SOSYALİZMKAZANACAK MY RC WORLD ip-numaram.com IP adresi

https://img.webme.com/pic/n/naazimca/yesil.jpg
   
  CAMFROG SOSYALİZMKAZANACAK KANALI
  SİYASET MEYDANI
 
YOL AYRIMI : YA ÖZGÜRLEŞME YA ÖLÜM, BİR ADIM İLERİ-İKİ ADIM GERİ




" Yıllar önce bir yol ayrımında iki yoldaş tartışırlar:Biz bir yol ayrımına geldik ve bu yol ayrımında her birimizin kucaklayacağı ve birlikte olacağı herhangi bir yer,adres ve dolayısıyla zırh yok.Bundan sonraki yolumuzu belirleyen ne olmalıdır?.Yoldaşlardan birisi ortak hareketin olmadığı yerde , yaşamın belirleyiciliğinin egemen olacağını ve bu anlamda yaşamın akışına bırakılarak gerçek yol ve çizginin açığa çıkmasını savunmuştur.Diğeri ise,mevcut sistemin her durumda daha güçlü olduğundan ,dolayısıyla yaşamın akışına bırakılacak bir yaşamın nihayetinde mevcut düzenin sınırlarının belirleyeceği yerde olacağını ve giderek sistemin gücü dolayısıyla(hele insanların koruyucu zırhları yoksa ve tek başına sistemle karşı karşıya iseler) ister istemez sistemle bütünleşme sonucunu doğuracağını, öete yandan iradi otokontrol ve mücadele azminin yaşatıldığı nefes boruları yaratılmazsa sonucun kaçınılmaz biçimde kapitalizmin ve mücadele kaçkınlığının zaferiyle sürecin tamamlanacağı iddiasında bulunmuştur.Bundan sonra herkes kendi bildiği yoldan yürümüş ve muhasebeleri biraraya gelme fırsatı olmadığından şu ana kadar yapılmamış olup,herkese kendi bildiği yolun öyle tahmin ederiz ki,doğrulundan hala şüphe duymamaktadırlar.Şimdi ayrı kulvarlarda olan bu insanlar, geçmiş ile hesaplaşmalarını farklı düzeylerde yapmışlardır.Ve ortaya çıktığı kadarıyla otokontrol ve mücadele savunucusu hala bir çok noktada mevcut yapılardan çok farklı düşünüp yaşasa da devrimci-komünist kimlik yaşam tarzını yaşatmaya devam etmektedir.Diğer yaşama bırakma yanlısı yoldaş ise ,çoktan devrimci değerlere sırt çevirmiş olup mücadele çeperlerini darlaştırmış ve sınıf mücadelesinden ve Marksist anlayış ve bakış açısından hemen tamamen kopmuştur."
Bizim yukarda anlattığımız yaşanmış bir olaydır ve her gün belki de yaşanan şeylerin bir tekrarıdır.Ama belki yaşanmamış bir yanı varsa,o da bu sonuçlar üzerine önceden yapılmış tartışmalardır.Her ne kadar bu tartışmalar da o günkü konuşmalar da karşılıklı ikna sağlanamamış ta olsa az çok sürecin ne yöne evrileceği noktasında her iki tarafında fikri olmakla birlikte; kişisel tercihlerin zaten sürecin sonuçları noktasında temel kimi şeyleri ortaya çıkaracağı başından belliydi ve sonuçta da böyle oldu.Marksizm ile yol arkadaşlığı ile yoldaşlığı ayrı değerledirmenin çok güzel örneklerinden olmuştur bu yaşanmışlık.Her gün bunun örneklerini farklı biçimler ve farklı kimlikler altında görmekteyiz.Her kaçış kendine özgü araç ve biçimler yaratır.Ama sonuçta ortaya çıkan mevcut ikilemde tuttuğu yerdir ve sonuç kesinlikle mücadele ve gereklerinden kaçıştır.Bu durum ve sonuçları bir tarafın ciddi bedeller ödemesi ile öne çıkar iken ; diğer tarafın mevcut durumuna kılıf uydurma çabalarının öne çıktığı ve düzenle uzlaşının gerekçelerinin sil baştan yeniden ,Amerika'nın yeniden keşfi gibi fırına yeniden sürüldüğü ortamlar yaratmıştır.
Yaşam derken dikkat ederseniz kapitalizm ve onun yaşamdaki karşılık değerlerinden bahsediyoruz.Daha önceki makalelerimiz de ele aldığımız için yabancılaşma ve onun sonuçlarından bahsetmeyeceğiz.Bu makalede daha günlük yaşamdan ve onun mevcudundan ve insan üzerinde yarattığı deformasyona dikkat çekmek istiyoruz.Yabancılaşmanın mevcuttan bugünkü karşılığı olan kapitalist değerlerden daha doğrusu onun insanı insanlıktan çıkaran tüm değerlerden uzaklaşılarak ve karşıtı olan mevcuttan özgürleşmeyle aşılabileceğini belirtmekte yarar görüyoruz.Bu anlamda azami dikkat gerektiren tüm insani değerlere sıkı sıkıya sarılmak ve tek tek insanların bu noktalarda ,bu anlamda insani değerler noktasında deyim yerindeyse ciddi bir kıskançlık içinde olması tek çıkar yoldur."Bir kere yapmaktan ya da bir kez yanlış yola sapmaktan bir şey çıkmaz" demek tam da Özal'ın yıllar önce kapitalist kültürsüzlüğü ezilen sınıflara yol gösterip sisteme yedeklemek amacıyla söylenmiş sözleriyle ne kadar da benzerlik taşır değil mi?Örneğin "bir kez rüşvet almaktan ne çıkar ki,sadece bir kerecik";"bir kez karşımızdaki insanların haklarını gaspetmekten ne çıkar ki",bir kez haksızlığa karşı koymazsak ne çıkar ki"....Bu örnekler alabildiğine uzatılabilir günlük yaşantıda.
Ama hep bu bir kezler,insanın değerlerine , insanlığa yüzlerce adım uzaklaştığı bir kezlerdir.İnsanlar farketmeden günlük yaşantısının içinden bir çok doğrunun çıkarılmasının önünü açmışlardır.Ve diğer yandan bir kez bir yol açılmayıversin, o yol mutlaka günlük yaşamın ve kapitalizmin doğal sonucu olarak eskilerin deyimiyle "çır yolu" olacaktır.Bunun bir kez önü açıldı mı sonrasında gösterilen dirençler daha zayıf kalmaya mahkum olacak ve artık dönülmez bir yolun yolcusu olunacaktır.Öğrenilen ve edinilen bu kapitalist yabancılaşma değerlerinden sıyrılmak hiç te sanıldığı kadar kolay olmayacaktır.Hele ki,devrim-sosyalizm-komünizmin-marksizmin bu kadar asgari düzeyde revaçta olduğu bu çirkef devirlerde..İster istemez bilinçlice tercih edilen bu yol, derinden daha tahrip edici bir bombaya dönüşecek ve sistemin bu kozu her zaman yedekte tuttuğu ve gereksinim halinde ortalığa sürdüğü bir süprüntü düzeyinde olacaktır.Paçavraya çevrilmiş insani değerler ile kapitalizmin ömrünün daha bir uzadığını sanırız yeniden hatırlatmaya gerek vardır.
Mevcut kapitalist sistem ve onun taşıdığı değerler,komünist-insani değerlerden,oransal-yaşamda kan ve can bulması bakımından yanyana koyarak kıyas yapılamayacak kadar güçlüdür.Bunu ön kabul etmeden verilecek savaşın başarısı hemen hemen hiç yoktur.Mevcut savaş , deveyle cüce arasındaki bir savaş bile olmayıp,dünyanın en büyük devasa yaratığıyla basit bir atomun savaşına daha çok benzetilebilir.Ama ideolojik-teorik anlamdaki güç her zaman ve her koşulda insani değerler ve dolayısıyla devrim ve komünizm tarafındadır.Sadece cisimleşmemiş bir durum vardır ortada.Bu cisimleşmedir ki zaten ,devrim-sosyalizm ve komünizm kavgası ve onun başarısını getirecektir.Bu anlamda devasa sorumluluk,devasa bir direnç,devasa bir kendini ve değerlerini koruma mücadelesi,devasa bir bedel ödeme getirecektir bu sisteme karşı verilen mücadele....Bencillik,çıkarcılık,en yakınındakine en büyük kazığı atma düşüncesi,herkesi ve her şeyi kullanma mantığı,üç kağıtçılık,yalan,ikiyüzlülük,vs vs vs. Tüm bu anti insani değerler sınıflı toplumların binlerce yıldır biriktirip getirdiği değerlerdir ya da değersizliktir.Bunların karşısına tam tersine insanı yeniden insanlaştıran değerleri çıkarmanın ve bunu yaşamda uygulayabilmenin zorlukları tartışmaya bile değmez.Ama devrimci olmanın ve ondan daha ilerisi olan komünist olmanın anlamı da zaten burada açığa çıkmaktadır.Herkesin bilebileceği gibi,Sosyalizm ve nihayetinde komünizm kendisinden önde gelen sistem olan kapitalizmin bağrından çıkmaz.Sadece nüveleri kapitalizmin içindedir.Örneğin onu kuracak sınıfın,proletaryanın bu sistemin bir sonucu ortaya çıkması gibi.İnsani-komünist değerlerin bu anlamdaki tek taşıyıcıları profesyonel ve ya amatör düzeydeki komünistlerdir.Sınıf(proletarya) ve ya sınıflar ya da genel olarak komünizmdeki insanlık,sınıfsal çıkarları gereği ve de bu sistemde zincirlerinden başka bir şey kaybı olmadıklarından sosyalizm-komünizm safındadırlar.Ki devrimin gerçekleşmesiyle birlikte her şeye yeniden başlanmış gibi yeni bir mücadele başlayacaktır.Bu da yeni tipte ya da daha doğrusu yeniden insanlaşmış insanlar yaratmak mücadelesi.Bu çok köklü,yüzyılların kökleşmiş önyargılarına, birikimlerine karşı ciddi bir ideolojik mücadele verilmesini gerektirmektedir.Bu ideolojik mücadele de bugün olduğu gibi yarında burjuva kapitalist değerlerin güçlü olduğunu ve insanların tek tek bunlara daha yatkın olduğunu tüm açık yüreklilikle belirtelim.İnsanlar genel olarak kendileri için yaşamayı kendi küçük dünyalarını daha bir yaşanılası kılmak gibi görürler.Ve bu düzende yaşamlarının ana figürünü bu oluşturur.Ama gelin görün ki,bunu başarabilen binde bir bile değildir.Bu anlamda toplumsal mutluluk ve toplumsal birliktelikle yaşanılası bir dünya kurulabileceğine inanmak onlar açısından daha bir zordur.
Öte yandan kapitalizm,her gün her tür olanaklarını kullanarak(televizyon,radyo,günlük yaşamda egemen kılınamaya çalışılan tüm değerler sistemiyle vs vs ) bu toplumsallığı bitirip( ki,insanı insan kılan da bu toplumsallığıdır) tek tek bireylerin sistem içinde yalnızca bir avuç bireyin sahip olduğu olanakların hayaliyle varlığını sürdürmek için korkunç paralar harcamayı bile esirgememektedir.Ya da dini değerler aracılığıyla insanın tinsel ya da ruhsal dünyasına egemen olarak bu dünyada yaşadığı azapların karşılığı olarak öteki dünya da cennetler yaşayacağını vaaz ederek iktidarını sağlamlaştırmaya çalışmak için bir imamlar ya da papazlar ordusunu beslemeyi göze almaktır.Her gün günlük yaşamla birlikte yaşanan bu ideolojik bombardımana karşı gerçek insani değerlerin ne türden devasa bir güce karşı mücadele ettiği başlı başına anlaşılır kılınmaktadır.Diğer yandan,korkunun hükümranlığını sağlamak ta bir bakımdan gereklidir sistem açısından.Her gün onlarca örneği ile sisteme karşı olanların neler ile karşı karşıya kalacağını göstermek ve yaşatmak ile yüreklerdeki ve beyinlerdeki korkuyu ve yaşam karşısındaki güçsüzlüğü pekiştirmeye çalışmaktadır.Bunda da başarısız olmamaktadır.
Devrim istemek ve hayal etmek,dünyanın en güzel,en insani,en iyi düşlerini görmek gibidir.Ama istemek ile gereklerini yapmak arasında keskin bir viraj vardır dönülmesi gereken.Dünyanın her türden kandırıcı değerlerine,günlük yaşamın cezbedici çekiciliğine,her türden korku duvarlarını aşıp geleceğe inanç ile zorlu bir yürüyüş demektir bahsettiğimiz.Kendisinden kat be kat daha güçlü değerlere,bir avuç insan ile başlayan ve ancak devrimle-sosyalizm ile taçlandığında ete kemiğe büründüğünde anlamlı ve geçerli olan bir yeni dünya mücadelesidir verilecek olan.Bu yürüyüşte bu dünyaya ait olan ne varsa elinin tersi ile itmek vardır esastan.Gün ile geleceği kaynaştıran yaşamı ve savunduklarıyla bir olan vardır.Mevlana'nın deyimiyle,"ya olduğu gibi görünmek ya da göründüğü gibi olmak vardır"
Yalnızlık vardır.Nazım'ın deyimiyle "yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür" ve nihayetinde "bir orman gibi kardeşcesine " vardır.Bir kapitalist değerler kuşatması içinde yalnız ve bir başına kalmak pahasına( ki gerçekten yaşamda böyle olmaktadır.) dimdik ayakta değerlerin savunusunu yapmak ve yaşamak vardır.Bir orman gibi kardeşce yaşamak pahasına özgürlüğü gerekirse tek başına yaşamak vardır.Yılmadan,yorulmadan ,bitip tükenmez bir enerji ile geleceği kurmak ve kendisi gibi insanları çoğaltmak gibi iğneyle kuyu kazmak vardır.
Tercihler insana özeldir kuşkusuz.Baştan verdiğimiz örnekte tam da buna yönelik idi.Ama bu tercihler, yaşama ilişkin bakışın ,felsefi ve pratik duruşun karşılığıdırlar.Zira yapılan tercihler bu anlamda sınıfsal olmaktadırlar.En nihayetinde yaptığımız ve edegeldiğimiz her davranışın bir anlamı vardır yaşamda.Kendimizi mevcut dünyadan soyutlayarak yaşayamayacağımıza ve de felsefi olarak davranışlarımız soyut şeyler olmadığına göre mevcut dünyadaki anlamları her şekilde karşılığı olan olgulardır.Bu anlamda yaşamın kendisi bir denek taşı görevi görmektedir.Bir turnusol işlevine sahip olmaktadır.Kimiz?Neyiz?Niye ve ya niçin yaşıyoruz?Yaşamımızı anlamlı kılan nelerdir?İnsan mıyız değil miyiz?(Sakın bunu kimse değerlendiremez denmesin.Zira bunun denenebilir ve gözlemlenebilir bilimsel kanıtları vardır.Örneğin dürüstlük,namusluluk,onurluluk,toplumsallık,paylaş ımcılık,vs vs svs.)Dünyayı ve evreni nasıl algılıyoruz?
Bu sorular uzatılabilinir.Bu saydıklarımız ışığında tercihlerin kişisel ama sonuçlarının toplumsal olduğunu ve nihayetinde bu seçimlerin nesnel olarak yaşamda bir yanda ya da diğer yanda olmak gibi bir taraflılığa işaret ettiği gün gibi açığa çıkmaktadır.
Zor ve engebeli bir yola çıkmış olanlar,gemileri yakmak zorundaırlar.Laf ta değil gerçekte yakmak zorundadırlar.Geriye her dakika ve saniye dönüp bakanların profesyoneller ordusu içinde yer almalarını beklemek ya da bu gibilere yer açmak,yaşam ile ölüm arasındaki ince sınır çizgi gibi algılanmalıdır.Bırakınız yaşam içinde debelenip "kendilerini" aramaya çıkanlar kendilerini bulsunlar.Bırakınız,yaşamın akışı içinde kendine yer açmaya çalışanlar "kendilerini açsınlar" ya da "aşsınlar".Bunlara uzun soluklu ve her şeyiyle dimdik ayakta durmak gereken bir yolda gereksinim olmadığı gibi bu gibiler ayakbağıdırlar.Öte yandan yarı yolda gemiyi ilk terkedenler olarak geniş yığınlara olumsuz örnekler oluşturanlardır.Ki bu gibiler sayesinde bu düzen daha uzun yaşamaktadır. Gemiyi kişisel çıkarları yüzünden,kariyerleri uğruna terkedenler ile ideolojik alanda sistemle eşdeğer oranda hesaplaşılmalıdır.
Şairin dediği gibi;"devrim en uzun koşuysa eğer biz onun en güzel yüz metresini koştuk".Deyip kenara çekilmek değildir tercihimiz ya da böyle olmamalı.Belki de bu koşunun maraton olduğunu bilerek ,bu en uzun koşuya göre biçimlenmek,hazırlanmak,nefes kontrolünü ona göre planlamak vs vs vs. gereklidir.(Belirtelim ki,Can Yücel bu şiiri Denizler için yazmış olup ,onların en içten devrimciler olarak kısa yaşamlarını betimlemek için yazmıştı bu satırları.)En uzun koşu olan maratonu göze almamış olanların ,bu koşuyu tamamlamaları düşünülemez bile.Yarı yolda bırakıp gitmek için bahaneler yaratacaklar ile yürünecek hiç bir yol yoktur ve olamaz da....Yıllardır söylenilenleri ve hataları sanki yeni kavrıyormuş gibi algılayıp bırakıp gidenlerin ya da kuyruklarına basıldığında kendi acısıyla ortalığı kasıp kavuranların inandırıcılığı olabilemez.Bu olanaklı değildir.Kendileri yaptığında olumsuzluk olmayacak,bir başkaları yaptığında olumsuzluk olarak kaydedilecek...Basit insani bir kural olan"kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma" yı bile günlük yaşamında gerçek kılmayanların geleceği yaşamaları ve ya yaşatmaları akla bile gelmemelidir.
Devrimin kendini devrim için aşamayanlar ile işi olamaz.Tarih ve gerçek devrimci komünistler,onları hakettikleri yere göndereceklerdir.Yıllardır aynı şeyleri yapıp bir adım bile yol almayanların yalan ve ikiyüzlülüklerini suratlarına şamar olarak çakacaktır.Eleştiri ve özeleştiri silahını devrim ve devrimin çıkarları uğruna kullanmayanlar eskimiştir.Her yenilgi ve geri çekilmenin arkasından daha gerilerden başlamanın hesabını kimseler vermeye kalkışamayacaktır.Umutları bitirmenin ve yığınları kandırmanın bedelini ağır ödeyecektir devrimci komünizmden nasibini alamayanlar...
Yaşam,kapitalizm insani olan her şeye düşmandır.İnsan kendisi olmaya başladığında kapitalizm zaten tarih sahnesinden silinip gidecektir.Bir daha geri dönememecesine.Yabancılaşmanın karşıtı özgürlük ve yeniden insanlaşmadır demiştik.Yeniden insan ve insanlığı ayakları üzerine dikmek kadar zorlu ve ağır bir görev yoktur.Bu tarihin bir avuç insana yüklediği özel bir görevdir.Budur ki,gerçek bir bireyin kurtuluşunun toplumsal kurtuluşta aranması gerçeğidir ki,bilimsel olarak sınıf mücadelesini yani devrimci komünizmi tüm diğer sapma akımlardan(anarşizm ve benzeri) ayırmaktadır.
Yukardaki yaşanmışlık,hayatın her alanında geçerli kılınmak zorundaır.Ayrişmalar yep yeni ve güzel birlikteliklerin habercisidir.Bu temel ayrışmalar yaşanmadığı sürece hep geriye dönüp bakmak gerekecektir.Bu da Lenin'in ifadesiyle "bir adım ileri, iki adım geri"demektir.Mevcuda direnmenin ve yeni bir dünya yaratmanın zorluğunun bilincinde ve ayırdında olarak haydi ÖZGÜRLEŞME,İNSANLAŞMA VE MÜCADELEYE...
YENİ,YAŞANILASI BİR DÜNYA YARATMAK ELLERİMİZDEDİR !!!!YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR


