SOSYALİZMKAZANACAK MY RC WORLD ip-numaram.com IP adresi

https://img.webme.com/pic/n/naazimca/yesil.jpg
   
  CAMFROG SOSYALİZMKAZANACAK KANALI
  PARTİLER VE DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLERİ
 
                                              DTP
BİRİNCİ BÖLÜM
GENEL ESASLAR
Partinin Adı:
Madde 1- Partinin adı DEMOKRATİK TOPLUM PARTİSİ dir. Kısa yazılışı DTP dir. Genel
Merkezi Ankara’dadır. Amblemi sarı zemin üzerine, “yeşil yapraklı kırmızı gül”dür.
Partinin Tanımı:
Madde 2- DTP, demokratik uygarlık çağı değerleri olan özgürlükçü, eşitlikçi adaletçi, barışçı,
çoğulcu, katılımcı, çok kültürlü toplumu zenginlik olarak gören ve yenileşmeyi savunan; insan ve
toplum odaklı diyalog ve uzlaşıya dayalı, otoriter- merkezi- hiyerarşik siyaset yapma tarzı yerine,
demokratik- yerel –yatay işleyişi benimseyen, demokratik iç işleyişi kararlılıkla savunan, barışçıl
demokratik siyaseti esas alan, evrensel değerlere sahip çıkan, her türlü ayırımcılığı ve ırkçılığı ret
eden, insanlığın özgürleşmesini, cinsler arası eşitlikte gören, bu temelde özgür, demokratik-
ekolojik toplumu hedefleyen demokratik özgürlükçü eşitlikçi sol bir kitle partisidir.
Partinin Amacı:
Madde 3-
a) DTP; Türkiye’nin, hukuki, siyasi,idari, sosyal, ekonomik, kültürel ve diğer bütün alanlarda
kapsamlı demokratik reformlarla yeniden yapılandırılmasını ve bu sürecin etkin ve kalıcı
kılınabilmesi için toplumsal barışın sağlanmasını acil bir ihtiyaç olarak tespit eder. Bunun için,
halkın demokratik iradesine dayalı, etnisite, sınıf cins ayrımı yapmadan, başta emeğiyle geçinen
tüm toplumsal kesimler olmak üzere. kadın,gençlik ve farklı inanç gruplarının ortak mücadele
örgütü olarak, kuruluşu ve işleyişiyle özgürlükçü
demokratik siyasal mücadelesini
kurumsallaştırarak yürütür.
b) AB sürecini salt bir devletler topluluğu değil, aynı zamanda bir halklar topluluğu olarak da
gören DTP, bu süreci kararlılıkla savunur. Türkiye’nin AB sürecinin gerektirdiği reform ve
düzenlemelerin hayata geçirilmesinin takipçisi olmak ve bu sürecin toplumun en geniş çıkarlarına
hizmet etmesi için başlamış bulunan müzakere sürecine aktif katılımı öngörecek girişimlerde
bulunur.
c)Türkiye Cumhuriyetinin Türkler, Kürtler ve diğer etnik gruplar tarafından kurulduğunu ve
kardeşliğin temelinin tarihin derinliklerinde yattığını beyan eder; halkların geleceğini ve Kürt
sorununun çözümünü ortak vatanda özgür birliktelikte ve Demokratik Cumhuriyette görür.
d) Demokratik bir mücadeleyle evrensel hukuk kurallarına uygun yeni bir anayasa çerçevesinde,
barışçıl, özgürlükçü, adaletçi, eşitlikçi, değişimci, çoğulcu ve katılımcı bir demokrasiyi, ihtiyaçlara
dayalı yaygın örgütlü sivil toplumu, demokratik siyaseti, herkesin kendi kimlik özelliklerini
geliştirebileceği toplumsal bir yapıyı savunur.
e) Devleti, kutsal ve halkın üzerinde gören anlayış yerine devleti halkın hizmetine sokacak
düzenlemeler yaparak otoriter-bürokratik devletin giderek küçülmesini öngörür . Yasak ve tabuları
temel alan anlayışların terk edilmesi; bireysel, kollektif, siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel temel
hak ve özgürlüklerin etkin biçimde kullanılmasını sağlayacak siyasal ve toplumsal bir
yapılanmanın oluşturulması; herkese ayrımsız, anadilinde eğitim ve öğretim hakkının sağlanması,
basın, düşün, kültür-sanat ve diğer alanlarda özgürlükçü ve demokratik anlayışın yerleşmesi için
mücadele eder.
f) Cins ayrımcılığı ve kadına yönelik her türlü şiddeti ret eder, toplumun özgürleşmesinin kadının
özgürleşmesine bağlı olduğundan hareketle, yaşamın tüm alanlarında cinsler arası eşitliğin
yaratılabilmesi için; hukuki, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel tedbirlerin alınmasını sağlar.
g) Cinsiyet özgürlüğünü sağlamanın demokratik toplum hedefine ulaşmada belirleyici bir etken
olduğundan hareketle, cinsiyet özgürlüğü önündeki bütün engellerin ortadan kaldırılması için başta
kadınların öz iradesine dayalı olarak gelişecek kadın örgütlülüğünü yaratarak, kararlılıkla mücadele
eder.
h) Gençliği, özgür ve demokratik geleceği yaratmanın temel dinamiği olarak görür. Gençliğin
sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik yaşamda kendini ve toplumu geliştirmesinin önündeki her
türlü engelin kaldırılması ve gençliğin öz örgütlülüğünü yaratarak siyasetin gençleştirilmesi için
mücadele eder.
i) Ulusal ve küresel ekonominin dengeli uyumu temelinde kamu ve özel mülkiyetin birlikte ele
alındığı, rantçılığa karşı üretken sermayeye yer veren, sosyal adaleti her alanda gerçekleştiren,
yoksulluğa ve açlığa karşı adil paylaşımı ve üreticiliği ön gören bir felsefeyle hareket eder.
j) İnsanlığın geleceğinin doğa ve çevre ile uyumlu demokratik bir toplumdan geçtiğini savunur;
doğa üzerinde sistemli bir şekilde sürdürülen tahribatı sona erdirecek ekolojik-demokratik bir
toplumun yaratılması için mücadele eder.
k) Her türlü inancın kendisini özgürce ifade edebileceği, devletin tüm inançlara eşit mesafede
duracağı, bilimsel düşünceyi esas alan, özgürlükçü, demokratik laiklik anlayışın esas alınması için
mücadele eder.
l) Türkiye’nin katı merkeziyetçi ve tekçi yapılanmasına karşı yerinden yönetimi ve yerel
demokrasinin geliştirilmesini savunur. Yerel demokrasinin bir an önce hayata geçirilebilmesi için,
Türkiye’nin mevcut idari işleyişinde gerekli acil reformları gerçekleştirmeye yönelik kapsamlı
çalışmalar yürütür, bu amaç doğrultusunda bilimsel araştırma ve tartışmalar geliştirir.
m) DTP, yaşamın her alanında kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasını savunur. Kadın-erkek
eşitliğinin siyasal alanda uygulanabilmesi için her türlü önlemi alır. Kadın-erkek eşitliğini en üst
düzeyde sağlamak üzere “eşbaşkanlık” sistemini savunur ve bunun kurumsallaşması için mücadele
yürütür.
Partinin İşleyiş İlkeleri
Madde 4-
a) Parti, amaçlarını gerçekleştirmek üzere, gücünü toplumun yaygın örgütlenmesiyle, değişim
yenilenme ve mücadelesinden alır. Çalışmalarını toplumun bütün yaşam alanlarını esas alarak
sürdürür.
b) Parti, taban demokrasisi ilkesini titizlikle gözeteceğinden, bütün karar süreçlerinde en geniş
katılımı sağlamak için yaygın meclis tarzı örgütlenmeyi esas alacaktır. Demokratik katılım ve
işleyişin en üst düzeyde sağlanması için meclis ve/veya yeni örgütlenme modelleriyle ilgili arayış
ve tartışmalar özendirilecektir. Genel ve Yerel Meclisler olarak iki ana ayırıma tabi olacak
meclislerin kuruluş, işleyiş, görev ve sorumlulukları çıkarılacak ilgili yönetmelikte düzenlenecektir.
c) Partinin tüm görevleri; demokrasi ilkeleri, hukuk ve tüzük ölçüleri çerçevesinde herkese açıktır.
Üye, parti organlarında verimli biçimde yer almanın kişisel yetenek, kültür birikimi ve bilginin
sürekli geliştirilmesinden geçtiğini bilerek kendini eğitir ve bu yeteneklere sahip üyelerin
sorumluluk yerlerine seçilmeleri için çaba harcar. Partinin iç işleyişinde esas alınacak güç üyedir.
Partinin sorumluluk yerlerinde görev alma ve sürdürme, partinin düşünce ve programını
benimseyerek hayata geçirme, partiyi başarıyla temsil etme, parti içi çalışmalara katılma, takip
etme ve bu çalışmaları başarıyla sürdürmeye bağlıdır.
Partinin organ ve kurullarında sorumluluk düzeyinde yer alanların partiyi ve örgütünü büyütme,
seçimlerde başarılı olma gibi objektif ölçüler dikkate alındığında belli bir başarı düzeyini
yakalayamamış olduklarının anlaşılması ve bunun ilgili olduğu birimdeki üyeler arasında ortak bir
kanı olarak gelişmesi halinde, uygar ve demokratik bir partinin üyesi olma gereği görevlerini yeni
adaylara bırakmaları esastır.
d) Demokrasi inancı parti içi demokrasiye inançla ölçülür. Bu bakımdan halkın ve partililerin
siyasete sürekli ve etkin katılımını sağlamak üzere, iç işleyiş ve yaşamda çoğulculuğu ve her
üyenin aday olabilmesini güvence altına alan , üyelerin iradesinin açığa çıkmasını sağlayan ve
karar sahibi kılan bir seçim sistemi uygulanır. Seçim sisteminin demokrasinin özüne ve hukukun
genel ilkelerine uygun olması vazgeçilmez bir ilkedir.
Parti üyeleri serbest, demokratik tartışma ve eleştiri hakkına sahip olup; görüş, düşünce ve
önerilerini parti içinde meşru zeminlerde savunma hakkına sahiptirler.
Seçenler, parti organlarına seçtiklerini gerek gördüklerinde denetleme ve geri çağırma hakkına
sahiptirler.
e) Parti çalışmalarında ortak yönetim ve kişisel sorumluluk esastır. Genel Başkan ve aynı yerde il,
ilçe ve belde başkanları iki dönemden fazla başkanlık görevi ifa edemezler. Aynı görevde yer
alabilmek aradan bir olağan kongre döneminin geçmesine bağlıdır.
f) Partinin organ ve kurullarında yer alma dahil olmak üzere kadınlara, parti yaşamının her alan ve
düzeyinde pozitif ayırımcılık uygulanır. Partinin her türlü organ seçimi ile genel ve yerel seçimlerin
aday belirlemelerinde, kadınların aday olması halinde en az yüzde 40 oranında cinsiyet kotası
uygulanır. Pozitif ayırımcılık herhangi bir organ ya da kişinin inisiyatifine bırakılamaz.
Partinin her tür organ seçiminde eşit oy alan adaylardan biri kadın ise, kadın aday seçilmiş sayılır.
g) Partide kararlar ikna temelinde konsensüs aranarak alınır. Konsensüs sağlanamadığı hallerde
kararlar oy çokluğu ile alınır. Ancak her durumda davranış ve tutum birliği esastır. Kararın
alınmasına katılmayanlar da alınan kararın uygulanmasına katılacaklardır.
h) Partide, karar ve yönetim organları dahil olmak üzere tüm çalışmalar ve tartışmalar tam bir
açıklık içerisinde yürütülür. Tüm parti üye ve örgütlerinin parti çalışmaları ile ilgili olarak
zamanında, sürekli ve yeterli bir biçimde bilgilendirilme, bilgiye engelsiz ulaşabilme ve
denetleyebilme hakkı vardır. Üyelerin ilgili organdan talep edeceği bilgiye makul sürede yazılı
olarak cevap verilir. Süresinde cevap alınmaması halinde bir üst organa müracaat edilebilir.
i) Siyasetin tüm ülkede gençleştirilmesinin, partide siyasetin gençleştirilmesinden geçtiğinden
hareketle, karar ve yönetim organlarında gençliğin aktif olarak yer almasını sağlamak partide
gözetilen temel bir ilkedir. Tüm karar ve yönetim organları, yönetici ve üyeler bu ilkenin yaşam
bulması için çaba sarf eder.
__________________


--------------------------------------------------------------------------------

İKİNCİ BÖLÜM
ÜYELİK
Üyelik Şartları
Madde 5- Parti tüzük ve programında düzenlenen ilkelerin gereğini ve bu doğrultuda partinin her kademesinde üzerine düşen görevi yerine getirerek demokratik ekolojik bir toplum için mücadeleyi, üyelik ödentisini ödemeyi ve parti çalışmalarına katılmayı kabul eden ve yasalar gereği siyasi partilere girmelerine engeli bulunmayan her yurttaş partiye üye olabilir.
