri tarafından ele geçirilebilirdi.

Bazı çok önemli pazarlara hükmettikleri için ortak işletmelerin bir kısmına ihtiyaç duyuyoruz. Ama onların ülkeyi paraya boğmalarına ve egemenliğimizi satmalarına izin vermeyiz.

Böyle bir müdahale öngören süper devrimciler, damıtıldığında çevreye zarar vermeden elektrik üretebilen ve her yıl 100 milyonlarca dolar kazandıracak olan doğal gaz gibi ekonomik olarak belirleyici olan diğer kaynakları bile bile yok sayıyorlar. Küba'da başlatılan ve tüm dünya için hayati ve belirleyici bir role sahip Enerji Devrimiyle ilgili tek bir kelime etmiyorlar. Daha da ileri gidiyorlar: ABD'nin, Batı Avrupa'nın ve diğer gelişmiş ülkelerin arabaları tarafından tüketilen dizelin yüksek fiyatına karşı koymak için Küba'da yarı-köle emeğiyle üretilen şeker kamışı gibi bir üründe enerji fırsatı görüyorlar. Gıda ürünleri fiyatı iki üç katına çıkarken insanlarda egoist bir içgüdü gelişiyor.

Devrimci eserimiz hakkında kimse benim kadar eleştirel olmamıştır ama beni asla imparatorlukların en kötüsünden özür diler ya da yardım dilenirken göremeyecekler.

Fidel Castro Ruz,


KÜBA`YI ASLA ALAMAYACAKLAR

Umarım hiç kimse benim Bush'a keyfi bir şekilde saldırdığımı düşünmüyordur. Eminim onun politikalarını bu kadar fazla eleştirmemin nedenlerini anlayacaklar.

Robert Woodward, Washington Post'ta Carl Bernstein'la birlikte yazdığı ve sonrasında başkan Nixon'un soruşturulmasına ve istifasına neden olan makaleler dizisine imza atmış Amerikalı bir gazeteci ve yazardır. On çok satan romanın yazarı veya ortak yazarıdır. Korkunç tarzı sayesinde röportajlarındaki itiraflara kasten ters anlamlar yüklemeyi çok iyi başarıyor. State of Denial (İnkar Devleti) adlı kitabında Irak savaşının başlamasından 3 ay sonra, 18 Haziran 2003'te, çok önemli bir toplantının ardından Beyaz Saray'daki ofisini terk ederken Bush'un Jay Garner'in sırtına kabaca vurarak şöyle dediğini yazmış:

"Hey, Jay İran'ı ister misin?"

"Efendim bu konuyu çocuklarla konuştum ve Küba'da karar verdik. Küba'da rom ve sigarlar daha iyi... Kadınları da daha çekici."

Bush güldü. "Tamamdır. Küba'yı aldınız."

Bush'un bilinçaltı ona ihanet ediyor. Karanlık köşelerden nasıl bir skor elde edilebileceğinin beklentilerini açıkladığında bu onun aklındaydı zaten ve Küba bu karanlık köşeler arasında özel bir yer tutuyor.

Irak İçin Savaş Sonrası Planlama Ofisi'nin başına getirilen ve yakın zamanda emekli olan üç yıldızlı general Garner, gizli bir şekilde Ulusal Güvenlik Başkanlık Talimatı oluşturdu ve Bush tarafından savaş stratejilerini gerçekleştireceği sıradışı bir adam olarak tarif edildi. 20 Haziran 2003'te görev belirlendi ve aynı yıl içinde 11 Mayıs'ta Rumsfeld'in zorlamasıyla göreve getirildi. Garner, Irak'ta yürütülen stratejiyle ilgili görüş ayrılığını Bush'a ifade edecek kadar küstah değildi. Onun kafasında aynı amaçla başka bir plan vardı. Son birkaç haftadır deniz donanması ve ABD hava gücünü taşıyan bir dizi gemi deniz gücünün destek güçleriyle İran sahasının birkaç mil ötesinde bulunan İran Körfezi'nde manevra yapıyor.

Halkımızın zalim abluka yüzünden çektiği sıkıntılar yakın zamanda 50 yılı bulacak, dünya üzerinde yasadışı göçü kışkırtan "Adaptasyon yasası"nın uygulandığı tek ülke olan Küba'ya karşı yürütülen bu kirli savaş yüzünden oğullarımızdan ve kızlarımızdan binlercesi hayatını kaybetti. Bu yasa yüzünden de Küba vatandaşları kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere yaşamını yitirdi. 15 yıldan daha uzun zaman önce Küba, temel pazarlarını ve gıda, enerji, makine, ham maddeler ve uzun dönem düşük faizli finans gibi birçok kaynağını yitirdi.

Neredeyse SSCB'nin çözülüşünden hemen sonraya denk gelen sosyalist bloğun çökmesi herşeyi parçalara ayırdı. Emperyalist ablukayı sıkılaştırdı ve uluslararasılaştırdı. Bizim yetersizliklerimize rağmen oldukça iyi dağıtabildiğimiz protein ve kalori miktarında yaklaşık yüzde 40 oranında bir azalma oldu. Göz, sinir iltihapları ve başka birçok hastalık ortaya çıktı ve ilaç kıtlığı ablukanın da etkisiyle günlük hayatımızı etkileyen bir sorun haline geldi. Bizi demoralize etmek için sadece yardım hareketleri aracılığıyla gelen ilaçların ülkemize girmesine izin veriliyordu ve bu daha sonra yasadışı bir ticaret ve karaborsa kaynağı oldu.

Kaçınılmaz olarak "özel dönem" geldi çattı. Bu dönem saldırı politikasının sonuçlarının bir toplamıydı ve bizim emperyalistin dev medya makinesi tarafından beslenen zararlı etkilere yol açan ciddi önlemler almamıza neden oldu. Kimileri üzüntüyle, kimileri de oligarşik bir sevinçle herkes Küba Devrimi'nin parçalanmasını bekliyordu.

Çevrilebilir para birimi sosyal bilincimize inanılmaz şekilde zarar verdi ve az ya da çok eşitsizlikler ve ideolojik zayıflık yarattı.

Tüm ömrü boyunca Devrim insanlara öğretti: Yüz binlerce öğretmen, doktor, bilim adamı, aydın, sanatçı, bilgisayar mühendisi ve üniversite mezunu ve mezuniyet sonrası derecelere sahip bir düzine profesör yetiştirdi. Bu zengin birikim hiçbir üçüncü dünya ülkesinden beklenmeyecek bir şekilde bebek ölüm oranını son derece düşük bir seviyeye indirmemizi ve nüfusun eğitim seviyesini 9. sınıfa kadar çıkartmanın yanı sıra yaşam beklentisini de arttırmamızı sağladı.