“Almanya’da Nazilerin iktidara geldiği dönemdir.Naziler,’cadı avını’ başlatmışlardır.Olaylara tanıklık eden liberal bir bilim insanının dilinden bu cadı avı aynen şöyle gerçekleşir:’Önce gelip mahallede Yahudileri götürdüler.Kimse sesini çıkarmadı.Sonra gelip Komünistleri götürdüler.Yine kimse sesini çıkarmadı.Sonra gelip düzen sosyalistleri ve sosyal demokratları götürdüler.Yine kimse sesini çıkarmadı.En sonunda gelip beni götürdüler.Ses çıkaracak kimse kalmamıştı’”


Şovenizm,emperyalist kapitalizmin en saldırgan,en çirkef,en iğrenç yüzüdür.Gerek felsefi-teorik-ideolojik olarak;gerekse de sonuçları itibarıyla düzenin en uçta gezinen biçimi olan şovenizm,insanlık mücadelesi olan komünizmin ,her türden fark ve ayrımın ortadan kaldırılması için mücadelenin en azılı ve büyük düşmanıdır.
Şovenizm,burjuva kapitalist düzenin açmazlarının,krizlerinin doruğa çıktığı zamanlarda;böl-parçala-saldırt-ayır ve rahatça yönet siyasetinin gereği olarak devreye sokulmuştur tarihte ve hala aynı işlevi görmek üzere devrededir.Faşizm,kapitalist burjuva düzenin en saldırgan,en iğrenç açık terörist diktatörlüğü olarak yönetim biçimiyse;şovenizmde onun en iğrenç,en saldırgan ideolojik-kültürel-politik siyaset etmem biçimidir.
Şovenizm,iğrenç bir siyasal anlayış ve pratiği olarak ,Türkiye’de yönetenlerin en sıkça kullandığı öğelerden biri olagelmiştir.Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte gerek Kürtlere,gerek Ermeni-Rum gibi gayri Müslim azınlıklara(ki,Ermeni ulusunun yaşadığı 1915 bu dalganın en büyüklerindendir,Osmanlı ile birlikte)bu siyasal anlayışın ,en iğrenç saldırılarıyla yaklaşıldı.Kitlesel katliamlar,sürgünler,linç hareketleri ile bu kesimler sindirilip bitirilmek ve yok edilmek istendi.Emekçi sınıflar içine düşmanlık tohumları atıp yeşertilmeye çalışılan şovenizm,meyvelerini zaman zaman egemenler açısından iyi verdi.Ağrı-Zilan,Şeyh Sait ve Dersim isyanlarına hem neden ve de hem de sonuç olan yok edim hareketi ile Kürtler;6-7 Eylül kanlı pazarlar ile Rum azınlık;1970’li yılların sonu ve 1980 ile birlikte yine Ermeni ve Kürt hareketine de bu dalgalı siyasal linç,pratik yok edim hareketi uygulandı.Ve hala devam etmektedir.Nato’ya girilen 1952 yılından sonra Kontrgerilla(Özel Harp Dairesi) aracılığıyla şovenist siyaset ve şovenist pratik daha sistemli bir devlet politikası haline getirilmiştir.Hatta bunu “sivil” ayakları oluşturularak (MHP gibi sözüm ona “sivil” oluşumlar) bu kirli siyasetin yürütülmesine devam edilmiştir.
Bir çok kez şovenist kirli siyaseti yürüten egemenler ve onların faşist devleti,bugünlerde yine Ermeni ve Kürt düşmanlığı üzerine kurulu politikasını her türden aracı kullanarak devreye sokmuş bulunuyor.Ciddi bir şovenist dalga yaratılmak isteniyor.Emekçi yığınların beyinleri “bölünme”,”parçalanma”,”yok olma” vs histerisine tutturularak,teslim alınmak isteniyor.Yürütülen kirli savaşın meşrulaştırılması için her aracı kullanmakta tereddüt etmiyor faşist rejim.
Faşist düzen,GOİ-BOP politikasına eklemlenmiş biçimde iç savaş stratejisine uygun olarak bu konumlanmayı yaratmak zorundaydı çıkarları gereği.Bu zoru da bozmak ise,proletarya ve emekçiler düşmektedir.Faşist rejim ve onun ağa babaları bu savaşın sürmesinden yandırlar.Onlar için ölen halk çocuklarının canlarının hiçbir değeri yoktur;sadece bu şovenist kışkırtma için malzeme olmak dışında.Faşist-şovenist abluka ile Kürtlere karşı düşmanlık duygularının geliştirilmesi ve Kürt-Türk savaşının yaratılması hedefine uygun hareket ediliyor.Ayrıca faşist rejim Güney Kürdistan’a girerek ve oradan da Irak’ın göbeği olan Bağdat’a kadar indirilerek,ağa babası olan ABD emperyalizminin işlevini(işgalci-sömürgeci-faşist ablukası işlevi) üstlenmek görevi ile karşı karşıya bırakılmak istenmektedir.Faşist-şovenist-sömürgeci yayılmacı istemlerine de uyan bu siyaset ışığında,ABD’nin başarısızlığı ve yenilgisi de örtülmüş olacaktır.Ve emekçi-yoksul-proleter çocukları,ABD emperyalizmi ve onun uşaklarının çıkarları için ölmeye devam edeceklerdir.Öte yandan,iç savaş stratejisi anlamında halklar birbirilerine kesin olarak düşman hale getirilerek,yıkılmış “Berlin duvarları” yerine yeni ve köklü “duvarlar” inşa edilmiş olacaktır.(Ki zaten Güney Irak’ta bu duvar inşa işleri başlamıştır ve bu süreç derinleşecektir.Ve sürece yeni bir aktör ve yeni figüranlar eklenecektir böylece:Türk sömürgeci-faşist rejimi ve Kürt-Türk çatışması
Faşist rejim,özellikle kitle iletişim araçlarını etkin biçimde kullanmaya başladı şovenist dalgayı tetiklemek için.İster görsel ister yazılı medya tek bir ağızdan ve koroyla birlikte sömürgeci-şoven dalgayı yaratma işine girişti.Magazin proğramları,sözüm ona “dostluk-kardeşlik” amaçlı sportif aktiviteler bile bu şovenist dalganın aracı haline getirilmeye çalışılıyor.Tüm kitle iletişim araçları ve faşist borazanları,rap raplar eşliğinde hazır ola geçip emirleri uygulamaya giriştiler.Proletarya ve emekçiler,bu şoven dalganın sac ayakları haline getirilerek bu kirli savaş iyice meşrulaştırılmak ve yasal kılınmak isteniyor.
Halkların bağrına yıllarca uğraşsalar bile çıkarmakta zorlanacakları bıçaklar saplamaya çalışıyorlar,egemenler.Halkların birbirlerini boğazlaması hedefleniyor.Bir daha yan yana gelemeyecek biçimde proletarya ve emekçiler,birbirlerinin karşılarına dikilmek isteniyor.Faşist ve sömürgeci yayılmacılığın piyonları olması isteniyor emekçilerden.
Bu tehlikeli,sancılı senaryoyu bozacak tek güç;proletarya ve emekçilerin kardeşlik-dostluk-dayanışma-birlik duygularını öne çıkaracak mücadeleyi örgütlemeleridir.Proletarya ve emekçiler,halkların düşmanlaştırılması ve birbirini boğazlamasına engel olacak tek siyasal güç ve alternatiftir.Proletarya,Kürt halkının yok edimi-bitirilmesi uğruna yürütülen bu şovenist dalgaya karşı,halkların birliği-kardeşliği ve özgürce mücadelesini öne çıkarıp;destek-dayanışma eylemlerini örgütlemelidir.Sınıfın öz örgütleri olan sendikaları da sarmış bulunan faşist-şovenist dalgayı kırma mücadelesi ile özgürlük-devrim ve sosyalizm mücadelesini birleştirmelidir.
Şovenizm,proleter komünist devrimci mücadelenin en önemli zehirlerinden biridir aynı zamanda.Sınırlar,sınıflar,cinsler vs arasında her tür ayrımın ortadan kaldırılması mücadelesinin bayrağı olan komünizmin,sınıfa-proletaryaya dışardan enjekte edilmek istenen bu zehire karşı etkin-kararlı-ısrarlı-istikrarlı mücadele yürütmesi kadar olağan bir şey olamaz.Şovenizme-ırkçı-faşist gericiliğe karşı mücadele,tam da özgürlük-sosyalizm ve komünizm mücadelesinin ta kendisidir.bu bilinç ve eylemsel içeriğe sahip olunmadan komünist devrimci olunamaz.
Kürt ulusuna karşı yürütülen bu kirli savaştan,Türk proletaryası ve emekçilerinin hiçbir çıkarı olmadığı gibi,tam tersine zararı vardır.Halkların düşmanlığı ve savaşı üstüne yürütülen politika ;proletaryanın nihai hedefinin baltalanmasıyla eş anlamlıdır.Proletarya bu zehire karşı,halkların kardeşliği panzehirini bir slogan-şiar olmaktan çıkarıp eyleme aktarmalıdır artık.Kaldı ki şovenist-faşist saldırganlık,sadece Kürt ulusuna yönelik olmayacaktır.Türk proletaryası-emekçileri ve onun öncülerine de yönelecektir.Zira ESP,HÖC vs hareketlere dönük saldırılar bunun ilk habercileridir.Zira,bu kıyım ve katliam hareketi açısından ,batıdaki güçlerinde susturulmuş olması lazım ki,kamuoyu bilgilenmesin,gerçekleri göremesin.Hatırlayınız,bir önceki makalemiz de-Kürtleri ve Hareketini Linç Politikasına Karşı Dayanışmaya;MahmutHalilCan(Sendiren)-bu konuya da dikkat çekmiştik.