Kadının cinsler arası eşitlik ilkesiyle, Medeni Kanun’dan kaynaklanan haklarını gözetmek amacıyla, partiye üye olduktan sonra birden fazla evlilik yapanların üyelikleri düşürülür.
Üyelik Başvurusu ve Karara Bağlanması Madde 6- Partiye üyelik için başvuru, isteklinin sürekli oturduğu, okuduğu ya da sürekli işyerinin bulunduğu yerin ilçe başkanlığına kimlik belgesine göre üç nüsha olarak doldurulacak başvuru formu ile yapılır. Başvurucuya referans olmak üzere iki partili üye başvuru formunu imzalar.
Başvuruya nüfus cüzdanı fotokopisi ve beş fotoğraf eklenir. Başvurana bir alındı belgesi verilir.
Başvuranın oturduğu yerde ilçe örgütü kurulmamışsa, üyelik başvurusu il örgütüne; il örgütü de kurulmamışsa genel merkeze yapılır.
Yurt dışından yapılacak başvurular, isteklilerin Türkiye’de en son oturdukları yerin ilçe başkanlığına, bulundukları yere en yakın yurtdışı temsilciliğine veya doğrudan genel merkeze yapılabilir. Başvuruya yurt dışındaki sürekli adres ile Türkiye’de iken sürekli oturdukları ilçedeki
açık adres ve nüfus cüzdanının fotokopisini eklerler.
Genel merkez, gerek yurt dışı temsilciliği kanalıyla, gerekse, doğrudan kendine yapılan başvurulara ilişkin belgeleri ilgili ilçe başkanlığına gönderir.
Üyelik başvuruları ilçe yönetim kurulunca incelenerek 15 gün içinde karara bağlanır. Bu süre içinde başvuru hakkında bir karar alınmaması halinde başvuru kabul edilmiş sayılır. Başvurunun kabul edilmesi ya da süresinde karar verilmemesi nedeniyle kabul edilmiş sayılması halinde üye
defterine kaydı yapılır.
Başvurunun reddi halinde karar 15 gün içinde ilgiliye tebliğ edilir. Üyelik başvurusu ilçe yönetim kurullarınca reddedilenler, kararın kendilerine tebliğinden itibaren 15 gün içinde il yönetim kuruluna; il örgütü kurulmamış yerlerde Merkez Yürütme Kuruluna itiraz edebilirler. İtiraz üzerine
ilgili parti organı 30 gün içerisinde karar verir. Bu süre içerisinde karar verilmemesi halinde itiraz kabul edilmiş sayılır. İtiraz üzerine ilgili parti organları tarafından verilen kararlar kesindir.
Üyeliğe kabul edilen kişinin, üye kayıt formunun bir nüshası örgütlenmeden sorumlu başkan yardımcılığına gönderilmek, diğeri il başkanlığında muhafaza edilmek üzere on beş gün içinde il başkanlığına gönderilir. Üçüncü nüsha ise, ilçe başkanlığındaki dosyada saklanır.
Üyeliğe kabul edilenler ilçe yönetimince tutulan üye defterine kaydedilir ve il yönetimince örgütlenmeden sorumlu genel başkan yardımcılığına bildirilir. Genel merkez üye yazım bürosu asıl üye kayıtlarına geçirilir.
Kadın ve gençlik meclislerine aynı esaslar çerçevesinde aday ve asıl üye olunabilir. Partiye üye olan her kadın aynı zamanda kadın meclisinin de üyesidir. Ancak nitelikleri tüzükte ortaya konan şartlara uygun ve 18-28 yaşları arasında bulunan yurttaşlar isterlerse gençlik meclislerine üye
olabilirler. Üyeliğe kabulde aday, kadın ya da gençlik meclislerine üye olması gerekenlerden biri ise ilçe yönetim kurulu aynı düzeydeki ilgili meclis yönetiminin görüşünü alarak karar verir.
Üyelik işleri, kayıtların düzenlenmesi, üyelik ile ilgili tutulacak defterler, örgütlenmeden sorumlu Genel başkan yardımcılığına bağlı üye yazım bürosunun kuruluşu ve işleyişi ile diğer tüm üyelik işlerine dair uygulama esasları Parti Meclisince çıkarılacak ‘’Üyelik Yönetmeliği’’ nde gösterilir.
Merkez Yürütme Kurulu Kararı İle Üye Yazımı
Madde 7- Partiden ayrılmış, çıkarılmış ya da üye kayıt defterinden adı silinmiş üyeler ve daha önce siyasi partilerde görevli iken istifa edip partiye katılmak isteyen il, ilçe başkanları ve belediye başkanları, belediye meclisi üyeleri, eski ve yeni milletvekilleri, yerel ve genel seçimlerde aday
olmalarında yarar görülenler ile partinin gelişimi, toplumsal barış ve dayanışma açısından çalışmalarından yarar umulan kişiler talepleri halinde Merkez Yürütme Kurulu kararı ile üye yazılabilirler.
Bu kişiler hakkında tüzüğün 6. madde hükümleri uygulanmaz. Bu durumda üye kayıt formlarından birer nüsha ilgilinin istediği il ve ilçesine gönderilerek kayıt yaptırılır.
Merkez Yürütme Kurulu kararı ile partiye alınan kimselerin üyeliği hakkında, ilgili il ve ilçe yönetim kurulları makul sürede varsa itirazlarını, görüş ve düşüncelerini belgelerini de ekleyerek Merkez Yürütme Kuruluna bildirebilirler. Merkez Yürütme Kurulunun kararı kesindir.
Parti Kimlik Belgesi
Madde 8- Üyeliği kesinleşenlere ilçe başkanlıklarınca, Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı tarafından hazırlanan ve onaylanan tek tip üye kimlik belgesi verilir.
Yer değiştiren üye, yazımını aktardığı ilçe başkanlığından yeni kimlik belgesi almak zorundadır.
Partinin her düzeydeki karar ve yönetim organlarındaki başkan, yönetici ve görevlilerine örgütlenmeden sorumlu Genel başkan yardımcılığınca kimlik belgesi verilir.
Yer Değiştirme
Madde 9- Aynı anda partinin, birden çok örgüt birimine üye olunamaz. Böyle bir durumda, son yazılma tarihinden önceki yazımlar geçersizdir.
Yazılı olduğu ilçeden ayrılan üye, en geç bir ay içinde ayrıldığını ve taşındığı yeni adresi yazılı olduğu ilçe başkanlığına bildirir. İlçe başkanlığı üyenin yazımını gittiği yer ilçe başkanlığına derhal aktarmakla görevlidir. İlçe örgütlerinin de yer değişikliklerini öğrenmeleri halinde üyeliğin, üyenin
taşındığı ilçeye nakli için kendiliklerinden gerekli işlemleri yapabilirler. Nakil işlemleri üye ile irtibatlı şekilde gerçekleştirilir.
Merkez organları, TBMM üyeleri ile birden çok ilçeyi kapsayan büyük şehir sınırları içinde oturan üyeler ile Merkez Yürütme Kurulunca görevlendirilenler haricinde, üyeler yazılı oldukları ilçe ve il dışında görev alamazlar.
Üyeler yazılı oldukları muhtarlık bölgesi dışında ilçe kongresine, yazılı oldukları ilçe dışında il kongresine ve yazılı oldukları ilçenin bağlı olduğu il dışından Genel Kongreye temsilci (delege) seçilemezler.
Fahri Üyelik
Madde 10- Partinin gelişmesi ve büyümesi bakımından özel katkısı olabilecek kişilerin çalışmalara katkısının sağlanması için, parti örgütleri, herhangi bir partiye üye olmayan ve isteyen kişiler arasından fahri üyeler kayıt edebilir. Partinin tüm örgüt, organ ve kademelerinde fahri
üyelerden etkin ve verimli biçimde yararlanılabilmesi için Parti Meclisi gerekli yönetmeliği çıkarır.
Üye Kayıt Defteri
Madde 11- İlçe yönetim kurulu, her köy ve mahalle için genel merkezce hazırlanıp gönderilen ve ilçe Seçim Kurlu Başkanlığına onaylatılmış ‘’Üye Kayıt Defteri’’ tutar. Parti üyeliğine kabul edilenler, mensup oldukları köy veya mahalleye göre sıra numarası verilerek bu deftere kaydedilirler.
Üye kayıt defterinin biçim ve içeriği, üye giriş formlarının düzenlenmesi, doldurulması ve saklanması, bu defterlere dayanarak genel merkeze gönderilmek üzere hazırlanacak özet bilgilerin nasıl düzenleneceği gibi hususlar 6. maddenin son fıkrasına göre çıkarılacak yönetmelikte
gösterilir.
Kadın ve gençlik meclisleri, genel merkezlerince çıkarılıp temel örgüt ilçe başkanlıklarınca onaylanmış üye kayıt defterleri tutarlar. Bu defterlere üyelikleri kesinleşenlerin kaydı yapılır.
Kadın ve gençlik meclisleri defterlerine yazılan üyelerin ilçe defterindeki üye kayıt numaraları da, defterin ayrı bir sütununa karşılıklı kontrol imkanı yaratması açısından kaydedilir.
Partiden Ayrılma
Madde 12- Her üye dilediğinde herhangi bir gerekçe bildirme zorunluluğu olmadan üyelikten ayrılabilir. Partiden ayrılmak isteyen üye dilekçe, taahhütlü mektup ya da noter vasıtasıyla üyelikten ayrıldığını yazılı olduğu ilçe başkanlığına bildirir.
Başvuru üzerine ilçe başkanlığı ayrılmak isteyenin adını üye defterinden siler ve durumu on gün içerisinde il başkanlığına, il başkanlığı da aynı süre içerisinde örgütlenmeden sorumlu genel başkanyardımcılığına bildirir ve ayrılan kişinin parti kimliği geri alınır.
Üyeliğin Düşmesi
Madde 13-
A) Kendiliğinden Düşme
a) Üyenin ölümü,
b) Disiplin suçları nedeniyle yetkili kurulların verdiği karar
hallerinde ilçe yönetimi, üyenin üyeliğini re’sen düşürür, üye kayıt defterinden siler ve il yönetim
kurulu üzerinden örgütlenmeden sorumlu genel başkan yardımcılığına bildirilir.
B) Üyeliğin Düşürülmesi
a) Üyenin,üye yazım sırasında yasaların ve tüzüğün aradığı nitelikleri taşımadığı,
b) Üye olabilmek için aranılan niteliklerin üyelik sonrasında yitirildiği
anlaşılırsa, ilçe yönetim kurulu durumu il yönetim kuruluna 10 gün içerisinde bildirir.
İl yönetim kurulu üyeden en geç 10 gün içerisinde açıklama yapmasını ister. Bu süre içerisinde yanıt vermeyen ya da açıklaması inandırıcı gözükmeyen üyenin adının üye defterinden silinmesine il yönetim kurulunca karar verilir. Karar, ilgiliye, ilçesine ve örgütlenmeden sorumlu genel başkan yardımcılığına 10 gün içinde yazı ile bildirilir.
İlgili, kendisine yapılan bildirim gününden başlayarak 10 gün içinde Merkez Yürütme Kuruluna itirazda bulunabilir. Kurulun vereceği karar kesindir. 30 gün içinde karara bağlanmayan itirazlar kabul edilmiş sayılır.
Kararın kesinleşmesinden sonra ilçe yönetim kurulu, üyeliği düşürülen kişinin kaydını siler ve durumu il yönetim kuruluna, il yönetimi de örgütlenmeden sorumlu genel başkan yardımcılığına bildirir.
Bu şekilde üyeliği düşürülenler kadın ya da gençlik meclisi üyesi iseler, ilgili meclis temsilcilerinin görüşü alınır.
C) Resmi Mercilerin Kararı Üzerine
Yetkili resmi mercilerin Siyasi Partiler Kanununa göre vereceği karar üzerine üyenin kaydı ilçe yönetim kurulu tarafından silinir ve durum üyeye bildirilir. Üye bu duruma Partinin organlarına itiraz edemez.
Üyelerin Hak ve Görevleri
Madde 14-
A) Haklar
a) Partinin tüm organlarında göreve talip olma ve görev alma,
b) Yerel ve genel seçimlerde yasa ve tüzük kuralları gereği hangi yöntem uygulanırsa uygulansın aday yoklamalarına katılma ve seçildikleri takdirde partiden aday olma,
c) Katılmaları tüzükle ön görülen kurul ve toplantılarda görüş, eleştiri ve düşüncelerini ifadeetme ve isterlerse parti organlarına yazılı olarak sunma,
d) Parti hukuku, uygulamalar ve parti politikaları ile ilgili olarak bilgi edinme ve bilgiye ulaşma ,
e) Partiden eğitim etkinlikleri düzenlenmesini talep etme, bu ve partinin diğer etkinliklerine katılma.