Benzin fiyatlarının çarpıcı olarak yükseldiği bir dönemde uygun ödeme koşullarında benzin teklif eden Venezuela Bolivarcı Devrimi sayesinde belirgin bir ferahlama yaşadık ve ülkemiz büyüyen oranlarla kendi enerjisini üretmeye başladığı için önümüzde yeni olanaklar açtı.

Ülke üzerindeki çıkarlarına yoğunlaşan emperyalist ülke, yıllardır Devrim'i yok etmek için planlar yapıyor ve bunu 2002 yılının Nisan ayında denedi ve bunu her fırsatta bir daha deneyecek. İşte Bolivarcı devrimlerin direnişe hazırlanmalarının nedeni bu.

Bu arada Bush, direk bir emperyalist yönetim sağlamak için yasaları ve müdahaleci hükümeti öne sürerek Küba'yı işgal planlarını yoğunlaştırmış bulunuyor.

Bretton Woods'ta ve doların altına çevrilmesine son veren altın standartlarını ortadan kaldıran Nixon'un dolandırıcılığı sayesinde, ABD'ye bahşedilmiş imtiyazlara dayanarak, emperyalist on trilyonlarca dolar, 12 sıfırlılardan daha fazla rakamlar aldı ve ödedi. Ülkenin savunulamayacak ekonomisinin kaynağı budur. Dünya nakit rezervlerinin büyük bir bölümü bono ve tahviller olarak ABD hazinesinde bulunuyor. Bu nedenle pek çok kişi 1929'da bu kağıt tahvillerin değersizleşmesine neden olabilecek bir dolar krizinden kaçındı. Bugün, bir doların altın değeri Nixon zamanındaki değerinden en az 18 kez daha azdır. Bu değer düşüklüğünün aynısı şimdi de rezervlerde meydana geliyor.

Bu kağıt tahviller, şu anki değerlerini koruyor çünkü sürekli ve fiyatları korkunç şekilde yükselen ve modern silahlar, hiçbir üretime katkısı olmayan silahlar, ancak bu şekilde satın alınabiliyor. Amerika Birleşik Devletleri dünyanın en çok silah ihracatı yapan ülkesidir. Yine bu kağıttan tahvillerle en karmaşık ve en ölümcül toplu katliama neden olan silah sistemleri geliştirdi ve bununla dünyadaki zorbalığını güçlendiriyor.

Bu güç gıdanın benzine dönüşmesi fikrinin empoze edilmesine müsaade ediyor ve farkedilir derecede hızlanan küresel ısınmayı engellemek için yapılan herhangi bir girişimi ve sorumluluğu paramparça ediyor.

Açlık ve susuzluk, daha şiddetli fırtınalar ve büyük deniz dalgaları bu Tiranların ve Truvalıların emperyal politikaları nedeniyle dayanmak zorunda kaldıkları acılar. Sadece önemli derecede enerji tasarrufu ile insanlık soluklanabilir ve türlerin kurtuluşuna dair umut besleyebilir, ama zengin ulusların tüketici toplumları bu konuda kesinlikle dikkatsiz.

Küba nereden geldikleri ya da ellerindeki silahları ne olursa olsun işgalcilere karşı kapasitemizi ikiye katlayan mütevazı ve ama aktif ve etkili savunma silahları endüstrisi de dahil olmak üzere halkının dövüşme kapasitesini geliştirmeye devam edecektir. Kapitalizm tarafından ölçülen şu adı çıkmış Gayri Safi Milli Hasıla büyümese de, gerekli materyalleri ve uygun ateşleme malzemelerini edinmeye devam edeceğiz. Çünkü onların GSMH'sı tüm vatandaşlar için ücretsiz eğitim ve sağlık hizmeti gibi başlıkları içerse de özelleştirme, uyuşturucu, seks hizmetleri ve reklam değerleri üzerinden ölçülüyor.

Yaşam standardı yıldan yıla bilgi, öz saygı ve halkların itibarı ile artırılabilir. İsrafın azaltılması yeterli olacaktır ve böylece ekonomi büyüyecektir. Her şey bir yana biz gerekli ve mümkün olduğu kadar büyümeye devam edeceğiz.

"Özgürlüğün bedeli yürektir ve ya onsuz yaşamayı tercih edeceğiz ya da bedelini ödeyerek onu satın alacağız" demiştir Martí.

"Küba'yı ele geçirmek isteyenlerin ellerine sadece kana bulanmış toprağının tozu geçecektir, tabi o da savaşta yok olmazsa" diye haykırmıştır Maceo.

Bu şekilde düşünen ilk devrimciler bizler değiliz! Ve sonuncular da olmayacağız!

Bir adam satın alınabilir ama bir halk asla!

Kader emperyalistin ölümcül silahını benim kurtarabileceğime karar vermiş. Yani hastalanmamın üzerinden 1 yıl geçti ve yaşam ve ölüm arasında gidip gelirken 31 Haziran 2006'daki bildirimde şunu ifade etmiştim: "Halkımızın ve devrimimizin kanlarının son damlalarına kadar savaşacağından en ufak bir şüphe dahi duymuyorum."

Sayın Bush, siz de şüphe duymayın.

Küba'yı hiçbir zaman ele geçiremeyeceğinizi garanti ederim.

Fidel Castro Ruz

Forum => SERBEST KÜRSÜ => "Popüler Kültür Ve Çelişkileri Üzerine"

sewdiyar
(şimdiye kadar 11 posta)  17.10.2007 22:04:43 [alıntı yap]

“Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge
Yaprak döker bir yanımız,
Bir yanımız bahar bahçe”...

1950’li yıllardan bu yana başlıbaşına bir başlık, bir alan olarak ele alınmaya başlayan popüler kültür terimi 1980’lerden bu yana egemen kuramcılar tarafından kitle kültürünün yerine kullanılıyor. Teknolojiye hakim sermayenin yeni medya olarak adlandırdığımız interaktif iletişim kanalları da yüzyılın başında etkili ideolojik silahları haline sokuldular.