Proletaryanın öncü güçleri komünist devrimciler ve devrimci demokratlar,mevcut süreci doğru değerlendirmelidirler.Sürecin ağır ve sonuçlarının telafisi güç yanının iyi kavranması gereklidir.Öncü güçler,süreci anlatan ve yapılması gerekenleri öne çıkaran aydınlatma(ajitasyon-propaganda) faaliyetini layıkıyla yerine getirmek zorundadırlar.ABD emperyalizmi ve onun yerli uşaklarının gerici-faşist-şovenist iç savaş stratejisinin karşısına,halkların birliği-kardeşliği doğrultusunda devrimci iç savaş stratejisini çıkarıp yaşama geçirmelidirler.Geç olmadan ve halklar birbirine düşmanlaşıp,aralarına kalın duvarlar ördürülmeden harekete geçilmelidir.Tarihsel olarak,Türk-Ermeni,Yugoslavya vs örnekleri hatırlardan çıkarılmamalıdır.YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR…

KÜRTLERİ VE HAREKETİNİ LİNÇ POLİTİKASINA KARŞI DAYANIŞMAYA


Seçimler öncesinde yazdığımız makalelerde uyardığımız üzere,Kürt sorunu yine BOP ve onun uzantısı politikalar doğrultusunda yine gündemin baş maddesi haline geldi ya da getirildi.Kürt Ulusal hareketinin ve Kürtleri imha siyaseti bizatihi Kontrgerilla katliamları ve operasyonları aracılığıyla yürütülmektedir.Burada,bu imha ve linç etme hareketinin kamuoyunun gözlerinden uzak ve gizli tutulması adına gerek Kürt cenahından yasal tüm platformlar ve gerekse de Türkiye devrimci ve komünist hareket cenahının susturulması,kapatılması,sindirilmesi içinde düğmeye basılmış durumdadır.
Kirli savaşın yürütücüsü Genelkurmay açıkça hedef gösterdiği DTP’nin susturulması ya da kapatılması için adres gösterdi,savcı ve mahkemelerin görevlerini yapması için “emir” verdi.Her türlü pisliğe bulaşmış milletvekillerine dokunulamazken,DTP li vekiller,vekil olmalarına rağmen yargılama kararları alınmıştır.Sözüm ona “bağımsız” yargıya ince ayarlar ve uyarılar yapıldı asker,polis,egemenlerin uşağı hükümet üyelerince.Hep bir ağızdan savaş tamtamları ile operasyon için hizaya getirme,taktik belirleme çalışması bitirildi.Türk faşist devleti,egemen burjuvazinin şu anki temsilcileri yeniden “hazır ola” geçip ,basın-medya aracılığıyla yapacakları operasyonlara alt yapı hazırlamaya çoktan giriştiler.İşi sıkı tutan burjuvazi,artık psikolojik savaşın iyi bir yürütücüsü olmaya başladı.Kontrgerillada boş durmayıp,bu işe erkenden el atıp şehirlerde bombalar patlatmaya,kırda katliamlar yapmaya,toplu kıyımlar gerçekleştirmeye başladı bile.
Kürt hareketini ve Kürtleri köklü yok etme-sindirme-imha operasyonlarının şimdilik sonuncusu olan bu girişimin,kapsamlı bir tarzda ilerleyeceği,seçimler öncesinden belli idi ve şu anda açıkça ortaya çıkmış bulunuyor.Amerikan emperyalizmi,her yerde mevcut statükoları epeyden beridir zorluyordu,zorlamaya devam edecek.Şu anda Irak’taki mevcut durum yasallaştırılmaya çalışılıyor iken ,Suriye ve İran operasyonları İsrail Siyonizm’i ve uşakları Türk egemenleri aracılığıyla devreye yeniden konulmuş bulunmaktadır.Zira Siyonist İsrail,Suriye’ye saldırmaya başladı bile.
Amerikan emperyalizmi ciddi bir siyasal ve ekonomik kriz içindedir.Bu krizin aşılması açısından savaşa ya da savaşlar kaçınılmaz görünmektedir.Öteden beridir sürdürülmeye çalışılan iç savaş politikaları yine temel alınmakla birlikte;bölgesel savaş çığırtkanlığı-kışkırtıcılığı ve ardından dünya savaşının dayatılması hiç te kehanet değildir.(Bu konuya daha önceki çalışmalarımızda değinmiştik.)Zira Suriye ve İran’a yönelik saldırı,açık bir bölgesel ve dünya savaşının ilanı anlamı taşıyacaktır.Bu yönde tırmandırılan ve ilmek ilmek örülen provokasyonlar zincirinin,halklar ayağa kalkmadığı ve mücadele yükseltilmediği sürece mevcut durumun sonucu aynen yukarıda söylendiği gibi olacaktır.
Kürt Ulusal hareketi ve Kürtler,yeni bir linç dalgası ile karşı karşıyadır.Bu linç dalgası ile legal-illegal tüm kürsülerin ve ifade organlarının yok edilmek,sindirilmek ve imha edilmek isteniyor.Şu güne kadar başarılamayan Kürt-Türk düşmanlaştırma taktiği yeniden hortlatılıp derinleştirilmek istenmektedir.
Türk emekçileri-proletaryası ve onun öncüsü güçler,ciddi bir sınavla karşı karşıyadır.Bu imha ve linç kampanyasına karşı durmak,egemen sınıfların oyunlarını bozmak,Kürt ulusal hareketi ve Kürtler kadar ve hatta onlardan çok Türk proletaryası ve emekçilerinin görevidir.Tüm kendini ifade etme araçları kullanılarak bu sürecin teşhir edilmesi,oyunların bozulması,birlikte ve yekvücut bu imha siyasetine karşı mücadele edilmesi ;kritik ve özel bir görev-sorumluluktur.Bu sorumluluk ve görevden kaçış,Türk proletaryası ve lider güçlerinin tarihsel olarak kirli-lekeli ve sosyal şovenist olarak tarihe geçmesinin kanıtı sayılacaktır.
Türk proletaryası ve öncü güçleri açısından da , bu süreç varlık-yokluk sorunu olarak kavranmalıdır.Kabul edilmelidir ki,bugün egemen güçler açısından birincil ve önemli düşman Kürt hareketi ve Kürtlerdir.Onlara karşı savaşan,ayakta duran en diri unsurdur Kürtler.Kürtler elimine edildikten sonra ya da aynı anda ,sırada zaten Türkiye komünist ve devrimci hareketi ya da proleter hareket ile emekçi hareket vardır.Yok edim-imha sürecinin halkasal devamlılık yeri burasıdır.Bu açıdan bakıldığında bile yine varlık ve yokluk sorunudur bu süreç esnasında alınan tavırlar ve sonuçları.
Kaldı ki,sorun bu temel de değil;ulusların kaderlerini tayin hakkı,en basit insan hakkının ihlali vs temelinde ele alınsa bile durum ve sonuçları ile tavır belirginleşir.Bu yok edim-imha sürecine karşı durmak,proleter devrimci hareketin devrim bayrağını ve devrimci onuru yukarda tutmanın da gereğidir.
Türk proletaryasının halkların birliği-kardeşliği-ortak mücadelesi zeminin de bu kavganın yanında,önünde ve liderliğinde olmaktan başka seçeneği,çıkar yolu,umarı yoktur.Kürt halkının,tüm dünya halklarının desteğinden daha çok,yüz yıllardır birlikte kardeşçe yaşadığı ve aynı kaderi paylaştığı Türk proletaryasının desteğine,omzuna ihtiyacı vardır.Türk proletaryası yüz yıllardır birlikte yaşadığı,birlikte çalıştığı ve de tavukları bile birbirine karışmış bulunan Kürt halkının imhasına sessiz kalamaz,kalmamalıdır.Sessizlik ve tavırsızlık,egemenler lehinde tavır almaktır.Bu tavır,proletaryanın alnına kara bir leke olarak kazınacaktır,sosyal şovenizmin bayrağı altında egemenlerle aynı platformda yer almasını koşullayacaktır.


HER ŞEY DEVRİM VE SOSYALİZM İÇİN
KÜRT HALKI YALNIZ DEĞİLDİR
YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ-BİRLİĞİ VE ORTAK MÜCADELESİ
KAHROLSUN HER TÜRDEN GERİCİLİK-ŞOVENİZM
YAŞASIN ÖZGÜRLÜK YAŞASIN SOSYALİZM

Mücadele kazanacak, Devrim kazanacak,Biz kazanacagiz

Halklarının sömürüye ve zulme karşı isyancı ruhundan süzülerek gelen, ülkemizin tarihine kanlarıyla mührünü basan, Türkiye Devriminin ışıklı yolunu çizen, gerçek anlamıyla büyük bir cüretle başlaylıp, kahramanlıklarla süren, geleceğin umut kaynağı olan DHKP-C...

Türkiye Devrimi tarihi denilince ilk akla gelen " Kızıldere öncesi ve sonrası " dır. Bu tarih 30 Mart 1972' dir. Türkiye Halklarının kurtuluş mücadelesininin tarihine bir not düşer.Bu notun mürekkebi Mahir' lerin kanıdır. Mahir' ler, Kızıldere'de emperyalizmin işbirlikçi ordusu tarafından kuşatıldıktan sonra " yolunuzdan dönün" çağrılarına " biz buraya dönmeye ölmeye geldik" haykırışıyla cevap verip, çarpışıp, ölürken, emperyalizme ve onun uşağı oligarşiye siyasi, ideolojik ve ahlaki olarak büyük bir darbe indirirken, öte yandan da Türkkiye Devriminin yolunu da net olarak çiziyorlardı.
Kızıldere' nin yolundan yürümek kolay değildi. Devrim iddiasıyla yola çıkan bir çok örgüt ve parti " O yoldan " yürüyemeyerek tarih sahnesinden silinip gidecekti. Savaş bedelsiz yürütülemezdi.

Kızıldere' nin yolundan yürümek, kurtuluş ve sosyalizm idealini canları pahasına da olsa korumak ve sürdürmek demekti.
Kızıldere' nin yolundan yürümek, emperyalizme ve işbirlikçisi oligarşiye karşı savaşıp, onu yenerek devrimi başarmak demekti.

"İnsanlar... tanık olunuz ki, bugün olmazsa yarın, mutlaka sömürünün tüm çarkları kırılacak, nice direnirse dirensin, sömürgen yer yüzünden kalkacaktır.Tanık olunuz ki, bunu kaç kez söylediğimiz gibi yine belirtiyoruz. Yaşamı bugünden yarına kendi küçümencik ömrüyle bir tutanlar belki anlayamazlar. Ama tarihin geleceği insanlığı buna hazırlamaktadır. Tüm toprak işleyenin, tüm tezgahlar üretenin, tüm sular kullananın ve dahi tüm egemenlik salt emekçilerin olacak. Siz çocuklarınıza iletin, bugün olmazsa yine, çocuklarınız çocuklarına iletsinler.Hükümranlıklar, taçlar nice görkemli görünseler de, üstünde durdukları başlar için giderek taşınmaz olmaktadır. Birgün mutlaka, insanlar başlarından egemenleri atacaklardır. Sultanların, kralların, ruhbanların yerini, birbirine kenetlenmiş, dayanmış ve her işini dayanışma üzerine kurmayı alışkanlık haline getirmiş emekçilerin egemenliği olacaktır".
Şeyh Bedrettin, 1420' de, idam sehpasına çıkarıldığında halka ve egemenlere son kez böyle haykırır.

Tarih, Bedrettinin nasihat ettiği gibi hakikati, Anadolu Halkları isyan ve ayaklanmalarla çocuklarından çocuklarına devrederek, tarih sahnesinden süzerek 30 Mart 1972'nin Kızıldere'sine getirdiğinde, Mahir'lerin kuşatma altında, emperlalistlerin ve işbirlikçilerinin "yolunuzdan dönün" çağrılarına, "biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik" haykırışını en temiz sayfalarından birine nakşedecekti.

THKP-C' nin bayrağını devralan DEVRİMCİ SOL'un oluşmaya başladığı yıllar '74'lere dayanır. Bu yıllar parti-cephe' yi, mücadelenin kızgın pratiği içinde öğrenme, sahiplenme ve THKP-C?yi yeniden kurma sürecidir. Bu süreç '78 yılına kadar Dev-Yol ile birlikte yapılmaya çalışılsa da bu yoldaki yürütülen yoğun çabalar sonuçsuz kalır. Dev-Yol kliğinin THKP-C?nin yarattığı büyük potansiyeli örgütleyerek sinsice ve zamana yayarak THKP-C?nin düşüncelerini değiştirip sağa çekme planı teşhir edilir. Bu tasfiyecilerle bütün ilişkiler koparılarak, 1978'in son aylarında DEVRİMCİ SOL kurulur.