B) Görevler
a) Partinin programını, tüzüğünü, amaç ve ilkelerini, kararlar ve bildirgelerini, çalışmalarını, girişimlerini; bölge, ülke ve dünya sorunlarıyla ilgili görüşlerini öğrenmek, geniş kitlelere,anlatmak ve benimsetmek için her fırsattan yararlanırlar. Partinin her tür etkinliğine katılırlar.
b) Tüzük ve program gereğince ya da yetkili organların kararları doğrultusunda seçildikleri ya da görevlendirildikleri parti kurullarının toplantılarına ve yürütme işlemlerine düzenli katılarak görevlerini eksiksiz yerine getirmeye çalışırlar. Olanakları ölçüsünde üstesinden gelebilecekleri her göreve çağrı beklemeksizin kendiliğinden istekli olurlar.
c) Bağlı oldukları organ ya da kademelerde parti sorunlarını en geniş özgürlük, nesnel ve yapıcı eleştiri havası içinde tartışır ve görüşlerini sunarlar. Yetkili organca sonuca ve karara bağlanmış konu hakkında, karşı görüşte olsalar da karara uygun davranırlar ve yaşama geçmesi için tüm olanakları ile çaba sarf ederler.
d) Seçimlerde partili adayların kazanmasını ve partinin başarısını sağlamak için tüm çalışmalara katılırlar.
e) Partinin önemli gelir kaynaklarından olan üye ödentisinin aynı zamanda üye-parti ilişkisinde bir siyasal bağı da ifade ettiğini bilerek hareket ederler, ödentilerini zamanında ve maksimum düzeyde ödeyebilmek ve diğer üyelerin de vermelerini sağlamak için çaba içinde olurlar.
f) Üye kimlik belgesinin, kendilerini partinin varlığıyla bütünleştiren ilk nesnel kanıt olduğunu, kimlik belgesini göstermeksizin parti çalışmalarına katılmada güçlük çekeceklerini bilir; sürekli yanlarında taşır ve süresinde yenilerler.
g) Partide ya da kamu kuruluşlarında üstlendikleri görevleri ve devir işlemlerinin gereklerini eksiksiz yerine getirmekle sorumludurlar.
h) Siyasal çalışmalara olduğu kadar sosyal çalışmalara da katılarak toplumsal örgütlenmenin gelişmesine etkin katkıda bulunurlar. Birey ve toplumun özgürleşmesi, demokratik ve yaşanabilir bir ülkenin tesisinin, toplumun en küçük hücresine varana dek demokratik örgütlenmesinden geçtiği bilincinden hareketle sivil toplum örgütlenmesinin gelişmesi,kökleşmesi ve etkinleşmesi için çalışırlar; bu örgütlere üye olurlar, üyeliği teşvik ederler, etkinliklerine katılırlar ve buralarda ortaya çıkan görüş ve önerileri parti organlarına aktarırlar.
i) Parti içinde; parti hukuku, ortak düşünce ve insanlık tarihinin ortaya çıkardığı evrenseldeğerler ışığında hareket etme ve bu değerlerin ortak ifadesi olan bir yaşamın tesisi, tüm üyelerin gerçekleşmesi için öncelikle çabası içinde olacakları olgulardır. Yerel ve geleneksel geri yapı ve tutumlar, tümden inkar ve katı retçiliğin tahripkarlığına düşmeden,çağdaş, ilerici ve demokratik ölçüler üyelerimiz tarafından esas alınarak aşılır.
j) Bir hak olan eğitim, üyelerin parti içindeki en önemli görevlerinden biridir. Bu çerçevede üyeler, eğitim programlarını eksiksiz takip etmeyi, kendi çevrelerinde sürekli bireysel eğitim çalışmalarını sürdürmeyi en önemli sorumlulukları olarak algılarlar
__________________


--------------------------------------------------------------------------------

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM ÖRGÜT YAPISI
BİRİNCİ KISIM
PARTİ ORGANLARI
Parti Organ ve Kurulları
Madde 15- Partinin organ ve kurulları şunlardır:
I - Yerel Örgütler
A) Köy Meclisi
B) Belde Örgütü
a) Belde Kongresi
b) Belde Başkanı
c) Belde Yönetim Kurulu
d) Belde Danışma Meclisi
e) Belde Kadın Meclisi
f) Belde Gençlik Meclisi
C) İlçe Örgütü
a) İlçe Kongresi
b) İlçe Başkanı
c) İlçe Yönetim Kurulu
d) Mahalle Danışma Meclisi
e) İlçe Danışma Meclisi
f) İlçe Kadın Meclisi
g) İlçe Gençlik Meclisi
D) İl Örgütü
a) İl Kongresi
b) İl Başkanı
c) İl Yönetim Kurulu
d) İl Disiplin Kurulu
e) İl Danışma Meclisi
f) İl Kadın Meclisi
g) İl Gençlik Meclisi
E) Parti Temsilciliği ve Lokalleri
a) Parti temsilciliği
b) Parti lokalleri
II - Merkezi Örgütler
a) Büyük Kongre
b) Genel başkanlık
c) Parti Meclisi (PM)
d) Merkez Yürütme Kurulu (MYK)
e) Merkez Disiplin Kurulu (MDK)
f) Kadın Meclisi
g) Gençlik Meclisi
III- Parti Grupları
a) TBMM Grubu
b) TBMM Grubu Yönetim Kurulu
c) TBMM Grubu Disiplin Kurulu
d) İl Genel Meclisleri Parti Grupları
e) Belediye Meclisleri Parti Grupları
IV) MERKEZİ DANIŞMA BÜROLARI
a) AB- Müzakere Sürecini İzleme Bürosu
b) İş ve Çalışma Yaşamı Bürosu
c) Tarımsal Politikalar ve Tarım Üreticilerinin Sorunları Bürosu
d) Siyasi İşler Bürosu
e) Ekonomi ve Ekonomik Politikalar Bürosu
f) Ekoloji ve Yerel Yönetimler Bürosu
V – PARTİ EĞİTİM OKULU
VI. YURT DIŞI TEMSİLCİLİKLERİ
Kadın ve gençlik meclisleri yukarıda düzenlenen biçimde merkezi ve yerel örgütler olarak teşkilatlanmış olup; örgütlenme, kongre ve seçimleri, temsilinin oluşumu gibi hususlar çıkarılacak ilgili yönetmeliklerdeki esaslara göre yapılır.
İKİNCİ KISIM YEREL ÖRGÜTLER
Köy Meclisi
Madde 16) Köyde partiye kayıtlı üyelerin tümünün katılımıyla oluşur. Kendi içinden seçeceği temsilciler aracılığıyla bağlı bulunduğu belde veya ilçenin danışma meclisi toplantılarına katılır.
Diğer hususlar çıkarılacak Meclis Yönetmeliğinde düzenlenir.
Belde Örgütü
Madde 17- Belde yönetim kurulu il ve ilçe merkezleri dışında belediye teşkilatı bulunan yerlerde biri başkan olmak üzere 3 kişiden oluşur. Ancak kayıtlı üye sayısı 100’den fazla olan beldelerde yönetim kurulu biri başkan olmak üzere 5 kişiden oluşur.
Belde yönetim kurulunun ilk kuruluşu, ilçe yönetim kurulunun görüşü alınarak, il yönetim kurulu tarafından önerilecek listenin Merkez Yürütme Kurulu tarafından onaylanması ile gerçekleşir.
Kayıtlı üye sayısı 50’den fazla olmayan beldelerde kongre yapılmaz. Bu durumda belde üyeleri, görevlendirilen bir ilçe temsilcisinin gözetim ve denetiminde yapılacak toplantıda belde başkan ve yönetim kurulu üyelerini seçerler.
Üye sayısı 50’den fazla olan beldelerde aşağıdaki hüküm ve esaslara göre kongre yapılır.
Belde kongreleri, kayıtlı üyeleri 400’ün üstünde olmayan beldelerde bütün üyelerden; daha fazla üyesi bulunan beldelerde toplamı 400’ü aşmamak üzere, mahallelerden seçilecek kongre temsilcisinden (delegesinden) oluşur.
Mahallelerden seçilecek kongre temsilcisinin sayısının hesaplanması son milletvekili genel seçiminde partinin beldede aldığı oy toplamının 400’e bölünmesi ile bir katsayı bulunması ve mahalle oy miktarının bu katsayıya bölünmesi suretiyle yapılır. Parti seçime girmemişse kayıtlı üye sayısı esas alınarak hesap yapılır.
Belde yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile o beldenin partili belediye başkanı ve belediye meclis üyeleri kendi kongrelerinin tabii üyesidirler.
Geçici yönetim kurulu başkan ve üyeleri de kendi kongrelerine katılırlar. Ancak 400’ün üstünde üyesi olan beldelerde ayrıca da kongre temsilcisi seçilmiş olmadıkları taktirde oy kullanamazlar.
Belde kongrelerinde belde başkanı ve 4 asil üye ile asil üye sayısından fazla ve yarısından az olmamak üzere yeteri kadar yedek üye seçilir. Ayrıca ilçe kongresi için, mahalle ve köyleri ile birlikte o beldeye düşen sayıda İlçe Kongre temsilcisi seçimi yapılır.
Belde kongreleri, ilçe kongresi sürelerine uygun olarak ilçe yönetim kurulunun gözetim ve denetimi altında yapılır.
Belde kongresi yargı denetimi ve gözetimi dışında olup, üye listelerinin ilçe seçim kurulu başkanlığına sunulması istisnası dışında, il ve ilçe kongreleri hakkındaki kurallar niteliğine aykırı düşmedikçe belde kongreleri hakkında da uygulanır.

Belde Danışma Meclisi
Madde 18)
Beldede partiye kayıtlı tüm üyelerin katılımıyla oluşur. Eğer üye sayısı 400’ü aşıyorsa, temsili katılımla 400’ü aşmamak kaydıyla toplanır. Başta beldenin özgün sorunları olmak üzere, genel siyasal sorunlar hakkında Belde yönetimine tavsiye kararlarında bulunur. Kendi içinden seçeceği temsilciler aracılığıyla, bağlı bulunduğu ilçe meclisi toplantılarına katılır. Diğer hususlar çıkarılacak Meclis Yönetmeliğinde düzenlenir.
Belde Kadın Meclisi
Madde 19)
Beldede partiye kayıtlı tüm kadın üyelerin arasından seçilen yeterli sayıda kişilerden ve bağlı birim temsilcilerinin katılımıyla oluşur. Belde yönetiminde temsilini bulur. Diğer hususlar çıkarılacak Kadın Meclis Yönetmeliğinde düzenlenir.
Belde Gençlik Meclisi:
Madde 20)
Beldede partiye kayıtlı 18-28 yaş arası üyeler arasından seçilecek yeterli sayıda kişi ve bağlı birim temsilcilerinden oluşur. Belde örgütünde temsilini bulur. Diğer hususlar çıkarılacak Gençlik Meclis Yönetmeliğinde düzenlenir.
İlçe Kongresi
Madde 21- İlçe kongresi, o ilçeye bağlı köy ve mahallelerin kayıtlı üyeleri ile belde kongrelerince seçilen en çok 400 üyeden oluşur. İlçe kongresi temsilcilerinin köy, mahalle ve beldelere göre dağılımı partinin son genel seçimlerde o ilçede aldığı oy sayısı esas alınarak saptanır. Parti seçime katılmamış ise bu oranlama üye sayısına göre yapılır. Bir ilçedeki kayıtlı üye sayısı 400 veya daha az ise, ilçe kongresi üyelerinin tümünün katılımı ile yapılır.
Kongre temsilcisi seçimlerinde Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmiş üye listesi esas alınır.
Bir önceki kongrede seçilmiş ilçe başkanı ve ilçe yönetim kurulu üyeleri, beldelerin ve ilçelerin partili belediye başkanları ilçe kongrelerinin doğal üyeleridir. Geçici ilçe yönetim kurulu başkan ve üyeleri de kongreye katılma hakkına sahiptirler. Ancak geçici ilçe yönetim kurulu başkanı ve üyelerinden delege sıfatı olmayanlar kongrede oy kullanamazlar.
Beldeye bağlı mahallelerin ilçe kongresi temsilcileri belde kongresinde seçilir.
İlçe kongrelerinde, ilçe başkanı, ilçe yönetim kurulu asil ve yedek üyeleri ve o ilçeye düşen il kongresi temsilcileri seçilir. Aynı zamanda ilçe yönetim kurulunun çalışma raporu, mali rapor ve kesin hesap konusunda karar verir ve aklar.
İlçe kongrelerinde belirlenen sorunlar, görüşler ve alınan kararlar, gereğinde il kongresinde de tartışılmak üzere il yönetimlerine yazılı olarak iletilir.
İl Kongresi
Madde 22- İl kongresi, ilçe kongrelerinden seçilen en çok 600 kongre temsilcisinden oluşur. Üye sayısı 600’ü geçmeyen illerde bütün üyeler kongre delegesidir. Üye sayısı 600’ü geçmeyen illerde, İlçe kongreleri yapılmadan da il kongreleri yapılabilir. İl kongre temsilcilerinin ilçelere göre dağılımı; partinin son seçimlerde o ilçede aldığı oy sayısı göz önünde tutularak saptanır. Parti seçime katılmamışsa bu oranlama üye sayısına göre yapılır.