Evrensel değerleri paylaşmakta adaletli davranmayanlar önce şiddetle yaratamadıkları zenginliğe “kültürel” silahlar kullanarak ulaşmayı deniyorlar. Bir Afrikalı sözü bunu iyi özetlemiyor mu?: "Beyazlar geldiğinde İncil onların, topraklar bizimdi. Gittiklerinde İncil bizim, topraklar onların olmuştu"… Demokrasi, insan hakları, bağımsızlık ya da özgürlük diye özetlenen batılı felsefesi sadece bireyciliğe, çıkarlara dayalı bir eşitsizlik ve çelişkiler üzerine kurulmuştu. Günümüzde açlıktan, şiddetten, ve savaşlardan ölen binlerce hatta milyonlarca insanla çok açık bir acı tablo sergileniyor. Sömürgecilerin günümüzde dayattıkları değerler hegemonya sürdürmekten başka bir anlam taşımıyor.

Sinema, televizyon filmleri, basılı araçlar derken yeni medya olarak tanımlanan internet vs. ile günümüzde kitlesel iletişim araçları YDD’nin egemen çevrelerine kitleler için her türden çekici, dayanılmaz gelen olanaklar sunmaya başladı. Popüler filmler hicvedilip eleştiri olarak yaygın iletişim tekellerinin sponsorluğunda kotarılsa da onlar da cep telefonlarına mesaj olarak iniyor, fragmanları izleniyor, müzikleri dinleniyor. Gazete sayfalarında bu filmlerle ilgili boy boy ilanlar veriliyor, haberler yayınlanıyor. Milyonlarca dolarlık bütçeler bu filmlerin yapımı için harcanıyor: Film platoları kurulup kostümler dikiliyor, binlerce figüranla oyuncu, set işçisi ve teknik ekip o yapımlarda rol alıyor. Sonuçta afili markalarla “jan jan”lı filmler kitlelerin zevk ve arzularına göre pazara sunuluyorlar.

Artık reçeteler de hazır. Çok azı dışında hiçbir film eleştiriye, sansüre uğrayamıyor. Çünkü medya ve sinema tekelleri iletişim sektörünün önemli bir bölümüne hakim, kitlelere kendi istedikleri elbiseyi biçip giydiriyorlar, çıkara uymayan yeniden biçimlendirilip kitabına uyduruluyor. ABD’ye saldırı ve tehdit bu filmlerde olduğu gibi tüm dünyaya yapılmış –aslında düzene- sayılıyor ve neredeyse toplu olarak ve derhal karşılık buluyor. İşgalciliğine karşılık Amerikan tür filmlerinde ve özellikle günümüzde revaçta olan bilim-kurgularında istilacıların da şer gücü olarak gösterilmesi bir paradoks değil mi?

Batı dünya politikasını kültürel araçlarla yönlendiriyor. Dünya ekonomisinin yarıdan çoğunda söz sahibi olduğu gibi günümüzde ülkemizde ve pek çok ülkede film pazarının da önemli bölümünü elinde tutan ABD’nin başını çektiği batılı uygarlığın önce topraklarına sahip çıkıp köleleştirdikleri yerlilerle bugün işgal ettikleri topraklarda yaşayan gerçek emekçilere uygulanan politikalar arasında pek fark yok, Afrika’da, Amerika’da veya Asya’da zorla sömürgeleştirilen ve günümüzde kültürel aygıtlar ya da şiddet zoruyla işgale uğrayan ülkeler hem bağımsızlıklarını hem de kaynaklarını yitirmiş oluyorlar. Ötekisinin kim olursa olsun çıkarlar uğrunda tıpkı popüler sinemanın tanımladığı gibi mitler, beyaz adamlar, sözde kahramanlar tarafından dışlanması sonra düşman ilan edilip yok edilmesi gerekiyor. Tekeller kazansın, düzen sürsün diye bu kısır döngü için açlıklar, yoksulluklar ve savaşlar sonucunda binlerce, milyonlarca insan feda ediliyor.

Kitle iletişim aygıtlarınca kullanılan kültür Althusser gibi kuramcılara göre devletlerin tipik ideolojik aygıtlarından birisi. Beyin yıkamak için güçlü bir silah olan medya onu mülkiyetinde bulunduran burjuvalarca birçok işlevine rağmen sadece çıkarlar için kullanılıyor (özellikle propaganda, zevk ve eğlence aracı olarak).

Hegemon öte yandan yetinmeyip kitleleri sistemin aygıtlarıyla kontrol altına alıyor. Uydu, bilgisayarlar ve kameralarla yığınlar sürekli gözlem altında tutuluyor. Yaşanılan her alan “panoptikon” tipi hapishaneye dönüştürülmüş durumda. Göçmenlere, bir zamanlar zorla köleleştirilen insanların torunlarına batılılarca reva görülen muamele artık bu. İşçiler, işsizler, evsizler, yoksullar, zenciler başta ABD kapitalizminin mağdurlarına olmak üzere batı şimdi aygıtları daha da geliştirilmiş bir izleme modeliyle yaklaşıyor. Popüler sinema ise bu gerçek üzerine kurulu; Ödül ve ceza içeriyor…

Popüler sinema türlerinin hepsi otorite sürdürmek gibi amaçlı. Geçen yüzyılın başında ABD’nin militer kuruluşlarının girişimleriyle tüm dünyaya ve ülkemize de giren Amerikan popüler tür sineması kültürel emperyalizm ve kapitalizmin bir silahı olarak kullanıldı. Hatırlanacağı gibi önce western, sonra müzikalleri ardından sıklıkla korku ile bilim ve kurgu filmlerini devreye soktu. Western kahramanları yerlilerin topraklarını işgal eden beyaz adamın otoritesini ve uygarlık getirdiğini iddia ederek meşruluğunu temsil ediyordu, müzikallerle sürekli sekteye uğrayan kapitalizmin bunalıma soktuğu bireylerle topluma yeniden özgüven aşılanıyordu. Korku sinemasıyla sistemin dışına çıkanlara gözdağı veriliyor, bilim-kurgu da dünyaya aslında ABD’ye saldıran –uzaylıların- yabancıların kötülüğüne gönderme yapıyordu.

1980’lere gelindiğinde bir yandan hızlı endüstrileşmeyle sinema Amerikan tekellerine kalmış bir yandan da radyo ve televizyonun ülkemizde olduğu gibi bütün dünyada sermayenin kontrolu altına girmesiyle iletişim toplumsal işlevini kaybederek burjuvazinin denetiminde tek yönlü ve tüketim amaçlı iletişim halini almıştır. Telekomünikasyon ve yayıncılık gibi yatırım maliyetleri yüksek iletişimle ilgili alanlar buna karşılık sermaye için sadece kar eden kuruluşlar olarak görülmeye başlanmıştır ya da bu kuruluşlar emperyalist amaçlarla devletin iktidar ve hegemonya sürdürmekte kullandıkları birer propaganda aracı haline sokulmuşlardır.