DEVRİMCİ SOL, 1980 Amerikancı Askeri Faşist Cuntaya kadar söylemi ve pratiğiyle, yaptığı yüzlerce silahlı ve silasız eylemleriyle halk kitlelerine güven, oligarşiye ise kabuslar gördürmüştür. Cunta geldiğinde ise, diğer bir çok siyasi hareket gibi, halkı cunta ile başbaşa bırakmamış, yurtdışına kaçıp mülteciliği seçmemiş, cuntaya telim olmamış, mücadelesini kesintisiz sürdürerek, oligarşiye darbeler vurmaya devam etmiştir. Mahirler yaşıyor, savaşıyordu.

DEVRİMCİ SOL' un çok kısa ve özlü olarak tarihini, DHKP-C genel sekreteri Dursun KARATAŞ, DHKP-C Kuruluş Kongresinde şöyle açıklar; "12 Eylül 1980, ihaneti, özveriyi, direnmeyi, düşüp de ayağa yeniden kalkmayı öğrendiğimiz, dostu ve düşmanı daha iyi tanıdığımız, iktidar bilincimizi geliştirdiğimiz yıllardır.
1985-'89, geri çekilmeyi, güç toplamayı öğrendiğimiz yıllardır.

1990, atılımı hayata geçirdiğimiz, devrim yürüyüşümüzü hızlandırdığımız yıllardır.

12 Temmuz 1991, savaşın çıplak yüzünün görülmesi ve bu savaşın kurallarıyla sürdürülmediğinde nelere mal olacağını bilince çıkardığımız yıllardır.

16-17 Nisan 1992, savaşta direnmenin onurunu yaşadığımız ölüm anında dahi güçlü bir sosyalizm inancını, ülke ve halk sevgisini taşıyanların koşullar ne olursa olsun yenilmeyeceğini öğrendiğimiz ve öğrettiğimiz, Devrimci Sol'un halk kitleleri nezdinde ölümsüzleştiği yıllardır.

13 Eylül 1992, iç düşmanın nasıl dış düşman haline gelip örgütümüzü yok etmek için saldırıya geçtiğini, emperyalistlerin, yerli işbirlikçilerinin, dost maskelilerin nasıl bir araya geldiğini, bizi yok etmek istediklerini somut olarak gördüğümüz yıllardır".

Aynı kongrede, THKP-C ile DEVRİMCİ SOL ilişkisi ise; "Devrimci Sol ve THKP-C ilişkisi sadece, teoride ve pratikte olduğu gibi, esas olarak da halkımıza ve dünya halklarına karşı duyulan sorumlulukta, M-L'yi anlama ve uygulamada, bu sorumlulukların yarattığı ruhsal şekillenmede, özveride, bağlılık ve kararlılıkta, iktidar bilincinde ve gerektiği anda yaşamını feda etmede çekinmemekte ifadesini bulur" diye açıklar.

DEVRİMCİ SOL, yarattığı tarihiyle ve değerleriyle halkın beyninde derin izler bırakırken hep dile getirdiği parti hedefine 30 Mart 1994?te ulaşarak verdiği sözü yerine getirir. 16 yıllık savaş tarihi boyunca söylediğini yapan, yaptığını savunan özelliğiyle, dağlarda, şehirlerde, okullarda, meydanlarda, kısacası hayatın tüm alanlarında yüzlerce şehit, yüzlerce yaralısıyla, binlerce tutsak vermiş, adeta bir buz kıran misali kıra-kırıla yolunda yürüyerek, temsil ettiği şehitlerine, ülke ve dünya halklarına yüklendiği misyonunu yerine getirip sözünü verdiği partiyi kurarak, tarihteki yerini almıştır.

DHKP-C, Marksist- Leninist dünya görüşünü benimsemiş ve bunun için savaşan bir partidir. Nihai hedefi, sınıfsız sömürüsüz bir düzen ve dünya yaratmaktır. Ancak bugünkü hedefi, emperyalizme ve oligarşiye karşı tüm halk güçlerinin iktidarı olan Devrimci Halk İktidarı' nı kurmaktır. Türkiye Devrimi, anti- emperyalist, anti-oligarşik karakterde bir devrim olacaktır.

Halkın savaşı, Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi'nin öncülüğünde, şehirde ve kırda silahlı propagandanın, gerilla savaşının geliştirilmesi, yaygınlaşıp güçlenerek gerilla ordusuna varılmasıyla, artan halk hareketleri ve yöresel halk ayaklanmalarıyla birlikte, Halk Ordusunun oluşması ve en nihayetinde topyekün ayaklanmayla oligarşik devleti yıkarak Devrimci Halk İktidarını kuracaktır.

DHKP-C, halk savaşının ilk evresini, silahlı propaganda temelinde şekillenen Öncü Gerilla Savaşı olarak algılar. Halk savaşının temel biçimi silahlı mücadele olmasına rağmen, mücadelenin tek biçimi bu değildir. Halk savaşı ülkemiz koşullarında Politiklesmis Askeri Savas Stratejisi'ni esas alır. Bu strateji, şehirde ve kırda gerilla savaşını esas alır. Gerilla savaşı yanında halk kitlelerinin günlük, kısa vadeli hak ve özgürlüklerini, çıkarlarını düşünür. Bunlar için mücadele eder. Halkın günlük, ekonomik- demokratik mücadelesine öncülük ederken, salt bununla kurtuluşun sağlanamayacağının propagandasını yaparak, halk kitlelerini bilinçlendirir, iktidar hedefini gösterir. Ancak, silahlı mücadele dışındaki tüm mücadele biçimlerini halk savaşına tabi ve onu güçlendirici olarak ele alır.

DHKP-C, Enternesyonalizmin Türkiye topraklarındaki tek temsilcisidir. 32 yıldır tüm tarihi boyunca, dünyadaki tüm ulusal ve sınıfsal kurtuluş savaşlarıyla yakından ilgilenmiş ve gücü oranında pratiğinde bunu göstermiştir. Filistin'den Şili'ye, Afrika'dan uzak Asya'ya, Amerika kıtasından Avrupa'ya kadar tüm ezilen halkların yanında olmuştur. Olmaya da devam edecektir.

DHKP-C' Türkiye halklarinin temsilcisidir.DHKP-C' bu hedef ve stratejiyle; Türk, Kürt, Laz, Çerkez ve tüm milliyetlerden, Alevi-Sunni, gayrimüslim tüm din ve mezheplerden halkların birbirinden ayrı kurtuluşu olamaz der. Tüm halkların kurtuluşu ve geleceğinin ortak olacağını savunur. DHKP-C halkların birliği ve tek kurtuluşudur.

Her nehirin denize akması misali, mücadelemizin akıp giden suyu, Anadolu İhtilalinin, devrimle tamamlanacak olan yatağına akmaya devam ediyor.

Mücadele kazanacak, Devrim kazanacak,Biz kazanacagiz;cünkü biz halkiz,hakliyiz,kazanacagiz !!!

 YABANCILAŞMANIN DÜŞMANI,ÖRGÜTLÜ BİREYDİR


Gün geçtikçe daha çok bireycileşen,yalnızlaşan,kendine dönen,çıkarcı,bencil bir toplulukla karşı karşıya bulunmaktayız.Bu süregiden ve derinleşen bir durumdur.Bunun temel nedeni,elbette tüm sınıflı-sömürücü toplumların sonuncusu olan kapitalizm ve onun doğal sonucu olan yabancılaşmadır.Bu yabancılaşmadır ki,giderek kronikleşen ve devasa büyüyen sorunlar üretmektedir.
Emperyalist kapitalizmin zirvesinde-doruğunda olan metropollerde bu yabancılaşma ve kişisel yaşantıya yansımaları ciddi toplumsal psikolojik sorunlar üretmekle beraber;çıkışsızlığın,alternatif olamamanın ve kişisel güçsüzlüğün de etkisiyle sürü psikolojisini hedef-temel alan akımların etkisine hızla sürüklenmektedir.Son 25-30 yıla damgasını vuran başlıca temel sorunlar:
a.Ciddi bir biçimde dine-tarikatlara yönelim ve bunların sonucunda zaman zaman toplu intiharlar
b.Uyuşturucu-alkol ve bağımlılık oranlarının yükselişe geçmesi ve kullananların yaş oranlarının düşmesi
c.Her türlü fanatizm ve holiganizm,şiddetin güçlenmesi,çeşitli sportif ve insani aktivitelerin kolayca şiddetin dışavurumuna yönelik alanlar haline gelmesi ya da getirilmesi
d.Yükselen ırkçı,ayrımcı ve faşist hareket.
e.İnsan başta olmak üzere tüm canlılara ve doğaya dönük bilinçli-bilinçsiz yok edim hareketleri,canice akla-mantığa sığmayacak düzeyde yapılan katliamlar,tatminsizlik-doyumsuzlukların en üst safhada olması.
Tüm bunlar,metropollerde yabancılaşmanın dışavurumlarından sadece bir kaçıdır.Bunlar çoğaltılabilir ama sanırız ki , bu birkaç başlık bile ne kadar korkunç ve ürkütücü boyutta yabancılaşmanın seyrettiğine kanıt olarak yeterlidir.
Emperyalist kapitalizmin metropolleri dışında kapitalizmin gelişme ve ilerleme düzeyine göre,çeşitli derece ve kademelerde yaşanan bu sorun ve sonuçlar,yine bizatihi kapitalizmin yıkıcı-yok edici etkilerinden kaynağını almaktadırlar.Kapitalizm canavarı,insanı insan olarak yutan,öğüten,tüketen,bitiren,yok eden bir içeriğe ve eylemsel sonuca sahiptir,ki sınıfsal duruşunun esası da bunun üzerinedir.İnsanın paçavraya çevrilmesinin doruğudur kapitalizm.
Tüm bu sonuç ve sorunlar,aynen daha derecesel olarak geride olsa bile ülkemiz topraklarında da yaşanmaktadır.Yabancılaşmanın tüm sonuçları;kimliksizleşme,bireycilik,çıkarcılık vs aynen ülkemiz topraklarında da yaşanmaktadır.Uyuşturucu-alkol ve sigara kullanımı had safhada olup,kullanma ya da başlama yaşı 10’lu yaşların altına düşmüştür.Holiganizm-fanatizm,ileri düzeyde hastalık derecesindedir.Faşist-ırkçı-ayrımcı hareket ve tarzlar revaçta ve üst boyuttadır.Din ve tarikatlara yönelim yine en uç sınırlarda seyretmektedir.Ahlaksızlığın her emaresi,temel ahlaki kurallar haline gelmiş ya da olağan karşılanmakta ve algılanmaktadır.Her türden şiddetin kutsandığı bir şiddet kültürü oluşmuştur.tüm bu sorun ve sonuçlar,yabancılaşma ve yok oluşun en uç sınırlarına varıldığının göstergeleridir.
Gerek ulusal ve gerek uluslar arası arenada bu yaşananlara karşıt olarak elbette ki olumlu gelişmelerde mevcut ve yaşanmaktadır.Zira,her şey kendi karşıtını geliştirip ve yaratarak ancak ilerleyip gelişebilir.Zira dünyada sol-devrimci-komünist hareket giderek güçlenmektedir.Gerek legal ve gerekse de illegal alanda gelişmekte olan ciddi muhalif hareketlerden,proleter devrimci hareketlerden söz etmek olanaklı hale geldi artık.Bunun emperyalist kapitalist kuşatmayı kırıp enternasyonalist bir kanala ilerleyeceğini de söylemek sanırız kehanet değildir.Zira emperyalist kapitalizm küreselleştikçe ve dünyayı küçülttükçe,bu durumun aynı zamanda proleter ve devrimci hareketleri de yakınlaştırıp ortaklaştıracağını söylemek anti-bilimsel olmayıp tam tersine bilimsel bir tespittir.
Ulusal ve yerel anlamda komünist devrimci bir liderlik olmasa da,sınıf hareketinin kendi kanallarını açmaya başladığını ve güçlenmekte olduğunu görmekteyiz.(Ki bu süreç derinleşerek ilerleyecektir.Emperyalist kapitalizmin yapısal ekonomik krizi giderek derinleşmekte ve buna eşlik eden siyasal krizlerin boyutlanacağını söylemeliyiz.)Kürt ulusal hareketi,dışsal nedenlerden kaynaklı-zorunlu olarak devrimci bir yola girmektedir.Emperyalizmin yerli uşaklarının işaret ettiği gibi yapısal kriz artık kırılgan periyodik etkilerini her an,her dakika hissettirmekte ve toplumsal huzursuzluk pratik yankılarının yolunu açmaktadır ve açacaktır.
Yani yabancılaşma ya da zorunluluk,kendi karşıtı olan özgürleşmeyi de dolaysız olarak geliştirmektedir.Zira bencilliğin karşısına dayanışma,bireyciliğin karşısına toplumsallık,çıkarcılığın karşısına paylaşma,ayrımcılık ve faşizan kültürün karşısına insani değerler çıkacaktır,çıkmaktadır,çıkarılmalıdır.
Proleter devrimci mücadele,aynı zamanda kapitalizmin her türlü sorun ve sonucuna müdahale ve mücadele demektir.Devrim,eğer yeni insanların eseri olacaksa ya da diğer bir deyimle yeni toplum yeni insanlar ile kurulacaksa ,bunun yabancılaşmanın her boyutuna karşı ideolojik-pratik-teorik mücadele kesinkes bir zorunluluk ve elzemdir.İnsani olan tüm değerlerin yüceltilmesi,kapitalizmin yabancılaştırma politikalarına karşı radikal bir özgürleştirme-özgürleşme politikasının yürütülmesi temel bir zorunluluktur.Günü birlik politikada,ajitasyon ve propaganda da ,ideolojik-teorik mücadelede ,bu temel sorun irdelenmek,vurgulanmak ve aşılmak zorundadır.Kapitalizmin temel sömürü halkası,artı-değerdir,emektir yani emeği üreten proleter insandır.Zaten bu doğal sonuç olan yabancılaşma kaçınılmaz olmaktadır.Emek ile ürettiği değerler arasındaki fark ve buradan başlayıp ilerleyen süreçtir yabancılaşma.Bu kaçınılmaz süreçtir ki,kapitalizmin ömrünü uzatan.
Komünizmin temeli de,insanı;her türden gerici-ırkçı-ayrımcı-dejenere ve insani olmayan tüm değerlerden uzaklaştırmak ve gerçek-yeni insanı yaratmaktır deyim yerindeyse.Komünizmin gerçek temel sloganı olan insanlık düzenine ise,ancak ve ancak yabancılaşma sınırlarını aşmış,paylaşımcı-toplumsal-dayanışmacı vs niteliklere sahip olan yeni insanlar ve örgütlü bireylerle ulaşılabilir.Özgürleşen bireyler ve özgürleşen örgütlü bireyler ,bunun yapı taşıdır.Yeni insan ve yeni toplumun öznesi kesinlikle,örgütlü-özgür bireylerden oluşacaktır.Aksi düşünülemez bile.Tek tek insanların cılız ve sonuç alıcı olamayacak sesleri birleştikçe,gürleştikçe,özgürlüğe ulaşılır ve özgür bir dünya kurulup korunabilir.Kapitalizmi yıkmanın ve yeni toplumu inşanın kilididir örgütlü bireyler ve onların ortak hedefler uğruna olan birlik örgütleri-toplulukları.