O ilin partili milletvekilleri ile, yönetim ve disiplin kurullarının başkan ve üyeleri ile il belediye başkanı il kongresinin doğal üyeleridir.
Geçici il yönetim kurulu başkan ve üyeleri de kongreye katılma hakkına sahiptirler. Ancak geçici il yönetim kurulu başkanı ve üyelerinden delege sıfatı olmayanlar kongrede oy kullanmazlar.
İl Kongresi;
a) İl başkanını, il yönetim kurulu asıl ve yedek üyelerini, il disiplin kurulu asıl ve yedek üyelerini ve o ilde son genel seçimlerde alınan oy sayısı esas alınmak suretiyle Merkez Yürütme Kurulunca belirlenecek sayıda Büyük Kongre temsilcilerini seçer.
b) İl çevresi, yurt ve dünya sorunlarını tüzük, program, büyük kongre, Parti Meclisi kararları çerçevesinde tartışıp değerlendirerek politika oluşturur.
c) İl Yönetim kururlunun çalışma raporu, mali rapor ve kesin hesap konusunda karar verir ve aklar.
d) Tahmini bütçeyi onaylar.
İl ve İlçe Kongreleri İçin Ortak Kurallar
Madde 23- İl ve ilçe kongreleri, iki yıldan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere Parti Meclisinin belirlediği sürelerde toplanır.
İlçe kongrelerinin tarihi, ilçe yönetim kurulunun görüşü alınarak il yönetim kurulunca; il kongrelerinin tarihi ise, il yönetim kurulunun görüşü alınarak MYK tarafından belirlenir.
Kongrenin gündemi il yönetim kurulunca hazırlanır.
Toplantının gün, yer ve saatiyle kongreye katılacakların listesi en az 15 gün önce, ilgili seçim kurul başkanlığına bildirilir. Ayrıca çoğunluk sağlanamadığı takdirde yapılacak ikinci toplantıya ilişkin bilgiler de bu duyuruya eklenir. İkinci toplantıda çoğunluk aranmaz.
Seçim kurulu başkanı tarafından onaylanan listeler ile toplantıya ilişkin diğer hususlar, toplantı tarihinden 7 gün önce il veya ilçe binasına asılmak üzere ve 3 gün süreyle ilan edilir. Süresinde yapılan itirazlar, hakim tarafından incelenerek karara bağlandıktan sonra listeler kesinleşir.
Kesinleşen listeler ile toplantıya ilişkin diğer hususlar kongrede esas alınır.
Kongrenin toplanacağı gün, saat ve yer ile gündemi, kongre gününden en az 10 gün önce o yerdeki alışılmış duyuru araçları ile duyurulur. Gazete ile duyurmaya gerek olup olmadığına ilgili yönetim kurulunca karar verilir.
İl ve ilçe yönetim kurullarının, kongrelerine sunacakları raporlar, en az 15 gün öncesinden, il ve ilçe binalarında kongre temsilcilerinin incelemelerine sunulur.
Olağanüstü kongreler, yönetim kurulunun gerekli gördüğü hallerde veya kongre temsilcilerinin (delegelerin) 1/5’inin yazılı başvurusu üzerine, yönetim kurulunca olağanüstü toplantıya çağrılır.
Olağanüstü kongre, çağrıldığı gündemle sınırlıdır.
Her kademe kongresi, başkan yada yönetim kurlunun görevlendireceği bir üye tarafından açılır. Bir başkan ve yeteri kadar üyeden oluşan divan seçilir. Divan kararlarını çoğunlukla verir. Oyların eşitliğinde başkanın bulunduğu tarafın dediği esas alınır.
Divan başkanı toplantıyı yönetir, gündemi uygular ve kongre düzenini sağlar. Divan, demokratik işleyişi zedelemeyecek bütün tedbirleri alır, çalışmalarına ara verebilir ve kongre düzeni ile ilgili kararlar alabilir.
Kongre temsilcileri, bir konunun gündeme eklenmesini yazılı olarak isteyebilir. Öneri lehte ve aleyhte yapılacak birer konuşmadan sonra oylanır.
Kongreler, çalışmalarını hızlandırmak üzere yeteri kadar komisyon kurabilirler.
İlçe ve il kongrelerine katılacak temsilcilerin seçimi, kongrelerin toplanması ve çalışma düzenleri ile seçim yöntemi konusundaki ayrıntılar “ Kongre Temsilcisi Seçimleri ile İl ve İlçe Kongreleri’’ yönetmeliğinde gösterilir.
İlçe Yönetim Kurulu
Madde 24- İlçe yönetim kurulu, ilçe kongresince seçilen bir başkan, 6 veya 8 üyeden oluşur. İl Yönetim kurulları 9 veya 11 kişiden oluşan illere bağlı ilçelerin yönetim kurulları ilçe başkanı dahil olmak üzere 7 kişiden, il yönetim kurulları 15 veya 25 kişiden oluşan illere bağlı ilçelerin yönetim
kurulları ilçe başkanı dahil olmak üzere 9 kişiden oluşur. Ayrıca asıl üye sayısından fazla veya yarısından az olmamak üzere yedek üye seçilir. Boşalan üyelerin yerleri aldıkları oy sayısına göre yedeklerle doldurulur.
Merkez ilçelerde örgütlenme, ilçe kuruluşları için belirlenen esaslara göre yapılır.
Ancak üye sayısının eksilmesi çalışmalarda aksamalara yol açıyorsa il yönetim kurulu Merkez Yürütme Kurulunun onayını almak koşuluyla yenisinin seçilmesi için olağanüstü kongre yapılmasını isteyebilir ve bu amaçla yapılacak kongreye kadar, gereğinde geçici bir ilçe yönetim kurulu atayabilir.
Mahalle Danışma Meclisi
Madde 25)
Mahallede bulunan parti üyelerinin katılımıyla oluşur. Kendi içinden temsilciler aracılığıyla, İlçe danışma meclisine katılır. Mahalledeki sorunların tespiti ile çözümünde İlçe yönetimiyle koordineli çalışır.
İlçe Danışma Meclisi
Madde 26)
Mahallelerde seçilecek temsilcilerle, İlçe Kadın, İlçe Gençlik ve İlçeye bağlı Belde Danışma Meclislerinin temsilcilerinin katılımıyla oluşur. İlçenin sorunları başta olmak üzere, genel siyasal sorunlar hakkında İlçe Yönetim Kurulu’na tavsiyelerde bulunur. Diğer hususlar çıkarılacak Danışma Meclisi Yönetmeliğinde düzenlenir.
İlçe Kadın Meclisi
Madde 27-
İlçede partiye kayıtlı tüm kadın üyeler arasından seçilecek yeteri sayıda kişiyle bağlı birimlerin temsilcilerinin, katılımıyla oluşur.. Diğer hususlar çıkarılacak Kadın Meclisi Yönetmeliğinde düzenlenir.
İlçe Gençlik Meclisi
Madde 28)
İlçede partiye kayıtlı 18-28 yaş arası üyeler arasında yeterli sayıda seçilecek kişiler ve bağlı birimlerin temsilcilerinin katımıyla, oluşur. Diğer hususlar çıkarılacak Gençlik Meclisi Yönetmeliğinde düzenlenir.
İl Yönetim Kurulu
Madde 29)- İl yönetim kurulu, bir başkan, 8-10-14 veya 24 üyeden oluşur. İş yoğunluğu esasına göre; Diyarbakır ve İstanbul illerinde, il yönetim kurulu il başkanı dahil olmak üzere 25 kişiden, Adana, Ankara, Batman, İzmir, Mersin ve Van illerinde il yönetim kurulu il başkanı dahil olmak üzere 15 kişiden, Ağrı, Gaziantep, Hakkari, Mardin, Muş, Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak illerinde, il yönetim kurulu il başkanı dahil olmak üzere 11 kişiden, yukarıda sayılan illerin dışında kalan illerde, il yönetim kurulu il başkanı dahil olmak üzere 9 kişiden oluşur.
Asıl üye sayısından çok ve yarısından az olmamak üzere oy sıralamasına göre yedek üye seçilir.
Boşalan üyelerin yerleri oy sırasına göre yedeklerle doldurulur. Ancak boşalmalar nedeniyle üye sayısı, üye tam sayısının yarısının altına düşen il yönetim kurulları için Merkez Yürütme Kurulu yeni il yönetim kurulunun seçimini sağlamak için olağanüstü kongrenin yapılmasını sağlar.
Bu amaçla yapılacak kongreye kadar geçici bir il yönetim kurulunu atar.
Belde, İlçe ve İl Başkanları
Madde 30)- Belde, ilçe ve il başkanları kongrelerce seçilir; ertesi kongreye kadar görev yaparlar.
Aynı kişi üst üste aynı yerde 2 dönemden fazla seçilemez. Yeniden seçilebilmek için aradan en az bir olağan kongre döneminin geçmesi zorunludur.
Belde, ilçe ve il başkanlıkları görev üstlendikleri yönetim birimlerinde partiyi temsil ederler.
Başkanı oldukları yönetim kurullarının tüzük ve diğer yönetmeliklere uygun çalışmalarını sağlamak amacıyla; yönetim kurulu üyelerini veya parti üyelerini görevlendirebilirler.
Yönetim adına; parti örgütü, kamu kuruluşları, özel ve tüzel kişilerle ilişki kurarlar. Yönetim birimi çevresindeki kamu çalışmalarını izler ve gerekli girişimlerde bulunur.
İl ve ilçe başkanları gerekli görmeleri halinde alt yönetimlerin toplantılarına katılabilir ve bu toplantılara başkanlık edebilirler.
İl İlçe ve Belde Yönetim Kurulları İçin Ortak Kurallar
Madde 31- Belde, ilçe ve il yönetim kurulları kongrelerinden sonraki ilk toplantılarında üye tam sayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla bir sayman seçerler. İlk atamalarda da aynı usül uygulanır.
İl ve ilçe Yönetim kurullarında ihtiyaca göre yeteri kadar il ya da ilçe başkan yardımcısı seçilir. İl başkan yardımcıları, il yönetim kurulu üyeleri arasından il başkanı; İlçe başkan yardımcıları da ilçe yönetim kurulu üyeleri arasından ilçe başkanı tarafından seçilir. Belde yönetimlerinde ise örgütlenmeden sorumlu olmak üzere bir başkan yardımcısı, belde yönetim kurulu üyeleri arasından belde başkanı tarafından seçilir.
İl başkan yardımcılarının sayısı; üye sayısı 9’a kadar olan il yönetimlerinde 2’den, 15’e kadar olan il yönetimlerinde 3’ten ve 25 olan il yönetimlerinde 4’ten fazla olamaz.
İlçe başkan yardımcılarının sayısı; üye sayısı 7’ye kadar olan ilçe yönetimlerinde 1’den, 15’e kadar olan ilçe yönetimlerinde 2’den fazla olamaz.
İl ve ilçe başkan yardımcıları arasından birer kişi örgütlenmeden, diğerleri de ihtiyaca göre belirlenecek alanlardan sorumlu olmak üzere görevlendirilirler.
İl ve ilçe yönetimlerinde örgütlenmeden sorumlu başkan yardımcıları ihtiyaç halinde, kendilerine yardımcı olmak üzere, yönetim kurulu üyelerinden birini görevlendirebilirler.
Örgütlenmeden sorumlu başkan yardımcıları yazışmaların yürütülmesi, defterlerin tutulması ve toplantıların düzenlenmesini sağlar. Parti çalışmalarının izlenmesinde ve denetlenmesinde, başkanın yardımcısıdır. Bağlı birim örgütlerinin kurulması ve yenilenmesi için çalışma yürütür,birim ve kurullar arasında eş güdüm sağlar. Örgütlenme ile ilgili olarak partinin diğer organlarının sorumluluğunda olmayan bütün çalışmaları yürütür ve gereken önlemleri alır.
İl, ilçe ve belde saymanları kendi yönetim biriminin hesap işlerinden, gelir ve gider işlemlerinin süresinde ve düzenli yapılmasından ve hesapların kurallara uygun biçimde tutulmasından sorumludur. Partiye düzenli ve yeterli gelir sağlanmasına çalışır, bununla ilgili çalışmaları düzenlerler. Bağlı yönetim biriminin ya da akçeli işler üstlenen üyelerin hesaplarını illere, illerin genel merkeze göndermeleri gereken bütçe ve diğer hesapların süresinde tamamlanıp eksiksiz ulaştırılmasını ve denetimi sağlarlar. Üye ödentilerini toplar, bunun için gerekli girişimleri yaparlar.
Partinin taşınır ve taşınmaz mallarının korunması için gerekli tedbirleri alırlar.
Başkan yardımcıları ile saymanlar görevleri ile ilgili çalışmalarından dolayı başkana ve ait oldukları yönetim kuruluna karşı sorumludurlar. Yönetim kurulu üye sayısının salt çoğunluğu ile görevden alınabilir.