Kitle kültür kavramı sanayi devrimi sonrası ortaya çıkmış ve kültürel değerler burjuva sınıfı sermaye ideolojisinin istediği gibi hızla biçimlenmeye başlamıştı. Kitlesel araçların gelişip devreye girmesi özellikle bu alanda endüstrileşmenin bu sürecin hızlanmasında rolü büyük oldu. Kitle iletişim araçlarının kullanımı bütün dünyada yaygınlaştıkça tek yönlü kültürleme süreci çeşitli toplulukları ve kültürleri hegemonun istediği doğrultuda homojenleştirmişti. Eskiden Roma’ya çıkan yollar ABD’ye, emperyalist merkezlere uzanıyor, geçmişin ikmal merkezleri yeni “parangarice”i bu odaklardan beslenen sinema salonları, dağıtım şirketleri, tv kanalları vs. oluyordu günümüzde. Aynı elbise yalnız ekonomileri değil bedenleri de sarmaladı. Bentham’ın fiziki Foucault’un metafor olarak tanımlamış oldukları bugünkü F tipleriyle somutlanan küresel hapishane diye özetleyebileceğimiz dünyada aynı kitaplar okunup herkese aynı filmler izlettiriliyor. Marx’ın “bireylerin yaşamlarını ortaya koyuş tarzı, onların ne olduklarını çok kesin olarak yansıtır” demesinde olduğu gibi toplumsal ilişkilerin ve günlük yaşamın bir aynası olan birey zor veya kültürel yolla şekillendirildiği sistemin de bir parçası haline getiriliyor.

Yeni sömürgecilik ya da neo-emperyalistler kendi bildiklerini okuyup kararlarını uygular çeşitli uluslar arası kurumlar ve mekanizmalar kanalıyla batılı değerler diye yuttururken silahlanmaya milyarlarca dolar harcıyor. Her yıl binlerce çocuk ise beslenme yetersizliği, hastalık ve savaşlar nedeniyle ölüyor (Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyesi olan 5 ülkenin silah üretimindeki toplam payı yüzde 88 olup günde 800 kişi bu silahlarla can veriyor. Oysa dünyada hergün 24 bin kişi açlıktan ve yetersiz beslenmeden hayatını kaybediyor. Silah satışında ve militer harcamalarda başı çeken ABD’nde ise yılda 300 bin kişi aşırı beslenmekten ölmekte, bu ülkede 3 yetişkinden biri obesittir)…

Güneş balçıkla sıvanamaz. Tekelci kapitalizm bir yandan meta üretim ve tüketimli dayattığı yaygın kültür bir yandan yarattığı imajlara dayalı sahte dünyasıyla sorumlusu olduğu bu anlamsız ve insanlık dışı çelişkiyi örtmeye çalışırken bir yandan amansız gibi görünen yaman çelişki acımasızca daha da sarıyor kitleleri ve Hasan Hüseyin’in “Amenna” adlı şiirinde dile getirdiği bir gerçeklik olarak küresel şiddet yoluyla sürekli sürekli savunuluyor…

 


--------------------------------------------------------------------------------

Bütün konular: 298
Bütün postalar: 318
Bütün kullanıcılar: 51
 
 
 
 
      
 
  
 
Giriş Sayfası Yap
 



Radyo DevrimKurtulus
  
 
 
 
   Biz Kimiz  
 
  
   70’LERDEN BUGÜNE UMUDUN TÜRKÜSÜNÜ SÖYLÜYORUZ BİZ .

ANADOLU TOPRAKLARI BURASI

İSYANLARA GEBE ,ÖZGÜRLÜĞE HASRET…

HER KARIŞINDA ALIN TERİMİZ OLAN TOPRAKLAR .

İŞTE BU TOPRAKLARDA ADALILARLA KESİŞİR TARİHİN YOLU

ONDAN GAYRI ADALILARIN TARİHİDİR NAKŞEDİLEN.

HALKLARIN ADALILARIN TÜRKÜSÜDÜR DİLLERDEN DÜŞMEYEN

BİZLER ADALIYIZ.

DİLİMİZDE AYNI EZGİLER , YÜREĞİMİZ TETİKTE,YELKEN AÇMIŞIZ ADAMIZA

YANİ BAĞIMSIZLIĞA , ÖZGÜRLÜĞE , KURTULUŞA .

UMUDUN ÖYKÜSÜ BU 70’LERDEN BUGÜNE BÜYÜTTÜĞÜMÜZ.

BiZ LER DEV-GENÇLİYİZ.

ÜNİVERSİTELERDEN MEYDANLARA IRMAK GİBİ AKAN

İŞGALLERDE ,BOYKOTLARDA EN ÖNDE OLAN.

68’LERDE 6. FİLOYU DENİZE DÖKENLERİZ BİZ.

ANTİ-EMPERYALİST MÜCADELE BAYRAĞI ELLERİMİZDE .

DEV-GENÇLİYİZ BİZ .

TARLADA KÖYLÜ ,FABRİKADA İŞÇİYİZ .

İŞBİRLİKÇİLERE,AJANLARA YAKTIĞIMIZ ATEŞLE

ÜNİVERSİTELERDEN SES VERENLERİZ BİZ .

AJAN KOMER’LERİN ARABASINI TUTUŞTURAN YANGINLARIN KIVILCIMIYIZ

GREVLERDE ,YÜRÜYÜŞLERDE GÖRÜRSÜNÜZ BİZİ.

KAVGA ZORLUDUR,BEDEL İSTER .

ÖDÜYORUZ. GÖZÜMÜZÜ KIRPMADAN .

DENZİLERLE DARAĞAÇLARINA ÇIKANLAR BİZ .

KÖLELİK ZİNCİRLERİ ÇEKİLMEYE ÇALIŞILIRKEN ,HALKLARIMIZIN BOYNUNA

‘’ YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE’’ DİYENLERİZ BİZ.

SER VERİP SIR VERMEYENLERİZ

ZİNDANLAR AĞIT YAKAR ARKAMIZDAN

HERŞEYDEN ÖTE YOLUMUZ ÇAYANLARIN YOLUDUR DİYEN

CEPHELİLERİZ BİZ

71 DARBESİYLE SET ÇEKİLMEYE ÇALIŞIRLAR AKIŞIMIZA DURMAYIZ ,TAŞARIZ

BALYOZCULAR OLUR YİNE KAYBEDEN.