YAŞASIN ÖZGÜRLÜK YAŞASIN SOSYALİZM
YAŞASIN İNSANLIK DÜZENİ OLAN KOMÜNİZM
YABANCILAŞMANIN DÜŞMANI ÖRGÜTLÜ BİREYDİR


EMPERYALİST KAPİTALİZMİN SALDIRILARINA YANIT: DEVRİMCİ MÜCADELE


Emperyalist kapitalizmin yapısal krizi,artık periyodik krizler silsilesine dönüştü.Son kriz çalkantısında,bastırılmaya ve dizginlenmeye çalışılan kriz mali piyasalarda dünya ölçeğinde sarsıntılar yarattı.Ve krizlerin ertelenebilse de,tümüyle ortadan kaldırılamayacağını ve yapısal ekonomik krizlerin zamanla siyasal bunalımla derinleşip devrimlerin,emperyalist kapitalist burjuvazinin korkulu rüyası olduğunu ve bu devrim heyulasının sistemi ne kadar zora sokup kapıda hazır ve nazır beklediğini de açığa çıkardı ve çıkarmaya da devam edecek.Latin Amerika ülkelerindeki küçük burjuva devrimci girişimlerinin tedirginliği de buna eklenince,psikolojik-moral olarak bu zamana kadar üstün olan emperyalist kapitalizm giderek her sarsıntıda daha fazla etkilenmekte ve akıntıya karşı kürek çekmekte zorlanmaktadır.Emperyalist kapitalizm ve onun uşakları sıkıştıkça,sınıfa ve ezilenlere daha fazla saldırıyor,umarsızca ve çaresizce kendi sonunu daha fazla hazırlıyor ve yakınlaştırıyor.
Emperyalist kapitalizmin bu periyodik krizleri,derin ve içinden çıkılamaz bunalımın öncü dalgalarıdır.Bu öncü dalgaların ardından yıkıcı ve kesin vuruşlu depremler gelecektir.Bu süreci geciktirmek için,emperyalist kapitalist metropoller ve ona bağımlı sömürge rejimler,uşakları ;ellerindeki son kozları oynayarak nefes almaya çalışıyorlar.Bu amansız ve ölçüsüz terör demektir.Hukuksuz,adil olmayan savaş,sınırsız ve pervasız şiddet,sıcak çatışmaları beslemek ve ardından mevcudu koruma uğruna ekonomik-siyasal-kültürel kapsamlı saldırılar demektir.
Türk sömürgeci faşist rejimi ise,seçimlerin üzerinden fazla bir zaman geçmeden ,rejimi sağlamlaştırma adına genel olarak toplumsal bir savaş dayatmaktadır.Ekonomik-siyasal-kültürel kapsamlı bir saldırının içinde buldu kendini proletarya,emekçiler ve Kürt ulusu.Bir yandan sözüm ona yeni anayasa çalışmaları ile çeşitli hayaller beslenirken,beri yandan gerek proletarya ve emekçi yığınlara faşist açık terörün en azılı biçimiyle saldırmaktadır.Tersanelerde açıkça işçi sınıfının katliamı sürer ve rejim tarafından olağan ilan edilirken(ki bu durum sözüm ona “sınıflar üstü” devletin ne kadar sınıfların içinde ve tarafında olduğunun açık kanıtıdır,ayrıca tersane patronlarından ikisinin faşist ve gerici AKP ve MHP’den milletvekili olması da bu kadar “tesadüfün” olamayacağının kanıtıdır.),Tuzla’da evlerinin yıkımına karşı mücadele eden emekçilere dayatılan katliam ,demokratik-ekonomik talepli sokak gösterilerine iplerini koparmış itler misali saldırılması seçimler öncesindeki makalelerimizde ifade ettiğimiz ve savunduğumuz düşüncelerin adım adım yaşama geçirildiğini göstermektedir.Hatırlayınız biz bu seçimlerin normla-olağan-rutin bir parlamento seçimleri olmayıp faşist diktatörlüğün iç savaş stratejisinin gereği olarak,saldırılara zemin hazırlamak,meşruiyetini sağlamak amacı güttüğünü,rejimin giderek askeri bir biçime-şiddetin öne çıkacağı-saldırganlığın artacağını bu anlamda da faşizmin tahkimi ve sağlamlaştırılmasının tamamlanmasını koşullayacağını,gerek proletarya ve emekçilere ve gerekse de Kürt ulusuna azgınca saldıracağını makalelerimizde apaçık ifade etmiş ve uyarmıştık.Tüm bunlara dayanarak,sürecin özgünlüğünü de dikkate alarak ,seçimleri boykot etmek gerektiğini söylemiştik.Gelinen aşamada süreç bizi doğrulamış görünüyor.
Gerek hazırlanan anayasa taslağında ve gerekse de pratik yaşamda sendikal hakların kısılmaya çalışıldığı,Halit Narin gibi tescilli proleter düşmanının sınıfı açıktan hedef alan açıklamaları ve sözcülüğü,sürece ilişkin ifadeleri,işçi sağlığı ve iş güvenliğinin tartışılabileceği özgün gelişmelere rağmen egemenler ve onların uşaklarını sessizliği,yoksullaşma ve açlığın artık sıradanlaşması,yoksullaştırma-açlıkla tehdit etme ve de hemen ardından ,aş evi çadırları,erzak paketleri,yardım paketleri vs ile onursuzlaştırma ve teslim alam süreci almış başını gidiyor.Kamu proleterleri olan “memurlara” dayatılan komik %2’ lik zamlar ,sınıfın değişik bölüklerinin toplu sözleşmelerinin sarı sendikalar aracılığıyla satılması,seçimler dönemi göz yumulup hemen ardından yıkılmaya çalışılan emekçi ve yoksul gecekonduları vs vs hep bu kapsamlı saldırıların başlangıcıdır sadece.Yine DTP li vekillere yasal yoldan ve anti yasal yoldan saldırılar ve Kürt ulusal mücadelesine karşı girişilen imha siyasetini de ayrıca ele almalıyız.
Kürt ulusal mücadelesi ve hareketine karşı girişilmiş inkâr ve imha siyaseti derinleştirilmiştir ve giderek daha fazla derinleştirilecektir.Irak Kürdistan’ı hariç-zira ABD açısından oranın varlığı çok önemlidir-diğer parçalarda da bu imha siyasetinin aynı anda derinleştirilmiş olması,Kürt ulusunun ne kadar kapsamlı bir saldırı,yok edim ve imha tehdidinde olduğu daha iyi açığa çıkacaktır.Kuzey Kürdistan’da yürütülen ve bu aşamada giderek derinleştirilen savaş,tamamen bu amacı gütmektedir.Gül’ün Kürdistan gezisi,karşılıklı açıklamalarla süslenmiş günlük burjuva siyaseti-havuçla beslenmiş sopa siyasetinin klasik anlamda yeniden gündemde olduğunun işaretlerin vermektedir.Son Kürt serhıldanı,yine kırmızı güller eşliğinde kanla bitirilmek istenmektedir.30 yıldır süren direniş ve özgürleşme hareketi ,bu anlamda ciddi bir kırılma noktasındadır.Kürt hareketi mevcut durumda,ulusal anlamda da varlık-yokluk arasındadır.Üçüncü bir seçenek kesinlikle yoktur.
Parlamentoda grup kurmuş reformist Ulusal Kürt burjuvazisinin temsilcileri bu süreci algılayamamaktan kaynaklı olarak şaşkınlık içindedirler.DTP’ yi meclisten ve günlük politikadan yalıtma ve elimine etme taktiği çoktan uygulama alanına konmuştur.Demoklesin kılıcı gibi sallanıp duracak bu eliminasyon tehdidi ile teslim alınarak ve susturularak bu kürsü-meclis ve açık alandaki ifade olanakları-Kürt ulusunun imha pratiği yaşama geçirilmek isteniyor.Parlamentoya beslenen ve ya beslendirilen umutlar,bu anlamda bir biri suya düşmüş olacaktır.Reformizmin Kürt ulusuna vereceği hiçbir şeyin olamayacağı,zaten buna faşist sömürgeci rejim ve onun ağa babalarının müsaade edemeyeceği çıplak biçimde açığa çıkmış bulunmaktadır.Bu anlamda,Ulusal hareketin reformist yoldan-uzun zamandır girdiği yoldan- yeniden ulusal devrim yoluna girmesi kaçınılmaz olarak dayatılmaktadır ve tek yoldur.
Sömürgeci faşist rejimin bu imha siyaseti ile PKK’ yi normalde
olması gerektiği yöne doğru zoraki sürüklediğini ifade etmeliyiz.Gerek ulusal ve gerekse de uluslar arası durum ve gelişmeler,emperyalist kapitalist metropollerden elde edilmeye çalışılan icazetlerin yerine getirilememesi vs ister istemez devrimci savaş yolunu PKK’nin gündemine metazori ve fiilen koymuş olmaktadır.Kendisine uzatılan reformist-barışçıl eli sürekli biçimde elinin tersiyle iten rejim açısından,ne dün ne de bugün özel bir politika değişimi söz konusu olmadı ve görünen o ki kısa ve orta vade de bu olmayacaktır.Kapsamlı bir yok etme hareketi,kontrgerilla taktikleri de devreye sokularak sürdürülüyor,sürdürülecektir.Bu arada,Türkiye işçi sınıfı ve emekçileri de bu iç savaş ve yok edim savaşına taraf haline getirilmeye çalışılacaktır kaçınılmaz olarak.Nitekim kontrgerilla tarafından tezgâhlandığı açıkça belli bomba yüklü araçlar provokasyonların yeniden yoğunlaşacağına işaret etmektedir.Terörize ortam,terörize olmuş bir toplumsal paranoyalı toplum inşa işine devam edilecektir;görünen budur.
Kürt ulusal kurtuluş mücadelesi ve onun önderlerine karşı girişilecek imha hareketinde,elbette ki Türkiye komünist devrimci hareketi taraftır ve olacaktır.Bu kirli savaşta,Kürt ulusu ve onun temsilcilerine destek olmak,omuz vermek ve birlikte karşı devrimci saldırıları püskürtmek temel görevlerindendir hareketin.Teorik olarak,ulusların kaderlerini tayin hakkından yana olmak değildir , taraf olmak.Taraf olmak,tam da günün şartlarında devrimci-komünist yola girebilecek ve olasıdır ki güçlenecek eğilime destek olmanın ötesinde ,cephesel omuz omuza savaşın gereklerini yerine getirmektir aslolan.
KUKM’de yıllardır yürüdüğü reformist yoldan umar olmadığını,devrimci bir ulusal kurtuluş hareketinin yürütülmesinin zorunlu olduğunu kavramak ve yaşama geçirmek zorundadır.Eski hata ve zaaflar yinelenmemelidir.KUKM,bir kırılma noktasındadır.Düzen içinde bir çıkış olmadığını,sömürgeci faşist rejimin kısmi de olsa demokratik ve reformal açılımları yapamayacağını net biçimde görmek zorundadır.Kürt ulusunun özgürlüğünün ulusal-sınıfsal bir devrim ve sosyalizmde olduğunun altı çizilerek,Bağımsız-birleşik –devrimci-sosyalist Kürdistan şiarıyla devrimci bir yola girmesi gerekmektedir.Kırılma noktası burasıdırevrim ve kesin çözüm mü?Reformist-düzen içi-icazetli ve imhayı-inkârı kabul eden yol mu?KUKM,bu süreçte kendi yolunu net biçimde çizmelidir.Türkiye İşçi sınıfı ve emekçileri ve onların siyasal öncüleriyle birlikte ve ortak mücadelesi,KUK hareketinin ve Kürtlerin biricik çıkar yoludur.
Süreç,keskinleşerek ilerleyecektir.Bu kaçınılmaz bir durumdur.Karşı devrim,devrimi boğmak ve iktidarını sağlamlaştırmak açısından yürüttüğü çetin mücadele de devrim cephesini de büyüterek-birleştirerek-ayrıştırarak ve devrimci mücadeleyi çetinleştirerek ilerleyecektir.Bu tarihsel ve maddi bir gerçekliktir.Karşı-devrim,devrimi geliştirerek ilerleyecektir.Sorun,bu çatışmada tutulan yerdir.
Sistemin kapsamlı ve yok edici saldırıları(ekonomik-sendikal-demokratik ve devrimci mücadeleye karşı artarak sürecek ve yoğunlaşacaktır.Pratik tüm gelişmeler,ABD ve onun yerli işbirlikçisi faşist rejimin iç savaş stratejisi bunun kanıtıdır.Artık fal açma ve süreci yeniden ve yeniden değerlendirme zamanı değildir.Gün,devrimci komünist proleter ve Kürt hareketini birleştirme yaratma geliştirme ve mücadele günüdür.Emperyalist kapitalizmin kapsamlı inkâr,imha,yok etme politikalarına karşı en iyi ve devrimci yanıtEVRİMDİR.


YİRMİBİRİNCİ YÜZYIL SOSYALİZMİ 

zelâl
(şimdiye kadar 41 posta)  11.09.2007 01:05:07 [alıntı yap]

Venezuela'daki devrim süreci halka dayalı ve halk katılımıyla, tabandan gelen hareketlerle ivme kazanan bir sürece dayanıyor. Komünist Partisi ise, bize anlatıldığı kadarıyla, bürokratik, daha çok tepeye bakan, hükümete, devlete bakan ve bu tür halk haraketlerine şüpheyle yaklaşan bir parti konumunda. İşçi sınıfı küçük olduğundan dolayı ve buna paralel doğal tabani da küçük marjinal partidir diyorlar onun için, ama gerçekten öyle midir bilmiyorum. Ama belki de bugün için devrimin öncü partisi yok diyebiliriz. Bu elbette stratejik bir problem. Devrimin öncü bir gücü var, o da Chavez'in kendisi. Chavez de bilindiği gibi küçük burjuva bir partinin ordudan gelme radikal lideri.