Bir üye birden çok yönetime başkan, başkan yardımcısı ya da kurul üyesi olamaz. Kurulca alınan kararlar, karar defterine yazılır, katılan üyelerce imzalanır.
Yönetim Kurullarının çalışma yöntemleri ve görev bölümü “Yönetim Kurulları Çalışma Yönetmeliği” ile düzenlenir.
Yönetim Kurullarının Görevleri
Madde 32 Belde, ilçe ve il yönetim kurulları;
a) Tüzüğe, yönetmeliklere ve yetkili organların karar ve genelgelerine uygun olarak kendi görev bölgelerindeki parti çalışmalarını verimli ve uyumlu bir biçimde yürütmek; kendi kademe kongresinin kararlarını uygulamak, bağlı birimleri denetlemek, aralarında uyum ve koordinasyonu sağlamakla,
b) Yurttaşlarla parti arasında, üyelerle örgüt ve genel merkez arasında verimli dayanışmayı ve işbirliğini, üyelerin sürekli eğitime katılımını sağlamak ve üye sayısını çağdaş ve demokratik bir denge içerisinde çoğaltmakla, bu amaçla belde, ilçe ve il meclisleriyle etkili bir işbirliği içinde olmakla,
c) Partinin görüşleri ile toplumsal sorunların çözümüne ilişkin politikalarını çevrelerinde anlatmak ve yaymak, partinin propagandasını yapmak, bu temelde partinin kitleler içerisinde sürekli etkin olmasını ve halkın partiye oy verme eğilimini artırmayı sağlamakla,
d) Partiyi seçimlere sürekli hazır bulundurmak ve partinin seçimlerde kazanmasını sağlamaya çalışmakla,
e) Yörelerine özgü ekonomik ve sosyal sorunlar ile ilgili araştırmalar yapıp tartışmak, kararlar almak ve sonuçlarını üst yönetim birimlerine iletmekle,
f) Üst yönetimi bilgilendirerek ve koordinasyon içinde kamuoyuna dönük siyasal, toplumsal, kültürel etkinlikler düzenlemekle,
g) Parti gelirlerinin en elverişli şekilde toplanmasına, kanuna uygun yeni gelir kaynakları
bulunmasına çalışmak, gerekli harcamaları usulüne uygun şekilde yapmakla,
h) Çevresindeki partililer ve bütün yurttaşlar arasında dostluk ve kardeşlik bağlarını yaymaya;
geri toplumsal özelliklerden kaynaklı olarak ortaya çıkan sorunları çözmeye çalışmakla,
i) Bu görevleri yerine getirebilmek amacıyla partili üyelerden araştırma kurulları, çalışma komisyonları kurmak ve komisyonlar arsındaki eş güdümü sağlamakla,
j) Köy ve mahallelerde komisyon kurulmuş değilse, iletişimi sağlamak üzere öncelikle o köy veya mahalleden seçilmiş delegelerden birisine, yoksa bir partili üyeyi köy ve mahalle temsilcisi olarak görevlendirmekle, görevlidirler.
Yönetim Kurulu Toplantıları
Madde 33- Yönetim kurulları üye tam sayılarının yarıdan fazlası ile ve en geç 10 günde bir toplanır. Gerek görülmesi halinde daha sık toplanabilecekleri gibi, başkan yada üyelerin 1/3 ünün istemi üzerine olağanüstü olmak üzere de toplanabilirler. Toplantının günü ve saati önceden belirlenerek üyelere duyurulur ve sayısı ile birlikte karar defterine işlenir. Toplantıdan sonra bütün üyelere imza ettirilir. Karar toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla alınır.
Haklı bir özrü olmaksızın üst üste üç veya zamanı ayrıca kararlaştırılarak imza karşılığı bildirilen ya da bir yıl içerisinde ayrı tarihlerde de olsa beş toplantıya katılmayan üye görevinden çekilmiş sayılır. Görevinden çekilmiş üyenin bir üst yönetim kuruluna itiraz hakkı vardır. Üst yönetim kurulunun kararı kesindir.
Kadın ve gençlik meclislerinin aynı düzeydeki temsilcileri de ilgili yönetim kurulu toplantısına katılırlar. Toplantıya katılan meclis temsilcileri ilgili yönetim kurulunun üyesi değilse, söz alabilir, ancak oy kullanamaz.
Hiyerarşik Yapı ve Sorumluluk
Madde 34- Belde örgütü bağlı olduğu ilçe yönetimine; ilçe örgütü, il yönetim kuruluna, il yönetim kurulu Merkez Yürütme Kuruluna; Merkez Yürütme Kurulu, Parti Meclisine, Parti Meclisi de Büyük Kongreye bu sıralama içerisinde bağlı ve sorumludur.
Kadın ve gençlik meclisleri de kendi içinde aynı hiyerarşi ile merkezi yapılanmaya sahiptir. Özgün ve özerk bir yapılanmaya sahip olan meclisler, kendi alanlarında karar ve inisiyatif sahibidirler.
Yerel örgütler ile işleyiş ve ilişkilenme koordine şeklinde yürütülür, yaşanan sorunlar karşılıklı diyalogla çözülür. Sorunların son çözüm merci Merkez Yürütme Kuruludur.
__________________


--------------------------------------------------------------------------------

Görevden Alma
Madde 35-
Partide seçimle gelinen görevden seçimle ayrılma esastır. Ancak aşağıda yazılı hükümler saklıdır.
A) Yönetim kurullarının başkan ve üyelerinin kusurlu davranışları:
a) Yasalar ile parti tüzüğü, programı ve ilklerine uymayan; üst yönetim birimlerinin verdiği görevleri yapmayan ya da savsaklayan; bu birimler ile disiplin kurullarının ya da Parti zararına yol açacak biçimde yargı mercilerinin ya da idari merciilerin süreli yazılarını zamanında yanıtlamayan,
b) Parti çıkarlarını açık ve ağır bir şekilde zedeleyecek veya sarsacak davranışlarda bulunan,
c) Yasalar ve tüzük gereğince tutulması gereken defter ve kayıtları usulüne uygun tutmayan veya muhafaza etmeyen, belde, ilçe ve il başkanlarıyla yönetim kurulu üyelerinin bir kısmı ya da tamamı yapılan uyarılar rağmen, uyarının gereğini yerine getirmemişse; belde başkanı, belde yönetim kurulu veya üyelerinin bir kısmı ilçe yönetim kurulunca; ilçe başkanı, ilçe yönetim kurulu veya üyelerinin bir kısmı il yönetim kurulunca ve il başkanı, il yönetim kurulu veya üyelerinin bir kısmı Merkez Yürütme Kurulunca üye tam sayısının üçte iki çoğunluğuyla ve gizli oyla görevden alınabilir.
Belde başkanı, belde yönetim kurulu veya üyelerinin bir kısmı il yönetim kuruluna; ilçe başkanı, ilçe yönetim kurulu veya üyelerinin bir kısmı Merkez Yürütme Kuruluna; İl başkanı, il yönetim kurulu veya üyelerinin bir kısmı Parti Meclisine 5 gün içinde itiraz edebilirler. İl yönetim kurlunun 10 gün, Merkez Yürütme kurulu ile Parti Meclisinin 45 gün içinde vereceği kararlar kesindir.
B) Disiplin Suçlarıyla İlgili Olarak Yapılan Soruşturmalarda
a) Bir disiplin suçu işlediği ilgili yönetim kurulu kararı ile öne sürülen parti görevlisi veya herhangi düzeydeki bir yönetim kurulu üyesi, üst kurulun üçte iki çoğunluk ve gizli kararıyla geçici olarak üyelik haklarını kullanmaktan yasaklanabilir, görevden alınabilir ve kendisini kovuşturmaya yetkili disiplin kuruluna sevk edilirler.
b) İşlenen suç belde, ilçe veya il yönetim kurulunun topluca işlediği bir suç niteliğinde ise bu durumda bir üst organ tüm kurulu görevden almaya ve kovuşturmaya yetkili disiplin kuruluna sevk etmeye üçte iki oy çokluğu ve gizli oyla karar verebilir.
Disiplin soruşturmasıyla ilgili olarak görevden alınan kişi ve kurullar bu kararlara karşı (A)fıkrasındaki esaslara uygun olarak üst kurullara itiraz edebilirler.
(A) ve (B) fıkralarının uygulanması nedeniyle yönetim kurullarında yaşanan boşalmalar, Tüzüğün 27/son, 32/3-4 ve bu maddedeki hükümlere göre doldurulur ve gerekli önlemler alınır.
Geçici görevden almada kişi aklanır ya da yaptığı itiraz kabul edilirse göreve iade edilir. Görevden alınan yönetim kurlunun itirazı kabul edilir ve mevcut göreve devam kabil ise, ilgili yönetim kurulu göreve iade edilir. İtirazı incelemeye yetkili organ kararında iadeye yer olup olmadığı konusunda da bir karar verir.
Görevlerin Boşalması ve Geçici Yönetim Kurulları
Madde 36- Belde, ilçe ya da il için kongreye kadar görev yapmak üzere üst yönetim birimleri tarafından geçici yönetim kurulları atanır. Görevden alınma durumunda kararın il yönetim kuruluna bildirilmesinden başlayarak 45 gün içinde il kongresi toplanır ve yeni il yönetim kurulunu seçer.
Bu süre ilçe için 30, belde için 20 gündür.
Bu süreler içinde yeni kongre temsilcileri seçilmemişse kongre seçimi eski kongre temsilcileri ve üyelerle yapılır.
Yönetim kurullarının görevden çekilmesi durumunda da aynı kurallar ve süreler geçerlidir.
Yönetim kurulu seçimi için toplanacak kongrede, yalnızca bu görev yerine getirilir. İşten el çektirme durumunda, el çektirme raporu okunur ve üst yönetim kurulu temsilcisi gerek görürse açıklama yapabilir. Konu üzerinde görüşme açılmaz, doğrudan seçime gidilir.
İl Disiplin Kurulu
Madde 37- İl Disiplin Kurulu, il kongrelerince seçilen 5 asil ve 3 yedek üyeden oluşur. Çalışma yöntemleri tüzüğün “Disiplin ve Denetim” bölümündeki hükümlerle düzenlenir.
İl Danışma Meclisi
Madde 38-
İlçe Danışma Meclisi; İl Kadın Meclisi ve İl Gençlik Meclisi temsilcilerinin katılımıyla oluşur. İlin sorunları başta olmak üzere genel siyasal sorunlar hakkında, İl Yönetim Kuruluna yazılı tavsiyelerde bulunur.
İl Kadın Meclisi
Madde 39-
İlçe kadın meclisi temsilcileri ve bağlı birim temsilcilerinin katılımıyla oluşur.
Madde 40-
İl Gençlik; Meclisi İlçe Gençlik Meclisi temsilcileri ile bağlı birimlerin temsilcilerinin katılımıyla oluşur.
Kongrelerin Seçimlerine İtiraz
Madde 41- Seçimlerin devamı sırasında yapılan işlemler ile seçim sonuç tutanaklarının düzenlenmesinden itibaren 2 gün içinde seçim sonuçlarına, yetkili ve görevli seçim kuruluna itiraz edilebilir. İlçe seçim kurulu kararı kesindir.
Belde ve ilçe kongreleri için yapılan kongre temsilcisi seçimleri ile belde, ilçe ve il kongrelerinde seçimler dışındaki konularda alınmış olan kararlara ilişkin itirazlar, aşağıdaki kurallar içinde yapılır ve karara bağlanır.
a) Belde kongre temsilcisi seçimlerine karşı, seçimi yapılan köy ya da mahallede oturan üyeler tarafından 2 gün içinde belde yönetim kuruluna itiraz edilebilir. Belde yönetim kurulunun 3 gün içinde vereceği karara karşı da 2 gün içerisinde ilçe yönetim kuruluna itiraz edilebilir. İlçe yönetim kurulunun 3 gün içinde vereceği kararı kesindir.
b) İlçe kongresinin gerek köy ve mahallelerde gerekse belde kongrelerinde yapılan seçimlerine ilişkin itirazlar seçimi yapılan köy ya da mahallede oturan üyeler veya seçimi yapılan belde kongresi üyeleri tarafından 2 gün içinde ilçe yönetim kuruluna itiraz edilebilir. İlçe yönetim kurulunun 3 gün içinde vereceği karara karşı 2 gün içinde il yönetim kuruluna itiraz edilebilir.
İl yönetim kurulunun bu konuda 3 gün içinde vereceği karar kesindir.
c) İl Kongresinde alınan kararlara karşı kongre üyeleri Merkez Yürütme Kuruluna itiraz başvurusunda bulunabilirler. Merkez Yürütme Kurulunun konu hakkında 10 gün içinde vereceği kararı kesindir.
Sonuçlar itiraz eden kişilere ve ilgili yönetim kurulu başkanlıklarına yazılı olarak bildirilir.
İlgili yönetim birimi belirlenen süre içerisinde itirazları karara bağlamazsa, ilgililerin 3 gün içerisinde bir üst yönetim birimine itiraz için başvuru hakkı doğar.
İtirazlar yazılı olarak ve gerekçeleri açıkça belirtilerek yapılır.