DEVRİMCİ DAYANIŞMA KÜLTÜRÜNÜCANLARINI ORTAYA KOYARAK YARATANLARIZ BİZ.

HALKLARIMIZIN GELECEK DÜŞLERİ , ÖZLEMLERİ, UMUTLARIDIR SAVUNDUĞUMUZ,

KAVGAYI BÜYÜTMEKTİR ….

MALTEPE’DE KUŞATILIRIZ

HAZİRAN SICAĞI DEĞİL CEVAHİR SICAKLIĞIDIR HİSSETTİĞİMİZ.

BİN YILLARDIR TESLİM ALMA ÇABASINDADIR EGEMENLER DÜŞLERİMİZİ

TESLİM ALMAK İSTERLER UMUTLARIMIZI,DEĞERLERİMİZİ…

ÇARPIŞIRIZ CEVAHİRCE

TESLİM ETMEYİZ BENLİĞİMİZİ,KİMLİĞİMİZİ

BİZİ BİZ YAPAN DEĞERLERİMİZİ,DÜŞÜNCELERİMİZİ…

ÖLÜRÜZ AMA SOLDURMAYIZ SOL GÖĞSÜMÜZ ALTINDAKİ CEVAHİRİ

MAHİRLER GİBİ TUTSAKLIK DÜŞER PAYIMIZA BİZİM .

YOLDAŞLIĞI ÖĞRENİRİZ MAHİRDEN ULAŞTAN

ÖZGÜRLÜK FİRAR OLUR KOŞARIZ ARDI SIRA

CENK MEYDANLARIDIR YERİMİZ BİZİM..

BiZ LER DEV-GENÇLİYİZ.
  
 
 
 
   Tutsaklar  
 
  
 

CEZAEVINDE BULUNANLARIN LISTESI (OCAK 2007)

Agri M Tipi Cezaevi

Fadime Ozkan

Antep H Tipi Cezaevi

Sevim Kaptan Olcmez, Sinan Tanriverdi, Mehmet Guzel

Adana Ceyhan Cezaevi

Resmiye Vatansever

Adana Kurkculer E Tipi Cezaevi

Diren Yildiz, Arzu Mazi, Nebiha Araci, Nesrin Yazar , Mehmet Emin Cece

Adiyaman E Tipi Cezaevi

Ilyas Dogan, Menaf Osman , Veysel Avci

Amasya Cezaevi

Hatice Yaman

Balikesir Kapali Cezaevi

Ugur Ok

Bayrampasa Ozel Tip Cezaevi (Istanbul)

Ersin Koca , Ilhan Karakis

Bolu F Tipi Cezaevi

Taylan Balataci, Halil Gundogan, Nurettin Erenler, Kerem Ozdikmenli , Turgut Kocak, Huseyin Cevik , Murat Gunes , Abdullah Altun , Emin Fidanci , Hakan Onur, Mehmet Bogatekin , Erdal Koc, Huseyin Ozen , Mehmet Kulaksiz, Ahmet Demirtas, Taylan Aydogdu

Bursa H Tipi Cezaevi

Comert Bozkurt

Burdur E Tipi Cezaevi

Nibel Genc

Diyarbakir D Tipi Kapali Cezaevi

Serdal Isik , Erkan Akhatan, Murat Mutluer, Alparslan Yerlikaya, Ridvan Tekes, Berdan Arslan, Ali Ihsan Ciplak, Ali Ekber Kaya , Mustafa Naci Toper , Seyfi Gul , Erdogan Koyun

Diyarbakir E Tipi Kapali Cezaevi

Canan Kilic, Seyhan Namaz , Ilkay Dogan, Eylem Vural , Ayse Isik, Makbule Karakaya , Baris Isi, Mehmet Fidanci

Elazig E Tipi Cezaevi

Sevgi Tas, Sevcan Goktas, Zehra Ergen, Huseyin Ozturk, Volkan Altunay , Delil Cevik

Elbistan E Tipi Cezaevi (Maras)

Gulistan Arslan , Ozlem Aydin, Guler Zere, Gulay Efendioglu , Besime Duru

Edirne 1 Nolu F tipi Cezaevi

Zeynel Firik, Aytunc Altay, Huseyin Sarikaya, Erol Engin, Arslan Karsli, Ali Hidir Polat, Bayram Namaz , Sedat Senoglu , Hasan Ozan, M. Ali Polat, Soner Cicek , Mehmet Ciftci, Ali Osman Kose, Haci Demir, Ercan Kartal , Bekir Simsek, Muzaffer Avci, Ergun Aydogan, Olgun Uygun , Rasim Ozdemir , Zeynel Abidin Simsek, Isa Kaya, Enver Yanik , Nurettin Kilic , Osman Demir , Mehmet Ali Firat, Taner Tas, Ilker Deniz, Ali Uludag, Suat Kolca, Yasar Duman, Selahaddin Sumeli, Mahmut Bozdag, Ali Kartal , Erzurum H Tipi Cezaevi , Haydar Sonmez, Mustafa Kocaturk , Eylem Irgas, Zeynep Ozkul , Muzaffer Yilmaz, Nasir Ozmen, Nusret Yildiz

Ermenek M Tipi Cezaevi (Karaman)

Atilla Kaya

Gaziantep H Tipi Cezaevi

Hasan Dal

Gebze M Tipi Cezaevi

Serpil Cabadan, Aysel Guldogan A-9, Mehtap Tayboga, Zeynep Avci , Binnaz Demirtas, Fatma Siner, Hatice Bolat, Sultan Ulusoy, Bilgi Tagac , Fethiye Ok, Arzu Torun, Fusun Erdogan , Elif Almakca , Figen Yuksekdag, Ayse Yumli Yeter, Selver Orman, Cicek Otlu, Ozge Kelekci , Gunes Senyuz, Hatice Duman, Ozlem Cihan, Ceylan Bagriyanik, Tulin Soyhan , Yeliz Turkmen , Yildiz Keskin, Yeliz Kilic , Ayten Ozturk, Naciye Barbaros, Pembe Ozlem Ongun, Zohre Yalcin

Kandira F Tipi Cezaevi (Kocaeli)