Bu Chavez'ci hareket, çeşitli partilerden ve hareketlerden, inisiyatiflerden oluşan ve halk konseyleri, Bolivar çemberleri gibi örgütlenmeleri içeren bir çerçeve yapıdan oluşuyor. Bizim alıştığımız, bildiğimiz türden proletaryanın çelik çekirdeği komünist parti yok. Onun için buna yirmibirinci yüzyılın sosyalizmine gidiş diyorlar. Bekleyip görmek lazım. Öncü parti, öncü bir proletarya yok. Onun için bu bir halk devrimi, bu tam bir milli demokratik devrim süreci, bildik sosyalist devrim sözkonusu değil. Çünkü burjuva devlet aygıtı duruyor, bankalar duruyor, kapitalist ekonomi yerliyerinde. Piyasa, onun büyük ölçüde belirlediği hayat tarzı devam ediyor, farklı bir süreç yaşanıyor. Bu süreçten bir şey çıkar mı, çıkmaz mı bilmiyorum.



Orada konuştuğumuz ilericiler, demokratlar, hatta devrimci sosyalistler, gelişen süreci halkın lehine görüyorlar. Bu milli demokratik devrimin gelişmesini yirmibirinci yüzyıl sosyalizminin özel bir unsuru olarak görüyorlar. Yani bu sosyalizm değil ama onlara göre yirmibirinci yüzyıl sosyalizminin alt yapısını oluşturuyor. Yani yirmibirinci yüzyıl sosyalizmine böyle gidilecek; halk inisiyatifiyleriyle, kolektif mülkiyete geçişle gidilecek. Örneğin, Bolşeviklerin yaptığı gibi gelip devlet cihazını parçalayıp, iktidara el koyarak mülkiyet düzenini değiştirmekle değil diyorlar. Böyle bir alt yapı oluşturularak geçiş deneniyor. Ve bu geçiş sürecini kolaylaştıracak bütün tepe noktaları petrol; ordu ve para hükümetin elinde. Böyle olduğu için bu ikili iktidarda biz avantajlıyız, öteki kanat güçsüzdür, artık bir şey yapamaz deniliyor. Yerel burjuvazinin artık gücü yok ama küçük burjuvazi güçlü. Şimdi o hangi noktada duracak, hangi noktada son zarını atacak onları bilemem ama.



Anlattıklarının, iyimserliklerinin tam kafama yattığım da asla söyleyemem. Bir niyet gizleme sorunu değilse de en azından fazla bir saflık var gibi geliyor bana. Unutmamak gerekir ki, cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla döşenebiliyor.



Bunların dışında stratejik bir başka faktör, halk desteği. Çünkü halkı bu sürecin aktif bir öznesi haline getiriyorlar. Şimdi bu aşamadan sonra, Sovyet deneyimini çağrıştıran bir adım atmak, hem dış tepkiler hem iç tepkilerle birlikte devrim sürecini tehlikeye sokar diyorlar. Onun için yirmibirinci yüzyıl sosyalizmini kuruyoruz diyorlar. Bence buna hazır değiller, öncelikle buna hazır olan bir önderlik yok, işçi sınıfı önderliğiyle küçük burjuvazi önderliği arasındaki meseleler işte buralarda ortaya çıkıyor. Önderlik problemi, sınıfın gücü, örgütlülüğü meselesi gibi somut sorunlar karşımıza çıkıyor. Bu bir sosyalizm değil, hiç ilgisi yok hatta, bu bir halkçı demokratik devrim süreci.



Şunu da eklemeliyim: Diyorlar ki; halk örgütlenmesini, demokratik alt yapısını, mülkiyete ilişkin bölümlerini, emperyalizme ilişkin bölümlerini dikkate de almıyor değiliz, dogmatik yaklaşmayın, Chavez hareketi içinde yalnız küçük burjuvalar yok, komünistler de var, toplumun lanetlileri de var, gecekonduluları da var, lümpenleri de var.



Bize böyle dediler. Ne var ki, devrimci süreçlerin yönetimi sadece bir niyet meselesi değil, keşke niyet meselesi olsa. Sınıfsal önyargılar, dar görüşlülükler, çıkarlar, sınıfsal intihar diye konuştuğumuz meseleler ortaya çıktığı için kuşkulu ve temkinli yaklaşıyoruz. Süreç, içinde halkı, emek güçlerini, işçileri, devrimcileri barındırdığı, taşıdığı için tabii ki sosyalizm de varlık buluyor orada, ama içinde küçük burjuvaziyi barındırdığı, milliyetçiliği de bir ölçüde içerdiği, burjuva devlet cihazını, kapitalist hayat tarzını, ekonomik, sınıfsal ilişkilerini aşamadığı, giderek yıkmaya henüz yönelmediği için, elbette içinde kapitalizmin tohumlarım ve emperyalizmle uzlaşmayı da taşıyor. Yani Venezuela devrimi zehriyle birlikte yaşıyor.
 
DARBELER,12 EYLÜL,YARATTIĞI TAHRİBAT VE MÜCADELE


Bu ülkede ordunun tüm dönemler boyunca özel bir rolü olmuştur.Her karışıklık ve kaosta ilk çağrılanlar ve davet edilenler olmuştur ordu.Ordunun Türk ve diğer Anadolu halkları nezdinde ve geleneğinde devletin algılanışından tutalım da siyasal hayatın içindeki rolü her zaman ağırlıklı bir yer tutmuştur.Tüm tarih boyunca bunun böyle olduğunu görebiliriz.Osmanlının son dönemleri özellikle bunun tarihsel örnekleriyle doludur.Meşrutiyetler sonrası ve ardından İttihat ve Terakkinin darbeleri ve girişimleri yakın tarihe de damgasını vuracak çeşitli gelişmelerinde önünü açmıştır.
Bu toplum geleneklerinde aşağıdan yukarıya bir şeylerin elde edilmesi yani demokratik toplumsal mücadele yoktur.Bugüne kadar süregelen iktidar değişimlerinin özü genellikle yukardan aşağıya inşa yoluyla olmuştur.Her köklü değişim yukardan aşağıya gerçekleşmiştir.Ve bu değişimlerin ya da dönüşüm hareketlerinin ezici çoğunluğu da aşağıdakilere rağmen yapıla gelmiştir ve zor bu noktada temel kullanım aracı olmuştur ne yazık ki.Devlet örgütlenmesinin temeli olan ordu bu gelişmelerde temel öneme sahip olmuştur hep.
Daha önceki birkaç makalemizde belirttiğimiz üzere devlet egemen sınıfların çıkarlarının koruyucusu ve kollayıcısıdır.Egemen sınıf hangisi ise onun çıkarlarının bekçisidir.Ordu ve diğer devlet kurumları bu anlamda mevcut iktidarlardan ya da egemen olan sınıf ya da onun çıkarlarından bağımsız düşünülemez.Şimdi darbeleri de bu çerçevede düşünmek gereklidir.Darbeleri örgütleyen ve yapan güç ordunun kendisi olsa da,ordu kendi başına buna karar veremez ve vermemiştir.Darbeleri esasta örgütleyen ve isteyen güç ve zeminlerdir.Güç iktidardaki egemen sınıftır,zemin ise egemen sınıfın ihtiyaçları ve sınıf mücadelesinin seyridir.Darbeler esasta ve öz olarak egemen sınıfların(gerçek iktidar) temsilcisi olan parlamento ve hükümetlere karşı yapılamaz zaten.Bunun da altını çizmekte yarar vardır.Hele de özellikle emperyalist kapitalizm döneminde.Zira genel bir kanı ve oluşturulmaya çalışılan bir yanlış var ki,o da hükümetlere karşı darbe yapıldığıdır.Hükümetler egemen sınıfların günlük politikalarını yürütmek,gerekli siyasal ortamı sağlamak ve de Türkiye gibi ülkelerde göstermelik bir demokrasi ortamı-havası yaratmak için basit birer piyonlardır.Şöyle bir göz atın gerilere bugüne kadar hangi hükümet programlarına uygun hareket edip ezilenler için vaatlerini yerine getirmiştir?Hiç biri.Bu anlamıyla darbelerin hükümetlere karşı geliştirildiği koca bir yalandır.
Cumhuriyet kurulalı beri moderne anlamda üç darbe vardır ülkede.27 Mayıs,12 Mart ve 12 Eylül.27 Mayıs darbesinin kısmen farklı bir kategoride ele alınması gereklidir.Aşağıdan gelen subay ve askerlerin örgütlediği ve de arkasından yukarıdakilerin müdahalesiyle istenilen potaya aktarıldığı söylenebilir.Başlangıçta ne ordu üst kademesi ve ne de Amerikan emperyalizminin yeri yoktur darbede.Ama başladığı andan itibaren gerek amerikan emperyalizmi ve de gerekse de üst kademe aracılığıyla burjuvazi darbeye el koymuşlar ve kendi rotalarında ilerlemesinin önünü açmışlardır.Ama beri yandan bu darbe ile birlikte cumhuriyet tarihinde darbeler zinciri başlamıştır.Darbe sopası egemenlerce sürekli bir biçimde ezilenlerin başında sallanmaya başlamıştır.
12 mart , 27 mayısın aksine ikili bir özelliğe sahiptir.Başlangıcı ve içeriği ile ürettiği ve içinde yer alan kadrolarında değişiklik olmuştur.Yine bağımsız bir örgütlenme olmamakla birlikte tam bir organizasyonla yapıldığı ya da muhtıra ile birlikte sürecin tam yerli yerine oturduğu söylenemez.Ama herkesin bildiği gibi yükselen gençlik ve işçi hareketinin muhtıra ve gelişmelere yön verdiği kesinlikle söylenebilir.Zira darbe ile birlikte gençlik önderlerinin katledilmesi ve sınıf hareketinin boğulmaya çalışılması çabasının hemencecik uygulamaya konulması aşikârdır.
Ama gerek 27 Mayıs ve gerekse de 12 Martta kurumsallaşmış bir faşist örgütlenme yoktur.Asıl faşizmin kurumsallaştırılması süreci daha sonraki darbeye,asıl öldürücü darbeye havale ve ihale edilmiştir.Yani 12 Eylüle.O güne kadar kimi devlet örgütlenmelerinin faşist kurumsallaşmanın önünü açtığı söylenebilirse de,gerek kontrgerilla,gerek ordu,gerek polis gerekse de Milli güvenlik Kurulu vs vs gibi devamlılığı olan ve de özel örgütlenmelerin içeriği tamamen faşist bir karakterde değildir.Bu arada iki farkı oturtmak gereklidir.Faşizan uygulama ile faşist kurumsallaşma.Faşizan uygulamalarda bir süreğenlik ve devamlılık yoktur.günün çıkarları öne çıkmaktadır.Yani havuç ile sopa nın zaman zaman güne göre devreye sokulması gibi.Yani kalıcı bir örgütlenme ve perspektif yoktur.Ama faşist bir kurumsallaşma da ya da faşist bir devlette tam bir kurumsallaşma vardır.Uygulama,anlayış ve kurumlar süreğendir.Politik-pratik uygulamalarda tam bir faşist hükümranlık vardır.
Bu anlamda 12 Eylül egemen sınıf işbirlikçi tekelci kapitalistler ve onların ağababası olan Amerikan emperyalizmi tarafından yükselen devrimci dalgayı-sınıf hareketini boğmak-yok etmek ve de meşhur 24 Ocak kararlarını süt liman bir ortamda uygulamaya geçirmek için planlandı ve örgütlenip yaşama geçirildi.Tamamen yukardan aşağıya tam bir ordu disipliniyle hayata geçirilen bu darbenin faşist kurumsallaşmayı kesinlikle tamamladığını ve hedeflediklerini başardığını söylemek gereklidir. 12 Eylül sınıf mücadelesinin her açıdan zirvesidir.Gerek egemenler ve gerekse de ezilenler açısından.Neler yapıldığını kısaca belirtmek gerekirse,sınıf hareketi tamamen boğulmuş,yüz binlerce insan işkence tezgâhlarından geçirilmiş,binlercesi yok edilmiş,yoksullar daha da yoksullaştırılmış,zengin daha da zenginleştirilmiş,günlük yaşama tam bir hâkimiyet sağlamıştır burjuvazi ve onun paralı uşakları.Bu fiili ezip geçmeye aynı zamanda beyinleri de ezip yıkma,dumura uğratma sürecide eşlik etmiştir.Zaten asıl tahribatta burada yaratılmıştır.İnsanlar,ezilenler ve sınıf korku imparatorluğunun da etkisiyle apolitik,sürü psikolojisiyle yönlendirilen,kimliksiz-kişiliksiz,insana uzak her türden tarzın hâkimiyetinin kollarına itilmiştir.Tüm imkânlar bunun için seferber edilmiştir.TV,radyolar,gazeteler vs bunun en önemli kaldıraçları olmuştur.Yabancılaşmanın sonuçları açık bir biçimde görülmeye başlamıştır.Gerek ulusal gerek uluslar arası gelişmelerinde etkisiyle bu süreç derinleştirilmiştir.(Aslında bu yaşananların sonuçlarının ne olduğu konusunda en açıklayıcı bilgiler YABANCILAŞMA VE SONUÇLARI adlı makalemizde mevcut.Bu sürecin neyi ifade ettiği,nasıl geliştiği,bu çürüme-yozlaşma-apolitizasyon-tükenişin nasıl oluştuğu ve nereye doğru gittiği noktasında bu makalenin yeniden okunmasında yarar var diye düşünüyorum.)Giderek tükenen değerler,insani yaşama kurallarından uzaklaşmış,kişiliksiz-kimliksiz bir toplum ve sosyolojik ve sos yo psikolojik anlamda tamamen kendine yabancılaşmış ve de insani olan her şeye uzak olan bu toplum elbette ki 12 Eylülün ürünlerinden biridir.12 Eylül genel olarak ortalığı toz duman etmesinin ötesinde bu tahribatın sonuçlarının kalıcı,kronik sorunlara ve de ciddi özgürleşme mücadelesi olmadan tükenişe doğru gidişinin önünü açmış ve bir bütün olarak yıkım yaşatmıştır.Ve ciddi bir sınıf mücadelesi ve özgürleşme atılımı olmadan bu tahribatın giderilmesi olanaksızdır.
12 Eylül her alanda ciddi sonuçlar üreten bir dönüm noktasıdır.Ekonomik-politik-sosyolojik-psikolojik-felsefi vs her açıdan tarihsel devrim mücadelesine vurulmuş en büyük darbelerden biridir.12 Eylül bir insanlık suçu dizgesidir.12 Eylül ile hesaplaşılmadan ya da darbeler ve egemenler ile hesaplaşılmadan bu insanlık ayıbı sürecinin tahribatları giderilemez.Bu noktada Güney Amerika örneği somut mücadelenin adresidir aslında.12 Eylül ve egemenler ve onların uşakları sanık sandalyesine oturtulmadan ve de devrimci mücadele verilmeden insan olunamaz.