İtirazlar çalışmaları ve diğer işlemleri durdurmaz.
Parti Temsilciliği ve Lokalleri
Madde 42-
a) Parti temsilciliği:
Genel merkez ya da ilgili yönetim kurulu; henüz örgüt kurulmamış il ve ilçe merkezleri ile beldelerde başvuran yurttaşlara ilk elden parti hakkında bilgi vermek, tüzük, program ve parti yayınları ile rozet, flama vb. parti sembollerini satmak, dağıtmak, üyelik için başvuran yurttaşların giriş belgelerini kabul etmek ve böylece o yerde parti örgütünün kurulmasına olanak sağlamak amacı ile, bütünüyle ilgili yönetim kurlunun sorumluluğunda olmak üzere bir parti üyesi eliyle “parti temsilciliği” açabilir. O il, ilçe veya belde de parti örgütü kurulduğu anda temsilciliğin görevi sona erer. Ancak o il, ilçe ya da belde örgütleri gerekli gördüğü mahalle vb. birimlerde parti temsilcilikleri açabilir.
b) Parti Lokali:
Partinin genel merkez, il ve ilçe örgütleri ihtiyaç duymaları halinde bulundukları bölgelerde Dernekler Yasasının 90. maddesi çerçevesinde lokal açabilirler.
Diğer Grup ve Yan Kuruluşlar
Madde 43- Parti bünyesinde faaliyet göstermek üzere, tarım, çevre, işçi, esnaf, gibi alanlarda faaliyet göstermek üzere çalışma grupları kurulur. Grupların kuruluşu, işleyişi, çalışma esasları, ana yönetim birimleri ile ilişkileri ve denetimleri yönetmeliklerinde düzenlenir.

ÜÇÜNCÜ KISIM MERKEZİ ÖRGÜT
Genel Kongre
Genel Kongre ve Temsilcileri
Madde 44- Genel Kongre partinin en yüksek karar organıdır. Seçilmiş ve doğal üyelerden oluşur.
a) Seçilmiş Temsilciler
Seçilmiş temsilciler Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının iki katından fazla olmamak üzere il kongrelerince seçilen temsilcilerdir. Her ilden Genel Kongreye düşecek temsilci sayısı aşağıdaki usul ve esaslara göre tespit edilir:
Önce, her ile bir temsilcilik tahsis edilir. Bu şekilde illere tahsis edilen temsilcilerin toplamı TBMM üye tamsayısının iki katı olan sayıdan çıkarılarak bulunan sayıya partinin son genel seçimlerde aldığı oy miktarı bölünür ve bir katsayı bulunur. Sonra o ilde alınan oy miktarı bu katsayıya bölünerek bulunan sayıyla tahsis edilen bir temsilcilik toplanarak o ile düşen Genel Kongre temsilcisi sayısı tespit edilir.
Parti seçime girmemişse her il kongresinde o ilin seçeceği milletvekili sayısının iki katı temsilci seçilerek genel kongrede temsil edilir.
Her il kongresinde kaç Genel Kongre temsilcisi seçileceği, kongre takvimine karar verilmesi aşamasında Merkez Yürütme Kurulunca belirlenerek il başkanlıklarına gönderilir.
b) Doğal Temsilciler
Genel başkan Parti Meclisi üyeleri, Merkez Disiplin Kurulu üyeleri, Partili bakan ve milletvekilleri ile Parti üyeliği süren kuruculardır.
Parti kurucularının sayısı seçilmiş Genel Kongre temsilcilerinin % 15’inden çok ise, parti kurucuları toplanarak aralarından bu oranda üyeyi temsilci seçerler.
Eskiden Genel Başkanlık, TBMM Başkanlığı, Başbakanlık yapmış Genel Kongre üyesi olmayan partililerle, İl Meclisleri tarafından seçilmiş İl Meclis temsilcileri Genel Kongrenin onur üyesidirler. Onur üyeleri büyük kongrede konuşabilirler ancak oy kullanamazlar.
Genel Kongrenin Toplanması
Madde 45-
a) Olağan Toplanma
Genel Kongre olağan olarak iki yılda bir toplanır. Ancak, PM ya da Genel Kongre kararı ile bu süre bir yılı geçmemek üzere uzatılabilir.
Genel Kongre toplantısından en az 15 gün önce kongreye katılacak temsilcilerin listesi ile,toplantının gündemi, yeri, günü, saati ve çoğunluk sağlanamadığı takdirde ikinci toplantının ne zaman yapılacağına dair hususlar Yüksek Seçim Kurulunca önceden belirlenecek Seçim Kurulu Başkanlığına iki nüsha olarak verilir.
Genel Kongre toplantılarının yeri, zamanı ve gündemi tüm örgüte dağıtılmak üzere en az 15 gün önce bütün il başkanlıklarına bildirilir. Toplantının gazete ile ilan edilmesine gerek olup olmadığına Merkez Yürütme Kurulu karar verir.
Genel Kongrenin toplantı yeter sayısı üye tam sayısının salt çoğunluğudur. İlk çağrı üzerine yapılan toplantıda yeter sayı sağlanamıyorsa, yapılacak ikinci toplantıda yeter sayı aranmaz.
Genel Kongre karar yeter sayısı, yasa ya da tüzükte ayrı bir yeter sayıya bağlanan haller dışında hazır bulunan üyelerin salt çoğunluğudur.
Genel kongre üyeleri belli bir konunun gündeme eklenmesini yazılı olarak isteyebilir. Öneride imzası bulunanlardan bir üye ile Parti Meclisi adına bir üye konuştuktan sonra, oylama yapılır.
Gündeme alınması oylama sonucu kesinleşirse, konu ilgili komisyonda rapora bağlandıktan sonra genel kongrede görüşülür. Kanunlar, parti tüzük ve programı çerçevesinde toplumu ve devleti ilgilendiren konularla kamu faaliyetleri konularında karar alınmasına dair teklifleri karara bağlamak için, bu tekliflerin genel kongrede hazır bulunanların 1/3’ü tarafından yapılmış olması şarttır. Bu teklifler, genel Kongrece seçilecek bir komisyonda görüşüldükten sonra, komisyon raporuyla birlikte incelenir ve karara bağlanır.
b) Olağanüstü Toplanma
Genel başkanın ya da Parti Meclisinin gerek görmesi ya da Genel Kongre üyelerinin 1/5’inin yazılı istemi üzerine Genel Kongre olağanüstü de toplanabilir. Bu durumda kongreye yeni temsilciler herhangi bir nedenle seçilememiş ise mevcut temsilcilerle toplanır. Olağanüstü toplantıda yalnız gündemdeki konular görüşülebilir.
Olağanüstü toplantının gündemi, yeri, gün ve saati en az 15 gün önceden genel başkan; boşalması halinde Parti Meclisinin genel başkan yardımcıları arasından seçeceği başkan vekilince duyurulur.
İvedi durumlarda bu süre kısaltılabilir. Olağan toplantılar hakkındaki tüzüksel düzenleme niteliğine aykırı olmadıkça olağanüstü toplantılar için de uygulanır.
Genel Kongrenin Açılması ve Divan Seçimi
Madde 46- Genel Kongre; bir genel başkan yardımcısı, herhangi bir nedenle genel başkan yardımcısı kalmamışsa Parti Meclisince kendi içinden seçilmiş bir üye tarafından yapılan yoklamadan sonra açılır ve kongre başkanlık divanının seçimine geçilir.
Genel Kongrede başkanlık divanı bir başkan ve kararlaştırılan sayıda başkan yardımcısı ile yeteri kadar yazmandan oluşur. Başkanlık divanı açık oyla seçilir. Ancak oyların sayımında zorluk ya da duraksama olursa, büyük kongre gizli oyla ya da ad okunarak yapılmasını kararlaştırabilir.
Kongre divan başkanlığı, gündemi uygulamak, toplantıyı yönetmek, toplantıda düzeni sağlamak, düzeni bozanlara karşı toplantıdan çıkarma dahil gerekli yaptırımları uygulamak, toplantı tutanağını tanzim ve imza etmekle yükümlüdür. Kararlarını salt çoğunlukla verir ve oyların eşitliği
halinde başkanın bulunduğu tarafın dediği olur.
Divan oluşumundan sonra genel başkan, yokluğunda başkan yardımcısı; Merkez Yürütme Kurulunun boşalması durumunda Parti Meclisinin kendi içinde seçeceği bir üye tarafından açılış konuşması yapılır.
Komisyonlar
Madde 47- Genel Kongrede, gündemin niteliği ve görüşülecek konular da dikkate alınarak gerekli komisyonlar kurulur. Her komisyonun kaç kişiden oluşacağı ile komisyon üyelerinde meslek ve ihtisas durumu Merkez Yürütme Kurulunca önceden belirlenir. Genel Kongre temsilcilerinin
1/20’si de gündemle ilgili bir komisyon kurulmasını yazılı bir önerge ile isteyebilir. Bu önerge oylamaya sunulur.
Komisyona girmek isteyen adaylar arasında yapılacak açık oylamada en çok oy alan adaylar ilgili komisyona seçilir.
Komisyon kendi arasında bir başkan, bir başkan yardımcısı, bir sözcü ve iki katip seçer.
Komisyonlar üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve mevcudun salt çoğunluğu ile karar alır.
Komisyonlar inceledikleri konularla ilgili olarak düzenledikleri raporu kongre divan başkanlığına sunar. Genel Kongrede yapılan oylamadan sonra kabul edildiği takdirde kesinleşir.
Genel Kongre Görüşmeleri
Madde 48- Genel Kongre, genel başkan, Parti Meclisi, Merkez Disiplin Kurulu seçimlerini yargı gözetiminde gizli oy, açık ve aralıksız sayım ve ayırım ilkelerine göre Siyasi Partiler Yasasında öngörülen biçimde yapar.
Genel Kongre divan başkanı, varsa, öncelikle gündem değişiklikleri önerilerini tüzük esaslarına göre karara bağlar ve çalışmaları gündem uyarınca yürütür.
Genel Kongreye sunulacak raporlar, karar tasarıları ve öneriler; parti organları, üyeler, ve ilgili kurullar ile ilişki ve iletişim içerisinde hazırlanır ve olgunlaşır. Olağan Genel Kongreden önce basılı olarak Parti Meclisince, Genel Kongre üyelerine duyurulmak üzere il ve ilçe örgüt birimlerine ulaştırılır ve kamuoyuna açıklanır.
Belde, ilçe ve il yönetim kurulları Genel Kongreden önce toplanarak raporları, tasarı ve önerileri görüşür ve değerlendirirler. Ancak bağlayıcı karar alamazlar.
Tasarı ve öneriler ancak kongrede ve açık oyla oluşturulan ilgili komisyonların raporu ile birlikte Genel Kongrede görüşülür ve karara bağlanır. Söz isteyenlere sıra ile söz verilir. Konu ile ilgili söz
süreleri gerekiyorsa görüşmeye başlamadan önce saptanır. Söz isteyenlerin sayısı fazla ise, çalışma raporu üzerinde 5, öteki konularda 3 delege konuşmadan yeterlik önergesi oylanmaz.
Genel kongrede seçilecek organlara adaylık başvurusu için divan başkanlığınca belli bir süre tespit edilerek kongreye duyurulur. Bu süre sonunda adaylar ilan edilir.
Adaylığını koyanların seçilmeye engel durumlarının olduğu yolundaki itirazlar başkanlık divanınca seçimlerden önce gerekli inceleme yapılarak karara bağlanır.
Eğer seçilecek her organa ilişkin asıl ve yedekleri de belirtilerek, organlara seçilmesi gereken üye sayısı kadar adaydan oluşan tek bir liste verilmiş ve başka aday olmadığı anlaşılırsa, bu tek liste ile seçime girilir.
Aday oldukları belirlenenlerin sayısı seçimi yapılacak organların üye tam sayısını geçiyorsa aday olanların ismi soyadı alfabetik sırasına konup, aday oldukları organa göre belirtilerek oy pusulası haline getirilir.
Genel başkanlığa aday olanlar oy pusulalarını yeteri kadar çoğaltarak divan başkanlığına sunarlar.
Kongre Temsilcileri, divan başkanlığınca yukarıda belirtilen yöntemle oluşturulup çoğaltılan ve seçim kurulunca mühürlenen oy pusulalarında, seçimi yapılacak organa göre aday olanların isimlerinin karşısındaki kutucuğu işaretlemek suretiyle ve Genel Başkan adaylarından tercih
ettiğinin oy pusulasını kullanarak oyunu kullanırlar. Oy pusulasında isimleri önünde işaret bulunanlar bir oy almış sayılır. Çoğaltılmış oy pusulalarında işaretlenen aday sayısı, Parti Meclisi için üye tam sayısından çok ve yarısından az, Merkez Disiplin Kurulu için 11’den çok ve 7’den az
olamaz. Bu sayılardan az veya çok aday ismi işaretlenen oy pusulaları geçersiz sayılır. Seçilecek her kurul ve Genel başkanlar için kullanılacak oy pusulaları seçim kurulunca belirlenmiş sandık kurulundan imza karşılığında alınacak mühürlü zarflar içinde kullanılır.