Hasan Gulbahar, Ufuk Keskin, Huseyin Polat, Umit Ilter, Mehmet Yayla , Ezgin Engin, Haydar Ceylan, Ibrahim Sahin, Mete Tuncer 1 nolu f, Tamer Tuncer 1 nolu f, Ufuk Keskin 1 nolu f, Gokhan Gunduz 1 nolu f , Umit Ilter 1 nolu f, Malik Koparan 1 nolu f , Ezgin Engin 1 nolu f, Veli Dikme 1 nolu f, Ali Teke 1 nolu f , Riza Kartal 1 nolu f , Taner Korkmaz 1 nolu f , Edip Tarhan 1 nolu f , Mehmet Saglik 1 nolu f, Baris Inan , Cem Demirtas, Baris Acikel, Nuri Akalin 2 nolu f , Ercan Tanriverdi 2 nolu f, Hasan Koc 2 nolu f, Naif Bal 2 nolu f, Nevzat Gungor 2 nolu f

Kirsehir E Tipi Cezaevi

Adnan Aricak, Bernar Satar, Ecevit Akbas, Savas Kilic

Kirklareli E Tipi Cezaevi

Erkan Koc B-1 , Gokhan Kaya

Iskenderun Ozel Tip Kapali Cezaevi

Ali Guden , Erdal Gulaydin

Istanbul Pasakapisi E Tipi Cezaevi

Nursel Demirdogucu Uskudar / Istanbul

Izmir Kiriklar F Tipi Cezaevi

Devrim Turkmen 1 Nolu F Tipi Cezaevi Izmir , Erdal Demirhan , Suleyman Erol, Rasit Dortyol , Sehmus Poyraz 1 nolu F , Ercan Yildiz , Binali Gencel , Yalcin Hafci

Izmir Bergama Kapali Cezaevi

Ikram Cali

Sakarya L Tipi Kapali Cezaevi

Muzaffer Tansu

Sincan F Tipi Cezaevi (Ankara) Sincan Kadin Hapishanesi

Deniz Tepeli, Necla Comak, Sevil Aranci , Nilufer Sahin, Sayen Cagri, Munevver Iltemur, Birgul Uzun, Elif Tekeli, Semra Yalcinkaya, Arzu Sabo , Ayten Ozdogan , Nurcan Temel, Keziban Bektas H-3, Derya Taskiran H-3, Nazli Kaytan H-3, Gulser Sarigul H-3, Birgul Acar H-3 , Zeliha Bulut

1 Nolu F tipi... Zeynel Karabulut , Hakki Alphan B1.7-22 , Kemal Erturk B1.7-23 , Ongun Yucel A.8-24, Hasan Cosar, Berkant Kizilgul A.9-25, Ihsan Cibelik A.10-30, Ali Sinan Caglar A.11-33 , Umit An A.11-32, Yasar Ince A.11-32, Mustafa Demirdag A.11-32, Ali Gulmez A.13-7 , Kucuk Hasan Coban A.13-8, Mesut Deniz A.13-9, Hasan Karapinar B1.2-41, Eray Destegul B1.2-41, Abdullah Ozgun B1.2-41, Erdinc Eroglu B1.3-43, Ozgun Kel B1.5-48, Umit Cobanoglu B1.5-48, Ulas Gunduz B1.5-48, Serkan Kaya B1.5-49, Mahmut Soner B1.6-52, Ercan Akpinar B1.6-52, Rebbena Hanedar B1.7-22 , Selmani Ozcan B1.7-22, Bulent Bagci , Metin Kurekci A.8-24, Alihan Alhan A.8-24, Engin Aslan A.9-25, Kenan Ozyurek A.9-25, Erkan Karatas A.10-30 , Cem Gocer A.10-30, Ethem Zaric A.11-33 , Musa Kurt A.11-33, Ismail Culuk A.12-36 , Ali Kemal Asik A.12-36, Huseyin Ozarslan B1.3-43, Zeki Demir B1.3-43, Ali Nazik B1.7-21, Dursun Kas B2.3-56, Temel Bilir B2.3-56, Deniz Bakir B2.4-61, Haydar Demir C.2-72, Kaan Unsal B2.4-62, Hayri Alp, Cihan Cinki C.2-72, Ismail Korkmaz C.6-85, Murat Bastug B2.3-56, Ibrahim Yildirim B2.4-60, Ismail Hakverdi B2.4-60 , Atakan Ozel B2.4-60, Tahir Lacin B2.4-61, Mesut Ceki B2.4-61, Mustafa Gok B2.4-62 , Muhsin Cobanoglu C.6-85, Hasan Cosar C.6-85, Mustafa Dogru C.7-86, Huseyin Ozturk C.7-86 , Anil Cirkin C.7-86 , Erol Zavar B1.6-52, Erdal Dalgic A.7-19 , Cemal Yasar A.7-19, Serafettin Tas, Baki Durak, Ugur Eyilik

2 Nolu F Tipi ........ Sinan Igit, Nizamettin Ozoglu, Salih Gun, A. Hamit Babat, A.Haydar Elyakut, A. Hekim Kozluk, A.Kerim Avsar, A.Rezzak Elcicek, A.Selam Avci, Abdulbaki Dal , Abdullah Aydin, Abdullah Celik, Ahmet Akgun, Ahmet Gumus, Ahmet Makas, Ahmet Kaganaslan , Ahmet Temiz, Arap Demirtas, Arap Koseoglu, A.Ekber Coskun, Ali Murat Celik, Ali Riza Erdem, Avni Ucar, Bulent Gunes, Bulent Samci , Cebbar Palabiyik, Cengiz Celik, Cihan Ozyildiz, Dicle Cinar, Diyadin Turhan, Engin Aydinalp, Eram Akyuz, Eyup Turgay, Enver Ucar, Ferhat Yigit, Fetullah Demirtas, Fevzi Aktas , Fuat Guler, Gyasettin Aydin, Haci Nahsan, Halil Durgun, Hasan Alkis, Hasan Eroglu, Hasan Ilten, Hasan Ogut, Hasari Yumusak, Hasip Avsar, Hayati Kaytan, Hikmet Akbas, Huseyin Bilge, Huseyin Halil Sevki, Iskender Karaman, K.Resit Bekir, Kasim Elci, Kerim Avsar, Kemal Kaplan, Kurtulus Atalay, Lokman Akbaba, Lokman Gul , Mehmet Ali Tasli, M.Bahattin Oncu, M.Emin Akkus, M.Emin Ozyalcin , M.Murat Sozeri , M.Nur Celebi , M.Sait Dayan , M.Veysi Danis, Medet Sever , Mehmet Aylak, Mehmet Mutlu, Mehmet Sarialtun, Memduh Parilti, Metin Dalan, Metin Guven, Muhammed Ismail, Muhammed Kemal , Muhammet Bayramli , Muhittin Altin, Murat Arslan, Murat Cetinkaya, Murat Duruk, Musa Sanak, Mustafa Aydin, Nafi Ergun, Naim Ekmekci, Necmettin Tural , Nevzat Capkin , Nimetullah Tunc , Nizamettin Ozoglu, Orhan Ince, Osman Kilavuz, Osman Tunc, Osman Sen, Onder Bayindir, R.Muhammed Mahmo, Recep Bekik, Resat Ozdil, Sabit Kaya , Sadik Hasan, Salih Gun, Savas Kahraman, Sedat Cayir, Salih Korkut, Sedat Avsar , Serhat Cetiner, Seyfettin Bahar , Seyfettin Gunbey, Sinan Iyit, Sinan Turkmen , Soncan Gedik, Suleyman Dogan, Suleyman Hamdo, Suleyman Tatar, Sehmus Musa, Seyhmus Ozsubasi, Tevfik Kalkan, Tevfik Maho , Turan Demir, Vedat Bakir, Velat Esen, Yahya Fidan , Yasar Arslan, Yavuz Soydamal