Eylül 2006
MahmutHalilCan(Sendiren)

www.ateshirsizi.org

http://www.ateshirsizi.org/forum/index.php







BİR KARA MİLAT:12 EYLÜL 1980


Tarih 12 Eylül 2007.Ülkede bir çok bakımdan milat olarak kabul edilen,algılanan 12 Eylül askeri faşist darbesinin üzerinden tamı tamına 27 yıl geçmiş.Dile kolay tam 27 yıl.O gün doğanlar,yaşama gözünü açanlar şimdi orta yaşlara vardı,varacak.O karanlık miladın karanlık bulutları hala ülkemizin üzerinde dolanıp durmaktadır.27 yıl geçmesine rağmen,ülkede hala 12 Eylül her yerde varlığını sürdürmek bir yana,daha bir sağlamlaştırmıştır yerini.
O karanlık milatla hesaplaşılmadan,ülkede değişim-dönüşüm-ilerleme kesinlikle olanaklı değildir.Dünya üzerinde bir çok ülke bu karanlıklara maruz kalsa da,yıllar sonra bu karanlıkla hesaplaşarak,kendi yolunu ileriye doğru çizdiler.Portekiz,İspanya,Yunanistan,Şili,Arjantin vs sayamadığımız bir çoğu.Bir çoğu bu hesaplaşmayı başardığı için demokratik anayasal burjuva parlamentarizme vardılar.Bir çoğu hala tam da hesaplaşabilmiş değildir.”Muz cumhuriyetleri” diye anılan biz gibi ülkeler ise,hala hesaplaşmanın başlangıcına dahi adım atmış değiliz.Her karanlığın bir aydınlık yarını vardır.Tünelin ucundaki gerçek ışığa ulaşmak,ancak karanlığın sorgulanmasıyla başarılabilir.Sorgulama,sonuçlarını mutlaka üretecektir.
12 Eylül üstüne yazılıp çizilenler,bu ülkede rutinin önüne çıkmadı şu ana kadar.Kabaca rakamlar,uygulamalar ve sonuçları üzerinde yoğunlaşan kaba yorumlar,ayrıca gerek ulusal ve gerekse de uluslar arası anlamda öncesi-sırası-sonrası ile ele almayan yüzeysel vurguları öne çıkaran değerlendirmeler yapıldı.12 eylül ile hesaplaşmak sadece ,12 Eylülü yapanlar ile hesaplaşmak değildir,ki bu anlamda bile hesaplaşılmamıştır,bir bütün olarak 12 eylüller ve onları yaratan koşullar,sonuçları ve düzenle hesaplaşmaktır.12 eylülcülerin yargılanması ve onların kamu vicdanının ötesinde mahkumiyeti olsa olsa bu anlamda çok basit bir başlangıçtır sadece.
(Başından belirtelim ki, bu makalenin ana amacı 12 eylülü bütün yönleriyle detaylandırmak ve her bir gerçeğin altının kalın çizgilerle çizilmesi değildir.Her ne kadar yüzeysel olsa da ,kimi belirgin başlıkları öne çıkarmak ve aslında başlı başına kitaplara konu olabilecek bağlantıların ve de sistemin ana noktalarının vurgulanmasıdır.Kimi gerçeklerin ve üstünde durulmadan geçilen kaba demagojik söylemin ötesine vurgulama yapmaktır.Bir anlamda da zihinsel jimnastikle,sürecin kavranması ve ulusal-uluslar arası stratejik ve taktik bütünlüğün parçalarına değinmek-bu anlamdaki paylaşımların önünü açmaya çalışmaktır.Beri yandan,şu vurgunun altını çizmektir:12 Eylül bir çok bakımdan milattır,dönüm noktasıdır,köklü dönüşüm ve değişimin adıdır…
12 Eylüle gelinen sürece kısaca bakarsak,belki neden yapıldığının da altını çizmek için fırsat bulmuş oluruz.Ciddi bir devrimci-örgütlü muhalefet varlığı.düzen dışı hareketin yığınsal etkinlik ve gücü(Her ne kadar sonrası süreçte bu durum ciddi abartıların varlığına işaret etse de)Ekonomik-siyasal-sosyal anlamda nesnel devrimci durumun tüm unsurlarının egemenliği,Yönetenlerin eskisi gibi yönetememeleri.Ulusal ve uluslar arası anlamda ekonomik olarak dibe vurmuşluk-kriz.Uluslararası emperyalist politika ve uygulamaların eskisi gibi sürdürülebilir olmayışı.Ülkede buna eşlik eden ekonomik kriz vs.Tüm bunlar bir araya geldiğinde hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı gerçeğinden hareketle,emperyalist-kapitalist metropoller ve onların kurum ve organizasyonları aracılığıyla darbe devreye sokuldu.Öncesinde hazırlanan,birebir devreye sokulan senaryolarla,provokasyon ortamıyla darbe meşru kılınmaya çalışıldı.12 Eylül 1980 gecesi start verildi.




Bu karanlık milatın amaç ve hedefleri:

Birincisi;sisteme egemen güçlerin yönetememe krizini çözmekti amaçları.12 Eylülle birlikte bu sorun adım adım çözüldü.Ama,şu gerçeğin altını çizmekte yarar var ki ,bu darbe ya da bundan sonra olacaklar mevcut kapitalizmin yapısal krizini çözemez.
İkincisi,ithal ikameci sanayileşme modelinden ihracata dönük sanayileşme modeline geçiş için alınan 24 Ocak kararlarının(IMF ve ABD emperyalizminin dayatmasıyla) uygulanması için süt liman bir ortam yaratmak.bu köklü ekonomik dönüşümün en uygun ortamdı darbe.Zira bu yıkım süreci ve tahribatının şimdiki sonuçlarına bakarak,12 Eylülün sisteme ne kadar yararlı ,verimli ,uygun bir ortam sunduğunu görmek olanaklıdır.
Üçüncüsü,1971 ile askeri faşizmin kurumsallaşması sürecinin 1980 darbesi ile tamamlanmış olması.Faşizmin tahkimi ve sağlamlaştırılması ve de devlet olarak örgütlenmesinin tamamlanmış-bitirilmiş olması.MGK,derin devlet ve kontrgerillanın rolü,askeri ve polisin devlet-kamu nezdindeki rolü ve durumu vs…
Dördüncüsü,düzen dışı-düzen içi tüm toplumsal muhalefetin bastırılması,ezilmesi.doğal olarak,uygulana gelecek ekonomik-sosyal-kültürel-siyasal politikalara muhalefet edecek kimsenin bırakılmaması,sindirilmesi.
Beşincisi,tamamen içi boşaltılmış,insani-sosyal-kültürel değerlerinden uzaklaştırılmış,yabancılaştırılmış-yozlaştırılmış-beyinleri dumura uğratılmış;geçmiş ve gelecekle bağları koparılmış bir güruh yaratmak.
Altıncısı,toplumsal ve devrimci-demokratik ve ekonomik mücadelelerle kazanılmış bir çok hakkın gaspı,tırpanlanması.Düşen kar oranlarının yükseltilmesi,mücadele odaklarının ortadan kaldırılması,tüm direnç merkezlerinin yok edilmesi.Tüm muhalefet odaklarının yasaklanması.
Yedincisi,ABD’nin yeşil kuşak projesi ve sonrasında BOP’un orta ve uzun vadede yaslanacağı ayakları yaratmak,gereken alt yapının döşemelerini sağlamak..

12 Eylül Neler Yaptı?

1.12 Eylülcülerin ekonomik anlamda ilk adımları 24 Ocak kararlarının uygulanması oldu.İthal ikameci modelden ihracata dönük sanayileşme modeline geçişte 12 Eylül milat olmuştur.Ve bu süreç taşeronlaştırma,özelleştirmeler,işçi kıyımları,sendikasızlaştırma,yoksullaşma,açlık-sefaleti vs getirdi.bugün emeğin en ucuz elde edildiği,”sosyal devlet” ya da “ kolektif kapitalist olan devletin” tamamen iğdiş edilip tamamen “ özel “ devlete geçildiği;sendikal ve demokratik örgütlülüğün dibe vurduğu,asgari ücret ve altında çalışanların toplam çalışan nüfusun en az ` ‘ına denk geldiği,iş güvencesi ve “sosyal” güvenliğin tamamen ortadan kaldırıldığı ve tüm bu uygulamaların ”resmi” olmasa da meşru kılındığı bir ortam yaratıldı.Bu kapitalist sisteme “vahşi” ön eki bile az gelmektedir bizce…
2.Tüm bunları yaşama geçirmek için,tüm muhalif hareketin yok edilmesi,sindirilmesi,bitirilmesi gerekiyordu.O da yapıldı.Milyonlarca insan göz altına alındı,işkence gördü,fişlendi.Onbinlercesi cezaevlerine dolduruldu.Yüzlercesi işkencehanelerde,cezaevlerinde,sokaklarda vahşice katledildi.Onlarcası sahte mahkemelerin sahte yargılamalarıyla idam edildi.Milyonlarca insan her açıdan sakat bırakıldı.Tüm toplumsal muhalefet organları,dernekler,sendikalar,partiler kapatıldı,yasaklandı.Yüzlerce dergi,gazete kapatıldı,susturuldu,Onbinlerce insan işlerinden edildi,açlığa terk edildi.Kürtler üzerinde uygulanan sömürgeci faşist baskı daha sistematik-katmerli hala getirilip sürdürüldü.Asimilasyoncu ve ırkçı faşizan sömürgeci zulüm eşi benzeri görülmemiş uygulamaların altına imzasını attı.(dışkı yedirme vs.)
3.Faşist cunta,tüm bu uygulamalarını yasal ve anayasal zeminde resmileştirmeyi ihmal de etmedi.1982 faşist anayasasını metazori olarak,tamamen baskı,tehdit ve şantajla emekçilere onaylatmaya çalıştı ve onaylattı.Tüm demokratik-ekonomik kazanımlar,fiili mücadelenin tüm günlük-siyasal-demokratik-ekonomik mevziler anayasa ve yasalarla tırpanlandı.Ve tüm kurum ve kuruluşlarıyla faşist rejim tamamen kurumsallaştırıldı.Faşist rejim tahkim edildi.Tam bir asker-polis devleti yaratıldı.
4.Amerikancı yeşil kuşak projesinin(daha önceden planlanıp uygulamaya geçilen) ürün olarak,Türkçülük-Turancılık politikasının yerini,Türk-İslam sentezi devlet politikası ve felsefesi aldı.Zaten laik olmayan TC ,tamamen yeşil kuşatmanın egemenliğine bırakıldı.Günlük yaşamdan eğitime,sermayenin “yeşillendirilmesinden”,beyinlerin “afyonla” uyutulmasına kadar kaderci,geleceksiz,ufuksuz,günübirlik yaşayan,faşist-gerici beyinler yaratıldı.
5.Emek-insan-sol adına ne varsa yok edilerek,kapitalist vahşetin en boyutlusu yaşatılarak;emek yoğun-kadın ve çocuk emeğinin en uç düzeyde sömürülmesine kapılar ardına kadar açıldı.
6.İnsani tüm değerlerin ortadan kaldırıldığı,tipik 3 F (Futbol,Fuhuş,Fiesta kuralı-İspanyol faşist diktatörü Franco’nun iktidarının uzunluğunun nedeni olarak saydığı bütünlük)kuralının yaşamda tek hakim duruma getirildiği,dejenere-yoz-gerici bir yaşam tarzı temel alındı.Eğitim-günlük yaşam ve de kitle iletişim araçları bu kurala göre dizayn edildi.Her türlü ahlaksızlık,namussuzluk,hırsızlık,yolsuzluk,olumsuzluğun meşru sayıldığı ve övüldüğü ve de hatta resmileştirildiği bir toplumsal ortam yaratıldı.Değer erozyonu,kimliksizlik,geçmiş-gelecek bağlantılı kuşaklar arası olumlu aktarımlar için bağlar kesildi,yok edildi.
7.Faşist terör politikası ile birlikte emperyalist kapitalizm ve onun ekonomik-siyasal organlarına kölece bağımlılık,yaşamın tüm alanlarına sinmiş sömürgeci,kan emici ilişkilerin meşru-yasal ve fiili saldırılarının olağan karşılanması sonucunu doğurdu.