Seçimlerde, birden fazla organa aday olunamaz. Aynı organın asıl ve yedek üyeliklerine, ayrı ayrı aday olunamaz.
Seçimler Siyasi Partiler Yasasının 21. maddesi esaslarına göre yapılır.
Genel Kongre kararları bütün organları ve üyeleri bağlar. Bu kararlar kamuoyuna ve üyelere duyurulur. Genel Kongrenin olağan ve olağanüstü toplantıları, çalışma yöntemleri “Genel Kongre Yönetmeliğinde” belirtilir. Bu yönetmelik büyük kongrenin ilk toplantısında görüşülerek karara
bağlanır.
Genel Görev ve Yetkileri
Madde 49- Genel Kongrenin görev ve yetkileri şunlardır:
a) Parti Genel Başkanı, Parti Meclisi ve Merkez Disiplin Kurulu asil ve yedek üyelerini gizli oyla seçmek,
b) Tüzük ve programda değişiklik yapmak,
c) Parti Meclisinin çalışma raporunu görüşerek karara bağlamak,
d) Partinin gelir-gider kesin hesabını kabul ve Parti Meclisini aklamak ya da kesin hesabı reddetmek,
e) Toplumu ve devleti ilgilendiren konularda partiye yön verecek dileklerde bulunmak veya bağlayıcı kararlar almak,
f) Kongre komisyonlarından gelecek raporları görüşerek karara bağlamak,
g) Yasaların ya da tüzüğün gösterdiği konuları karara bağlamak,
h) Partinin kapanmasına, bir başka parti ile birleşmesine, tüzel kişiliğine son verilmesine ve böylece parti mallarının tasfiyesi ve intikal biçimine ilişkin kararlar almak.

Genel Başkanlık
Genel Başkanlık
Madde 50 : Parti programı, tüzük hükümleri, PM kararları ve ilgili mevzuat doğrultusunda partiyi temsil ve yönetmek üzere, Parti Genel Başkanı seçilir.
Parti Genel Başkanı kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak kaydı ile parti adına dava açma ve davada husumet yetkisi, Genel Başkana veya ona izafeten yetkileri kullanmak üzere parti tüzüğünde göstereceği mercilere aittir.
Parti genel başkanı, merkez karar ve yönetim kurulunun tabii başkanıdır.
Genel Başkanın çalışma tarzı, görev, yetkileri ve sorumlulukları tüzük hükümlerinde belirtilen çerçevedir.
Genel Başkanlık seçimi
Madde 51 : Parti genel başkanı kongrece gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile seçilir.
İlk iki oylamada sonuç alınamazsa,üçüncü oylamada en çok oyu alan seçilmiş sayılır
Genel başkan en fazla üç yıl için seçilir..
Madde 52- Genel başkan Genel Kongrece temsilci tamsayısının salt çoğunluğu tarafından ve gizli oy ile Siyasi Partiler Yasasındaki esaslara göre seçilir.
Genel Başkan üst üste en fazla iki olağan kongre dönemi için seçilebilir. Bu süre her halde 6 yılı aşamaz. Bir kişinin tekrar genel başkanlığa aday olabilmesi aradan bir olağan kongre döneminin geçmesine bağlıdır.
Genel Başkanın Görev ve Yetkileri
Madde 53-
a) Genel Başkan partiyi temsil eder ve disiplin kurulları dışında tüm parti organlarının doğal başkanıdır. Bu kurulların toplantılarına bu sıfatla katılabilir. Parti Meclisi, Merkez Yürütme Kurulu ve diğer yönetim kurullarında oy kullanabilir.
b) Tüzük, program hükümleri, Genel Kongre ve PM kararları ışığında parti çalışmalarını yürütür. Yetkili kurullarca verilen kararların uygulanmasını sağlar. Parti örgütüne ve ilgililere gerekli gördüğü bildirimleri yapar.
c) Genel Başkan parti yönetim birimlerini, kurul ve organlarını birlikte toplantıya çağırır ve başkanlık eder.
d) Genel Başkan aynı zamanda milletvekili ise, TBMM Parti Grubu tarafından verilecek kararla ayrıca partinin TBMM Grubu Başkanlığını yapar.
e) Örgüt birimleriyle TBMM Grubunun uyumlu olarak çalışmasını, partinin tüm organları ve üyeleri arasında verimli bir işbirliği ve dayanışma sağlanmasını ve parti çalışmalarında eş güdümü gözetir.
f) İç ve dış politika konularında partiyi bağlayıcı açıklamalar yapar.
g) Tüzük, PM ve MYK’nın verdiği diğer yetkileri kullanır.
h) Parti merkezi toplantıları ve büyük kongreye, hazırladığı değerlendirme raporunu sunar.
Genel Başkan Yardımcıları
Madde 54- Genel Başkan, Merkez Yürütme Kurulu üyeleri arasından; siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri , örgütlenme, eğitim, hukuk-insan hakları ve dış ilişkiler, bilim araştırma ve proje geliştirme, yerel yönetimler, seçim ve propaganda, basın yayın işleri gibi alanlardan sorumlu olmak üzere yeteri kadar genel başkan yardımcısı seçer.
Genel başkan yardımcıları Parti Meclisi tarafından salt çoğunluğun gizli oyu ile görevden alınabilir.
Her Büyük Kongreden sonra yapacağı ilk toplantısında Parti Meclisi, genel başkan yardımcılarının sayısı, görevleri ile yetkilerinin sınırını alacağı kararla belirler.
Genel Başkan Danışmanları
Madde 55-Genel Başkan, Merkez Yürütme Kurulunun onayıyla bilim, siyaset, ekonomi, dış ilişkiler, hukuk gibi alanlarda katkılarından istifade etmek üzere yeteri sayıda danışman görevlendirebilir.
Genel Başkanlığın Boşalması
Madde 56- Genel Başkanlığın herhangi bir sebeple boşalması halinde Genel Kongre toplanıncaya kadar Parti Meclisi toplanarak partiyi temsil yetkisini bir genel başkan yardımcısına, genel başkan yardımcısının bulunmaması halinde bir üyesine tevdi eder.
Bu durumda 45 gün içerisinde Genel Kongreye gidilir.
Parti Meclisi (PM)
Oluşumu
Madde 57- Parti Meclisi Genel Kongrece seçilen 60 asil üyeden oluşur. Asil üye sayısından çok ve yarısından az olamamak üzere yeteri kadar yedek üye de seçilir.
Parti Meclisi Genel Kongreden sonra en yetkili parti organıdır. Parti işlerinin ülke düzeyinde karar organıdır. Partinin genel politikasını belirler.
Parti Meclisinin başkanı Genel Başkandır. Genel Başkanın bulunmadığı hallerde toplantıyı görevlendirilmiş bir genel başkan yardımcısı yönetir.
Toplanması
Madde 58- Parti Meclisi 45 günde bir toplanır.
Gündemi, Genel Başkanın görüşünü alarak, Genel Başkanın görevlendireceği bir genel başkan yardımcısı hazırlar ve toplantı gününden önce üyelere duyurulur. İncelenecek yazı, tasarı ya da belge varsa, bunlar önceden üyelere ulaştırılır. Beşte bir üyenin görüşülmesini istediği konuları da gündeme alır.
Genel Başkan gerek gördükçe Parti Meclisini toplantıya çağırabilir. Üye tamsayısının beşte birinin yazılı talebi halinde görevlendirilen genel başkan yardımcısı, gündemi açıklayarak Parti Meclisini toplantıya çağırır.
Parti Meclisi üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır; kanun ve tüzükten kaynaklanan istisnalar dışında mevcudun salt çoğunluğu ile karar verir. Oyların eşitliği halinde, başkanın bulunduğu tarafın dediği olur.
Parti Meclisi, bilgi almak ya da bir konuyu görüşmek üzere, toplantılarına partili bakanları, milletvekillerini, belediye ya da il başkanları ile kendi alanında uzman kişileri çağırabilir.
Görüşmelere çağrılanlar kurulun üyesi değillerse oy kullanamazlar.
Geçerli bir özrü olmaksızın olağan toplantılara bir yılda üç kez katılmayanların üyeliği, üye tam sayısının salt çoğunluğunca ve gizli oyla alınacak kararla düşer.
Görev ve Yetkileri
Madde 59- Parti Meclisi, Genel Kongreden sonra partinin en yüksek karar organı olmak yetkisi ile;
a) Yasa ve tüzük ile Genel Kongreye verilmiş yetkiler dışındaki tüm kararları alabilir.
b) Parti programı ve Genel Kongre kararları çerçevesinde partinin politikalarını ve stratejisini saptar. Seçim bildirgesini hazırlar. Parti politikalarının halka anlatılıp benimsetilmesi için gerekli çalışmaları yapar.
c) Partinin hükümet kurmasını, koalisyon ortağı olmasını, hükümetten çekilmesini TBMM grubu başkan vekilleri ile grup yönetim kurulu üyelerinin de görüşünü alarak karara bağlar
d) Partinin kurduğu ya da katıldığı hükümetlerin programı üzerindeki görüşlerini belirtir.
e) Partinin hükümetle, başka parti ve kuruluşlarla ilişkilerini düzenleme kararları alır.
f) Büyük Kongreye sunulacak çalışma raporları, öneri ve karar tasarılar hazırlar.
g) Partinin tüzüğünde veya programında yapılacak değişiklik tasarılarını Genel Kongreye sunmak üzere hazırlar.
h) Tüzüğün ön gördüğü yönetmelikleri çıkarır. MYK’nın hazırladığı taslakları da görüşür.
i) Seçimlere katılıp katılmamayı, seçimlerde, tüzükte yazılı hükümlere göre uygulanacak
aday saptama yöntemini, tüm örgütün görüşünü de alarak, belirleyip karara bağlar. Parti
Meclisi bu konudaki yetkilerini başka bir organa devredemez.
j) Partinin tüzel kişiliğine son verme veya başka bir parti ile birleşme halinde görüş belirler.
k) Merkez Yürütme Kurulu Üyelerini seçer.
l) Yasa ve tüzükte öngörülen diğer görevleri yapar, yetkilerini kullanır ve görev ve yetkilerinin bir kısmını başka organlara devredebilir.
Merkez Yürütme Kurulu (MYK)
Oluşumu
Madde 60- Merkez Yürütme Kurulu, Parti Meclisi üyeleri arasından, üye tam sayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla seçilen 20 üye ve Genel Başkandan oluşur.
Merkez Yürütme Kurulunda boşalma olması halinde, Parti Meclisince, üyeleri arasından boşalan üyenin yerine seçim yapılır.
Merkez Yürütme Kurulu, parti amaçlarının gerçekleştirilmesi ve parti işlerinin yürütülmesinde en yüksek yürütme organıdır.
Merkez Yürütme Kurulunun başkanı Genel Başkandır. Merkez Yürütme Kurulu üyeleri diğer kurullarda görev alamazlar.
Merkez Yürütme Kurulu üyeleri; Parti Meclisi üyelerinden en az 5 kişinin teklifi üzerine Parti Meclisi tarafından salt çoğunluğun gizli oyu ile görevden alınabilir.
Toplanması
Madde 61- Merkez Yürütme Kuruluna Genel Başkan başkanlık eder. Bulunmadığı durumlarda toplantıyı görevlendireceği bir başkan yardımcısı idare eder.
Merkez Yürütme Kurulu en geç 10 günde bir olağan olarak toplanır. Genel Başkan ya da görevlendireceği bir Genel başkan yardımcısı gündemi hazırlar ve üyelere duyurur.
Genel Başkan gerek gördükçe MYK’yı toplantıya çağırır. Her toplantıda bir sonraki toplantı günü saptanır. Haklı bir özrü olmaksızın bir yılda 4 toplantıya katılmayanların üyeliği Merkez Yürütme Kurulunun üye tam sayısının salt çoğunluğunun gizli oyu ile düşürülebilir.
Kurul üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır; kanun ve tüzükten kaynaklanan istisnalar dışında mevcudun salt çoğunluğu ile karar verir.
Merkez Yürütme Kurulu, bilgi almak için ya da bir konuda görüşmek üzere, toplantılarına TBMM grup başkan vekillerini, partili bakan ve milletvekillerini, belediye ve il başkanları ile gerek gördüğü diğer kişileri çağırabilir. Görüşmeye katılanlar kurul üyesi değilse oy kullanamaz.