L Tipi Cezaevi .... Burak Kayaoglu , Cemalettin Cinar L(1) C-9 , Feridun Osmanagaoglu L(1) C-9 , Ertac Ozler L(1) C-9, Erdogan Coban L(1) C-9, Yucel Ergun L(1) C-17, Huseyin Irmak L(1) C-17 , Gultekin Turkyilmaz L(1) C-17, Murat Nedim Ilker L(1)C-17 , Nurettin Simsek L(1)C-17

Cocuk ve Genclik Cezaevi.... Ozgur Karakaya Gecici Kogus, Ilker Sahin Geçici Kogus, Cemal Danaci Gecici Kogus, Nadir Cinar Gecici Kogus

Sivas E Tipi Cezaevi

Keziban Alp, Fahriye Baskin, Zelal Yilmaz, Aynur Epli, Mizgin Aydin , Rusen Ozkan

Siirt E Tipi Kapali Cezaevi

Abdullah Kanat

Malatya E Tipi Cezaevi

Talat Ozel , Yusuf Kenan Dincer

Manisa Kapali Cezaevi

Zeliha Yildirim, Murat Uludogan

Mardin E Tipi Cezaevi

Gulser Yildirim, Medine Cetin, Gulcihan Gultekin, Sultan Ugras, Munevver Akin, Azize Yagiz , Sinem Akyuz

Mardin Midyat M Tipi Cezaevi

Rojbin Perisan, Sadiye Manap

Mersin E Tipi Cezaevi

Evrim Dengiz, Nesrin Yazar, Sinasi Kaya

Mugla E Tipi Kapali Cezaevi

Arzu Onay, Baris Kelleci

Mus E Tipi Cezaevi

Enver Ozkartal

Tekirdag F Tipi Cezaevi

1 Nolu F Tipi.... Resul Kocaturk , Hasan Ruzgar, Baris Akkus, Turgut Kaya , Hasan Sahingoz, Muzaffer Ozturk, Sinan Gulum, Oguz Aslan, Ziya Ulusoy , Arif Celebi, A. Serkan Gundogdu , Turac Colak, Erkan Salduz, Mehmet Sarar , Erkan Altun C-91 kogus , Ulvi Yalcin, Kamil Turanlioglu , Muhammet Akyol, Caner Uluc, Umut Binbir, Aligul Alkaya, Sedat Ozturk , Ahmet Dogan , Hasan Polat, Huseyin Akin, Ergin Atabey, Hasan Ozcan, Erdal Susem , Baris Cengiz, Erdener Demirel, Metin Yamalak, Veli Ozdemir, Sinan Unlu, S. Yilmaz Bulduruc, Ozgur Kabadayi, Gokhan Oruc, Fikret Akar, Ilyas Argun, Dogan Karatastan , Fikret Akar , Ramazan Aydin , Murat Karayel , Serdar Karael, Celal Yayla, Firat Ozcelik, Taner Korkmaz , Edip Tarhan, Alisan Gul, Mehmet Saglik, Ismail Ozdemir Ercan Kutlu, Fevzi Oguz Arslan , Cemal Aydin, Muzaffer Servet, Turhan Gununa , Yusuf Kaplan , Mehmet Ogur, Cuneyt Polat, Aydin Yalvac, Hakan Seviptekin , Metin Yamalak, Hamza Akkas, Abdullah Gunay , Engin Atabay, Habib Ciftci , Ekrem Boran , Diyadin Akdemir, Fesih Ergin, O. Baran Olmez, Tekin Beyhan, Lutfu Yoldas, Sinan Unlu, Riza Yildirim , Bayram Saz, Muhittin Eser, Dogan Karatastan, Tayfun Sertbas, H. Tahsin Akgun , Mehmet Surur, Ozgur Erturk, Bayram Kama , Yasar Eris, Ismail Yilmaz, Coskun Akdeniz, Nihat Konak, Ayhan Gungor, Aydin Burgucu, Cihat Ozdemir, Hikmet Kale, Ali Riza Kaplan, Cihan Kahraman, Huseyin Uzundag, F. Ergin Arpac, Erol Volkan Ildem, Murat Ozcelik, Fehmi Kahraman, Haydar Bayar, Menderes Leyla, Cemil Erdem, Nurettin Temel, S. Serbulent Surucu, Hasan Tahsin Akgun, Kemal Ayhan, Kemal Alev, Erdogan Kaldi , Dogan Guner, Mehmet Ali Bozok, Cengiz Bal , Sadik Celik, Hasan Huseyin Akdogan, Hakki Akca, Hasan Kocoglu, Engin Ceber, Mustafa Erol , Cem Kilic

2 Nolu F Tipi .... Ibrahim Cicek, Erkan Ozdemir , Naci Guner, Seyfi Bolat, Halil Dinc, Sinan Gercek, Cem Dinc, Zafer Tektas, Emin Orhan, Yusuf Demir , Ozcan Dilekli, Ali Haydar Keles , Huseyin Umut Yakar, Kenan Gunyel, M.Nuri Tanis, Izzettin Koc , Galip Aygul B2-63 , Cemal Agirman, Kaan Kurtulus , Serdar Karacelik, Inan Gok , Cem Ozcan , Nedim Ozturk , Abdi Cangi , Bulent Erkol

Tunceli Cezaevi

Rustu Demirkaya, Sinan Yildirim, Evin Timtik, Murat Kaymaz, Ayten Anlas, Elif Akkurt