Sonuç :

12 Eylül 1980 askeri faşist darbesi hala sonuçlarıyla birlikte orta yerde durmakta olup,hala canlı bir cenazedir.Bu cenazeyi kaldırmak lazımdır.Bu cenaze ancak ve ancak nihai olarak,devrimle kaldırılabilinir.
12 Eylül generalleri bırakın yargılanmayı,hala “bir bilen” olarak anılmaktadırlar,hala onlara “dokunulamamaktadır”.12 Eylülün öz evlatları sermaye-partiler-siyasal ve ekonomik egemenler hala generalleri “şükranla,saygıyla” anmaktadırlar.Onlara “ minnetlerini” sunmaktadırlar.ABD’nin “bizim çocukları” darbeyi yaptıklarından bu yana halen,her alanda egemenliklerini sürdürdüğü için,ABD emperyalizmi ve onun yerli uşakları ne kadar övünse azdır.
Halklar ve emekçi sınıflar üzerine serilen ölü toprağı ve giydirilen deli gömleğini ilk parçalayıp atan Kürt ulusal mücadelesi oldu.Ekonomik içerikli proleter hareket,öncü güçlerin yetersizliğinden dolayı mücadelesini ileriye taşıyamadı.Her adımdan daha da geriye savrularak ,daha ağır koşullara boyun eğmek zorunda kaldı.Doğru çıkışlar yapamayan devrimci-demokrat ve komünist devrimci hareket,her ne kadar kimi kalkışları olsa da 12 eylülü parçalayıp paçavraya çevirmeye gücü yetmedi,yetiremedi ve de gerçek bir hareket halini alamadı.
Hala 12 Eylül anayasası,yasaları ve onun faşist devleti egemendir.Hala Demoklesin kılıcı gibi emekçi sınıfların kafasında yeni 12 Eylül tehditleri sallanıp durmaktadır.Öcülerle tehdit edilip ;yığınlar -emekçi sınıflar göbekten düşmanları olan ordu-bürokrasi ve egemen sınıfların kucağına itilmeye çalışılıp ;aynı zamanda karşı devrimci darbelerle ürkütülmeye çalışılmaktadır.
Proleter devrimci hareket,hala kendi kanalını yaratmış durumda değildir.Öncü hareket ve gruplar,hala 12 Eylülü doğru değerlendirmiş olmayıp;eleştirel ve öz eleştirel bakışla hesaplaşma yapılmış değildir.
Belirtmeliyiz ki,12 Eylül hesaplaşmasının başlangıcı 12 Eylül generallerinin yargılatılmasından başlayıp,tüm sonuçlarını ortadan kaldıracak devrimle taçlandırılarak bitecektir.12 Eylüllerin ortadan kaldırılması,karanlıkların tümüyle tarihsel arenadan kopartılıp aydınlık geleceğin kurulmasından geçtiği açık ve alenidir.Her 12 Eylülde geriye bakıldığında,devrim-özgürlük ve sosyalizm mücadelesinin daha da güçlü-ileri ve somut düzeylere ulaşmış olduğu görülmeli ve gözlenmelidir.Bugüne kadar başarılamayan,yapılamayan bir şey için hem felsefi,hem kafa yapısı,hem de teorik-ideolojik-pratik olarak 12 Eylül 2007 tarihi de devrimci-demokrat ve komünist devrimci hareket için milat kabul edilmelidir.12 Eylül 1980 ve 12 Eylüller ile hesaplaşmak,devrimci mücadeleyi yükseltmekle olanaklıdır.HAYDİ MÜCADELEYE.


EKONOMİK VE SİYASAL SÜREÇ VE GÖREVLERİMİZ




Emperyalist kapitalist sistem ve ona bağımlı ülkeler ekonomisi ciddi yapısal kriz içindedir. Yapısal kriz bu kez ciddi sarsıntılar olmadan atlatılacak gibi durmuyor.Süreç,ağır ağır ama içten çökerterek ilerliyor.Bağımlı ve yeni-yarı sömürge ülkeler de yapısal ekonomik krizlerin zaman zaman günlük depreşmelerine eşlik etmekte hiçte gecikmeyen,siyasal krizler mevcuttur.Bu siyasal yönetememe krizleri,giderek artan biçimde nesnel devrimci durumu olgunlaştırmaktadır.
Emperyalist kapitalist ekonominin temellerinden sarsıldığı,cari açıkların ve ithalat-ihracat dengelerinin tümüyle bozulduğu,işsizliğin ve yoksullaşmanın son on yılların en üst seviyelerine çıktığı,emperyalist rekabetin giderek tek tek yerel çatışmaları aşarak daha da ileri boyutlara varacağını,daha önceki bir çok makalemizde vurgulamıştık.Zira mevcut gelişmeler bu söylediklerimizi kanıtlamaktadır.Dünya mali oligarkları bir bir sarsılıyor,borsalar keskin iniş çıkışlar yaşıyor.Doğal olarak,süreç kendi içinde karşıtlarını barındırarak ilerlemektedir.
İşsizlik.açlık,sefalet,yoksulluk giderek artmaktadır.Her gün onlarca insan açlıkla,emperyalist kapitalizmin sınırsız yağma ve talanı,doğayı tahribi üstüne yükselen politikalarının sonucu olarak susuzlukla da boğuşur hale gelmesi,doğal afetlerin yıkıcı etkisinin giderek daha da keskinleşmesi vs onlarca sorun emperyalist kapitalizmin karşısına dimdik biçimde ve de başka şansı olmadığını bilecek bilinçli bir proletaryayı ve emekçi milyonları çıkaracaktır.Burada , gerek tek tek ülkelerde ve de gerekse genel bağlamıyla uluslar arası arenada enternasyonal birlikteliklere ihtiyaç çığ gibi büyüyecektir.Emperyalizm,artık tek tek ülkelerden aldığı darbeleri tolere edebilecek direnç odaklarından yoksundur.Kendi aralarındaki rekabet ister istemez açık bir biçime bürünecektir.Komünistler, devrimciler ve ulusal kurtuluş hareketleri ;kendilerini her ne kadar istemeseler de ,paylaşım savaşlarının göbeğinde bulacaklar,devrimci iç savaş taktiği kaçınılmaz biçimde kendini dayatacaktır.(Emperyalist kapitalizmin öncü gücü olan Amerikan emperyalizminin dünya üzerindeki hegemonya anlayışının son çeyrek yüzyıla damgasını vuran iç savaş taktiği ekseninde yürütüldüğünü onlarca kez vurgulamıştık.Böl-parçala-yönet-kışkırt-vurdur-kırdır-sonra tepelerine bin ve de istediğin gibi yönet.Temel anlayışı emperyalizmin süreçte böyledir.Son gazete haberlerine de bakıldığında,bunun emperyalizm açısından önemi açığa çıkmaktadır.Zira dünya üzerindeki petrol bu tüketim ve hızla dünyaya 40 yıl yetebilecek düzeye inmiştir.)
Bu durum ve gelişmeler,tüm muhalif hareketlere çok ciddi sorumluklar yüklemektedir.Birincisi,ülkede hala ciddi bir siyasal önderlik boşluğu vardır.Bu savaşı yönetecek bir siyasal öncü olmaksızın kazanılması olanaksızdır.Başından yenilgiyi kabul etmek demektir bu.Olası en kısa sürede bu boşluğu dolduracak siyasal öncünün pratik devrimci mücadele içerisinde inşası kaçınılmazdır.
İkincisi,bu inşanın en temel unsurlarından olan ve de inşanın temel sac ayağının örülmesidir ki bu, siyasal-ideolojik-pratik hatları yakın ve aynı olan hareketlerin pratiğin birleştirici-eğitici-siper yoldaşlığını giderek geliştirici bir ahenk içinde birlikteliğini yakalamak şarttır.Yıllardır ayrılık ve birlikteliklerin gerçek ve nesnel nedenler dışında yaşandığını göz önüne alırsak ,iddia ettiğimiz sürecin ne derece sancılı ve zor-ağır bir süreç olduğunu kabul etmeliyiz.Zira bu ülkede ayrılıklar çok kolay ama birliktelikler ise çok zor süreçlere denk gelmektedir.Ayrıca ,ülke devrimcilerinin ve komünistlerinin birlikten anladıkları tamamen hareket ve akımların gerçek bir kaynaşması ve birlikteliği değil,yapıştırılmasıdır.Bu bakımdan çok uzun zamanlar geçmeden bir de bakmışsınız ki, bu birlikler yeni ve daha ağır ayrılıkların önünü açmış.Geçmiş deneylerden ders alarak,aynı hataları yinelemeden ama zaafları da bilinçli ve tutarlı bir biçimde aşma gayreti içinde olmak ilkesel bir temel olmalıdır.
Üçüncüsü,en az ikincisi kadar önemli olan, cephesel örgütlenmelerin günün koşullarına uygun ve somut proğramlar etrafında örülmesi ve var edilmesidir.Bunun her zaman ve her koşulda alt yapısı mevcut olmakla birlikte,en önemli dezavantaj grupçu anlayış ve zihniyetin varlığının köklü olmasıdır.Bu ülkede ,grupçu zihniyet ve anlayış cidden çok köklü ve gelişkindir.Buna vurulmadan,eylem birliklerinin gerçekleştirilemediğini de biliyoruz.Ki biz eylem birliklerinin çok ötesinde,cephesel örgütlenmelerden söz ediyoruz.Somut proğramlar etrafında cephesel örgütlenme ve mücadele daha ciddi bir özveri,paylaşım,anlayış,zihniyet gerektirmektedir.Elbette ciddi adımlar atmak,ciddi özverileri beraberinde getirmektedir.
Dördüncüsü,Proleter ve emekçi yığınlar sadece siyasal anlamda değil,ekonomik-demokratik örgütlenmeden de yoksundurlar.Yani kendi öz çıkarlarının savunucuları olan sendikalar ve derneklerden,kısacası örgütlerinden yoksundurlar.Olanlarda yani örgütlü olanlar da,mevcut sarı-gerici ve faşist sendikalarda örgütlüdürler.Bu anlamda,mücadelenin önemli boyutlarından birini de işçi sınıfı ve geniş emekçi yığınlarının kendi öz örgütlerinin oluşturulması ya da mevcut olanlarının da gerici-faşist ve sarı sendika ağalarının ellerinden alınmasını gerektirmektedir.Aşağıdan yukarıya,yukardan aşağıya kapsamlı ve boyutlu bir toplumsal-siyasal mücadele yürütülmez ise başarısızlık kaçınılmaz olacaktır.
Beşincisi,bugüne kadar lafızda olsa da bundan sonra ciddi biçimde uluslar arası mücadele örgütlerinin yaratılması ve ya var olanların aktif birliktelikler noktasında harekete geçirilmesi gerekmektedir.Emperyalizmin kapsamlı saldırılarına karşılık, ancak yine enternasyonal düzeyde ciddi yanıtlar verilinebilinir.Tek tek yerel düzeydeki mücadelelerin artık birleştirilmesi ve ortaklaştırılması önümüzdeki sürecin en çok öne çıkan görevleri arasında sayılmalıdır.
Altıncısı,sınıfın her bölüğünün,işsizler dahil kendi koşulları içinde örgütlenmesi kadar ,onların bir ve tek hedefte kilitlenmesinin sağlanması çok ciddi zorluklar içerse de başarılması temel öneme sahiptir.Bu durumun gözden kaçırılmaması gereklidir.
Yedincisi,dünyanın bir çok bölgesinde ulusal kurtuluş mücadeleleri yürütülmektedir.Komünist devrimciler,bu mücadeleler konusunda gerçekte çok edilgen bir konumlanma içindedirler genel olarak.Klasik,destekleme pozisyonları dışında ve de çoğu kez var olanın eksikleri-zaafları ve de suçları da dahil olmak üzere yedeklenme durumuna düşmektedirler.Bu durum değiştirilmelidir.Ulusal kurtuluş hareketlerinin artık rengi değişmektedir.Sınıfsal içerikleri öne çıkan bir kurtuluş mücadelesi ekseninin oturtulması,komünistlerin var olan mücadeleye dışardan ve çoğunda da ideolojik tutum almaktan öteye geçmeyen bir tavır yerine aktif dahiliyet ve mücadele ve örgütlenme içinde olmaları zorunlu olmaktadır.Bugüne kadar görüldü ki,sınıfsal kimliksiz ulusal kurtuluş hareketleri nihayetinde emperyalist kapitalizmin sınırlarını aşmadılar.Hele ki,çağımızda ve emperyalist kapitalizmin göreli daha güçlü olduğu bir süreçte.Bu kritik tutum, proletarya ve nihai kurtuluşun kapılarını da ardına kadar açacaktır.Zira kapitalizmin doğal sonuçlarından biri olan yabancılaşma ve onun yansımaları olan kimlik mücadelesi,çağın en önemli sorunlarındandır.Bu soruna,bu bakış açısıyla bakmak yaşamsaldır.
Sekizincisi,her durum ve koşulda vurguladığımız üzere Marksizm bir eylem klavuzudur,bilimdir.Bir doğmalar yığını asla değildir ve olamaz da.Çağın ve günün koşullarını anlayıp algılamak için ciddi bir alt yapı sunup rehberlik eder Marksizm.Ölü bir metinler topluluğu olmayan Marksizmin ideolojik-teorik-pratik yol göstericiliğinde ciddi bir eleştiri ve özeleştiri süzgecinden geçmeden yenilenmek ve yukarıdaki görevleri anlamak,algılamak ve yerine getirmek olanaklı değildir.Zira,bunca yıldır yapıla gelenle ve uygulana gelenle olmadığı onlarca ,yüzlerce kez görüldü.Bu anlamda geniş emekçi ve proleter yığınlara umut olmak mevcutla olmayacaktır.Yeni,ileri,geleceği kucaklayan hareketler ancak ve ancak kendine ve hitap ettiği kitlelere sorumluluk duygusuyla,saygıyla yaklaşan,hatalarına-eksik ve zaaflarına karşı acımasız olan,açık ve dürüst liderlikler aracılığıyla yaratılırlar.
Dokuzuncusu,tüm yukarıdaki temel noktaların yaşama geçirilmesi için platformlara,tartışmaya,özgürce,dikte ettirilmeden,saygıyla,hoş görüyle,alçak gönüllülükle vs birlikte olabilecek ve bunu pratikle taçlandırabilecek kanallara ihtiyaç vardır.Bu kanallar ,platformlardır,çevresel tartışmalardır,her alan ve yerde bu özgür gelişme ve birlik kanalarının yaratılmasıdır.

Emperyalist kapitalizm ve onların yerli işbirlikçileri,yeni krizi ya da bu yapısal krizlerin yinelemelerini artık rahatça atlatamayacaklardır.Devrim korkulu bir rüyadır kapitalist emperyalizm için.Dünyanın bir çok yerinde değişik renkten muhalefet hareketleri güçlenmektedir.Emperyalist metropollerde de ciddi ve çetin sınıfsal mücadelelerin görülmesi kehanet değildir.süreç her halükarda devrim-özgürlük ve sosyalizm lehindedir.Önemli olan bu maddi gerçeğin doğru kavranıp ve ona uygun adımların atılması ve halkaların örülmesidir.Kilit rol,kendisine öncüyüm diyen çevre,hareket,platform,örgütlerindir.Özgürlük ellerimizdedir..



MAHİRLERİNMİRASCİSİ & UMUTULAŞ






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:
 
  06 NİSAN 2008 DEN BUGÜNE 14901 ziyaretçi (28448 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=