Usak Cezaevi

Sevgi Saymaz, Gulten Isik, Filiz Gencer, Aysel Uzel, Turkan Ozen , Ozlem Tasdemir , Ozlem Kutuk, Melek Serin , Cemil Ivindi   
 yanlızlaşan insan

boranefeler
(şimdiye kadar 2 posta)  30.09.2007 01:23:07 [alıntı yap]

insanı insandan koparan bi yaşam gün gectikçe kendisini insanlara dayatmaktadır.paranın ağır eziciliği karşısında insan kendine ve paranın yaratttığı bir dünyaya gitgide hapsolmuştur.sermayeyi elinde bulunduran ve üretim araçlarına sahip olan egemen güçler insanları parası olan ve olmayan diye ikiye bölmüştür.parası olan zengin ve sermaye sınıfına gecebilmiş olmayan da hala ve hala ne sınıfını bulabilmiş ne de sınıfını bilmiştir karın tokluguna calışıp üç beş kuruş eve götürme derdine düşmüş ne sorgulamış ne de sorgulamaya gücü yetmiş(?) bütün bu olanlar sermayeyi elinde bulunduran insanları sınıflara bölen kapitalist zihniyetin başarısına başarı eklemiştir.insanları yanlızlaştırmasının asıl sebebine gelince paranın yol açtığı ezici güç başdöndürmüş ve popularüter olma ve rahat yaşama olanakları yani insanlar kapitalist sistemin aşılamış olduğu zevkli,süslü ve şaşalı yaşam insanları yanlızlaştırmaya itmiştir.paylaşımın olmadığı,dostulugun ve kardeşligin degerlerin ciğnendigi kapitalist maddeci ve bencil bir toplum düzenini meydana getirmiştir.yanlızlaşan insan bencilleşen insan kendi cemberinin içinde ölümünü beklemektedir.yaşayan ölüye dönmüştür.tam da kapitalist sömürü düzeninin istediği insan şeklini almıştır artık insanlar.kapitalizme karşı sosyalizmi savunmadıgımız müddetce ve işciysek emekçiysek sınıfımızı bilmedenhareket etmezsek ve sorgulamaz kötü giden ve bozulan bu düzene karşı isyan ve başkaldırı etmezsek yozlaşırsak kapitalizmin kazanmasına ve insanaların bencilleşmesine ve yanlızlaşmasına izin vermiş oluruz.

Forum => SERBEST KÜRSÜ => Çocuk işçiler

dostezgi
(şimdiye kadar 40 posta)  26.09.2007 23:08:45 [alıntı yap]

Ülkemizde, çocuk işçiliği ile ilgili son araştırma 1999 yılına ait. Aradan 7 yıl geçmiş olmasına karşın sorunun bugünkü boyutlarını ortaya koyabilecek yeni bir araştırma yok.

Türkiye İstatistik Kurumu araştırmasına göre, Türkiye'de 6-17 yaşları arasında 16 milyon çocuktan 7 milyonunu çalışıyor. Tarım, sanayi ve hizmet sektöründe çalışanların sayısı yaklaşık 2 milyon. Yaklaşık 5 milyon çocuk ise aile işlerinde çalışıyor. Bu çocukların yaklaşık 700 bini sendikaların örgütlendiği alanlarda ve çok kötü şartlar altında çalışıyor.

Araştırmanın yapıldığı sırada 6-14 yaş grubundaki çocuk sayısı 12 milyondu. Bu yaş grubundaki 1 milyon 400 binden fazla çocuk okula gitmiyor. Okula giden 10 milyon 600 bin çocuğun ise 3 milyondan fazlası bir yandan bir işte çalışıyor. 15-17 yaş grubundaki yaklaşık 4 milyon çocuğun ancak yüzde 50'si okula devam edebiliyor.

1999 TÜİK verilerine göre çalışan çocukların yüzde 59?u ücretsiz aile işçisi olarak görünüyor. Çocuk emeğinin en çok kullanıldığı sektör ise tarım. 6-17 yaş grubundaki çocukların yaklaşık yüzde 58?i tarımda, yüzde 22?si sanayide, yüzde 10?u ticarette, yüzde 10?u da hizmet sektöründe çalışıyor

Sanayide yaklaşık 900 bin çocuk işçi varken, hepsinin kayıtlı olması gereken çıraklık eğitim merkezlerinde 220 bin çocuk gözüküyor.

1999 verilerine göre Türkiye genelinde 6-17 yaş grubundaki çocukların çalışma nedenlerinde ilk sırayı yüzde 38.4 ile aile gelirine katkıda bulunma, ikinci sırayı yüzde 19.8 ile ailenin ekonomik faaliyetlerine yardımcı olma, üçünü sırayı ise yüzde 15.9 ile ailesi istediği için çalışma alıyor. Bunları yüzde 10.4 ile iş öğrenme ve meslek sahibi olma gerekçesi izliyor.

TÜİK'in araştırmasına göre kentlerdeki çocuk işçilerin yüzde 55.6'sı kırsaldan göç eden ailelerin çocuklarında oluşuyor.

Patronlar için çocuk emeğini cazip kılan elbette ucuz iş gücü. Ekonomik getirisi olan işlerde çalışan çocukların üçte ikisi asgari ücretin altında ücret alıyor.

Kayıt dışı çalıştırılan ve sayıları resmi istatistiklere yansımayan çocuk işçiler ise buz dağının görünmeyen kısmını oluşturuyor. Çocuklar yalnızca para kazanmanın kaygısını, küçük yaşta çalışmanın verdiği yorgunluğu biliyor, tanıyor.

Türkiye'de iş kazası geçiren çocukların yüzde 51'inin tedavi masraflarını ailesi ve kendisinden sorumlu büyükleri karşıladı, yüzde 36.1'ini ise işveren ödedi.

Dünyada ise 5-17 yaşları arasında yaklaşık 283 milyon çocuk, akranlarıyla birlikte okula gitmek, oynamak yerine çalışıyor. 120 milyonu 'tam gün' olarak çalışan bu çocukların yüzde 61'i Asya, yüzde 32'si Afrika ve yüzde 7'si Latin Amerika ülkelerinde yaşıyor.

UNICEF'e göre 171 milyon çocuk madenler ve taş ocaklarıyla, kimyasal maddeler, zehirler ve ağır makinelerin kullanıldığı tehlikeli iş yerlerinde çalışıyor.
 


 






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:
 
  06 NİSAN 2008 DEN BUGÜNE 15196 ziyaretçi (28952 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=