Görev ve Yetkileri
Madde 62- Merkez Yürütme Kurulu, en üst yürütme organı olma yetkileriyle;
a) Genel Kongre ve Parti Meclisinin kararlarını uygular. Parti programını yayar, partinin ilkelerini benimsetmek, seçimleri kazanmak için gerekli tüm girişimleri yapar.
b) Gerekli il ve ilçelerde örgüt kurulmasına karar verir, Parti örgütünü yönetir, gerekli olması halinde görevden alır, çalışmalarını yönlendirir, örgütle devamlı ilişki sağlar, sorunlarının çözülmesine yardımcı olur.
c) Parti örgütünün program, tüzük ve yönetmeliklere uygun şekilde çalışmalarını denetler.
d) Partinin hükümetle, başka parti ve kuruluşlarla olan ilişkilerini Parti Meclisinin ilke kararları doğrultusunda düzenler.
e) Seçimlerle ilgili olarak Parti Meclisinin aldığı kararları uygular, ilke kararları doğrultusunda Milletvekilliği, belediye başkanlığı, belediye meclis üyeliği ve il genel meclis üyeliği için partiden aday adayı olanlar hakkında tüzüğün verdiği yetkileri kullanır.
f) Araştırma, yayın, parti içi eğitim çalışmalarını düzenler.
g) Olağan ve olağanüstü büyük kongrelerle ilgili hazırlıkları yapar.
h) Yıllık bütçeyi hazırlar, parti meclisinin onayından sonra uygular. Genel Kongreye ve ilgili yerlere sunmak üzere kesin hesabı çıkarır.
i) Parti gelirlerini arttırmak amacıyla gerekli yasal tedbirleri alır. Gelir makbuzlarını bastırarak gerekli birimlere gönderir.
j) Partinin amaçlarına uygun olarak Parti Meclisinin onayının alınması koşulu ile taşınmaz mal alımını, satımını veya işletilmesini planlar ve alınan kararları uygular.
k) Partinin uluslararası ilişkilerini düzenler, çalışmalarını yürütür.
l) Tüzüğün öngördüğü yönetmelikleri hazırlar, Parti Meclisinin onayından sonra uygular.
m) Belde, ilçe ve il kongre çalışmalarının, delege seçimlerinin yasa, tüzük ve yönetmeliklerle yetkili kurullarının kararlarına uygun yapılması için çalışır. Denetimlerini düzenli sürdürür ve gerekli kararı gecikmeden alır.
n) Parti Meclisine sunulacak raporu hazırlar.
o) Tüzükle Merkez Yürütme Kuruluna verilen diğer görevleri yapar.
p) Dönemsel planlamaları yaparak Parti Meclisinin onayından sonra uygular.
r) Parti Danışma Konferansını toplar; Parti Danışma Konferansı Genel Başkan, Parti Meclisi,Merkez Yürütme Kurulu ve Disiplin Kurulu Üyeleri, Partili Milletvekilleri ve Bakanlar, İl Başkanları ve Partili Belediye Başkanları, Kadın ve Gençlik Meclisleri Genel Merkez Yönetimleri,Genel Başkan danışmanları, sivil toplum örgütlerinin partili başkan ya da temsilcileri ve her ilin kendi konferansınca o ile düşen Büyük Kongre delege sayısının yarısı kadar seçilen temsilcisinin katılımından oluşur.
Merkez Yürütme Kurulu konferans bileşimini genişletebilir.
Parti Danışma Konferansı olağan olarak yılda bir kez, kongre süreçlerinden önce toplanır. Merkez Yürütme Kurulu ve Genel Başkan yılda birden çok konferansın yapılmasına da karar verebilir.
Parti Danışma Konferansları; Büyük kongreye siyasal kararlar ve seçimlerle ilgili tavsiyelerde bulunur ve Parti Meclisi ile Merkez Yürütme Kurulunun yetki ve görev alanına giren konularda görüşlerini bildirir.
Parti Konferanslarının takvimini Merkez Yürütme Kurulu belirler ve İl Örgütleri ile gerekli kurum,kişi ve birimlere bildirir.
Genel Sayman
Madde 63- Genel Sayman, Merkez Yürütme Kurulunca kendi üyeleri arasından, üye tam sayısının salt çoğunluğunun gizli oyu ile seçilir. Adaylardan birinin tek başına salt çoğunluğun oyunu alamaması halinde, en çok oy alan iki aday arasında yapılacak ikinci tur oylamada en çok oy alan aday seçilir. Merkez Yürütme Kurulunun salt çoğunluğunun gizli oyu ile görevdenalınabilir.
Genel sayman, Genel Başkanın onayıyla Merkez Yürütme Kurulu üyeleri arasından bir yardımcı seçer.
Genel Sayman parti gelirlerinin toplanması, harcamaların yapılması, gelir gider hesapları konusunda yerel örgütlerin denetlenmesi; gelir-gider defterinin, bütçe ve kesin hesapların yasalar ve tüzüğe uygun bir biçimde tutulmasının sağlanması ve yetkili kurulların bu konulara ilişkin kararlarının uygulanması ile görevlidir.
Kurullarda Görev Bölümü
Madde 64- Parti Meclisi, Merkez Yürütme Kurulu ve Genel başkan yardımcıları ile genel başkan danışmanlarının çalışma yöntemleri ve görev bölümleri ile merkezde kurulacak büroların kuruluş, işleyiş biçimleri ve kadroları yönetmelikle düzenlenir.
Yargı İsteği İle Kongre
Madde 65- Büyük Kongre veya il ve ilçe kongrelerinde yapılan seçimlerin, ilgili seçim kurulu başkanlığınca iptal edilmesi durumunda, Seçim Kurulu Başkanının saptadığı ve bildirdiği gün,saat ve yerde seçimlerin yenilenmesi için kongre toplanır. Bu kongrede yalnız seçim yapılır, görevini yapmayarak veya savsaklayarak seçimlerin iptaline neden olan sorumlular hakkında disiplin işlemi uygulanır.
Merkez Disiplin Kurulu
Madde 66- Merkez Disiplin Kurulu, Büyük Kongrece seçilen 11 asıl ve 7 yedek üyeden oluşur. Kurul seçimden sonraki 15 gün içinde yapacağı ilk toplantıda, başkan ve sekreter üyeyi seçer. Çalışma koşul ve yöntemleri, tüzüğün “Disiplin ve Denetim” bölümündeki hükümlerle düzenlenir.
__________________


--------------------------------------------------------------------------------

DÖRDÜNCÜ KISIM KADIN VE GENÇLİK MECLİSLERİ
Kadın Meclisi
Madde 67- Kadın Meclisi, tüzüğün ilgili bölümünde sıralandığı gibi belde, ilçe, il ve genel merkez örgütleri olmak üzere merkezi yapılanmaya sahiptir. Köy ve mahalle birim ve temsilcileri de oluşturabilir.
Çalışmalarını sürdürmek üzere Genel Merkez, il, ilçe ve beldelerde ayrı bina tutulabilir. Kadın Meclisi merkezi düzeyde Parti Meclisine karşı sorumludur.
Her kademedeki kadın kuruluşu, işleyişi, örgütlenmesi; belde, ilçe, il ve büyük kongreleri;yönetim kurulları, kurulların çalışma biçim ve düzeni, atanma ve görevden alınmaları, bina tutmaları ile genel örgüt yapısı ile karşılıklı ilişki ve konumu Parti Meclisince çıkarılacak “Kadın Meclisi Yönetmeliğinde” düzenlenir.
Gençlik Meclisi
Madde 68- Gençlik Meclisi , tüzüğün ilgili bölümünde sıralandığı gibi belde, ilçe, il ve genel merkez örgütleri olmak üzere merkezi yapılanmaya sahiptir. Köy ve mahalle birim ve temsilcileri de oluşturabilir.
Çalışmalarını sürdürmek üzere Genel Merkez, il, ilçe ve beldelerde ayrı bina tutabilirler.Gençlik Meclisi, merkezi düzeyde Parti Meclisine karşı sorumludur.
Her kademedeki Gençlik kuruluşu, işleyişi, örgütlenmesi; belde, ilçe ve il kongreleri; yönetim kurulları, kurulların çalışma biçim ve düzeni, atanma ve görevden alınmaları, bina tutmaları ile genel örgüt yapısı ile karşılıklı ilişki ve konumu Parti Meclisince çıkarılacak “Gençlik Meclisi Yönetmeliğinde” düzenlenir.
BEŞİNCİ KISIM PARTİ GRUPLARI
T.B.M.M. Parti Grubu
T.B.M.M. de Grup Kurulması
Madde 69- Partili milletvekilleri, partinin TBMM Grubunu oluştururlar. Yasada belirtilen yeter sayıda milletvekili varsa grup kurulduğu, parti Genel Başkanı tarafından TBMM Başkanlığına yazı ile bildirilir.
Grubun çalışmaları iç yönetmeliğe göre düzenlenir. Siyasi Partiler Yasasının 23. maddesindeki ilkelere uygun olarak hazırlanıp kabul edilen Grup İç Yönetmeliği, grubun kurulduğunun bildirildiği tarihten itibaren 15 gün içinde TBMM başkanlığına sunulur.
Grup iç yönetmeliğinde partinin tüzük ve programına aykırı hükümler yer almaz.
Grup Genel Kurulu partili tüm milletvekillerinden oluşur. Bakanlar Kuruluna ya da bir bakana güven ya da güvensizlik oyu verilmesi için karar alma yetkisi, Grup Genel Kurulunundur. Bu yetki bir başka organa devredilemez. Grup Genel Kurulunda, seçimlerle ilgili oylamalar ile üyelere ilişkin bağlayıcı nitelikteki oylamalar gizli oyla yapılır.
Grup Başkanı
Madde 70- Partinin Genel Başkanı bir milletvekili ise parti grubu ve grup yönetim kurulunun da başkanıdır; değilse parti grubu üye tam sayısının salt çoğunluğu ile grup üyelerinden birisini grup başkanı seçer. İlk iki turda salt çoğunluk sağlanamadığı taktirde, üçüncü oylamada en çok oy alan
seçilmiş olur.
Parti Grubu Yönetim Kurulu
Madde 71- TBMM grubu yönetim kurulu; grup başkanı, grup genel kurulunun kendi üyeleri arasından seçtiği iki başkan vekili ve on üyeden oluşur. Yeteri kadar yedek üye de seçilir.
Grup organları her toplantı yılının başında ve o toplantı yılı için seçilir. Seçimler gizli oyla yapılır.
Grup adına konuşmaya ve beyanatta bulunmaya grup başkanı yetkilidir. Bulunmadığı zamanlarda grup başkan vekilleri ya da ivedi durumlarda seçilen sözcüler bu yetkiyi kullanır.
Yasama girişimlerinin düzenli bir biçimde yürütülmesi ve meclis çalışmalarında uyum ve disiplin sağlanması grup yönetim kurulunun görevidir.
Grup Kurulamayan Durumlar
Madde 72- Partili milletvekillilerin sayısı grup kurmaya yetmiyorsa, bu milletvekilleri partinin genel tutumunu ilgilendiren ya da Genel Başkanca gerekli görülen konularda toplanarak ortak tutum belirler. Aralarındaki işbirliğinin ve görev bölümünün kurallarını Genel Başkana danışarak
saptarlar.
T.B.M.M Grup Disiplin Kurulu
Madde 73- Grup disiplin kurulu, grup genel kurulunca gizli oyla seçilen beş asil ve beş yedek üyeden oluşur. Seçimden sonraki on beş gün içinde yapılacak ilk toplantıda grup disiplin kurulu,başkan ve sekreter üyeyi seçer.
Grup disiplin kurulunun çalışma düzeni, yöntemleri ve yetkileri tüzüğün “Disiplin ve Denetim”bölümündeki hükümlere göre düzenlenir.
Grup Üyelerinin Görev ve Sorumlulukları
Madde 74- Partili Milletvekilleri, yasama çalışmalarında, partinin program, tüzük, büyük kongre ve Parti Meclisi kararları doğrultusunda çalışmak, grup genel kurulu ve grup yönetim kurulu kararlarını uygulamak ve desteklemekle yükümlüdürler. Geçerli özürleri olmadıkça Meclis Genel
Kuruluna, komisyon ve grup toplantılarına katılırlar. Bu toplantılara özürsüz üç kez üst üste gelmeyen üyeye grup yönetim kurulunca uyarı yapılır.
İl Genel Meclisi ve Belediye Meclisi Grupları
Madde 75- Belediye ve il genel meclisindeki partili üyeler, kendi aralarında bir grup oluştururlar.
Belediye başkanı parti üyesi ise Belediye Meclis grubunun başkanıdır. Değilse, gruplar başkanlarını kendi aralarından, gizli oyla ve grubun salt çoğunluğuyla seçerler. Salt çoğunluk sağlanamaması halinde en çok oy alan iki adayın katıldığı ikinci oylamada en fazla oyu alan aday
grup başkanı seçilir.
Belediye meclisi parti grubu kendi içinde grup başkan vekillerini ve sözcülerini seçer.
İl genel meclisi parti grubunun başkanı il başkanıdır. Bu grup kendi içinden başkan vekili ve sözcüsünü seçer.
İl, ilçe ve belde başkanları parti gruplarını “Bütçe” , ‘’Yıllık Program” ve “Faaliyet Raporu “ görüşmeleri öncesi olmak üzere bir yıl içinde en az üç defa toplantıya çağırır. Ayrıca ihtiyaç duyulduğu kadar toplantı yapılabilir. Bu toplantılar bir periyoda bağlanabileceği gibi, olağanüstü toplantılar halinde de yapılabilir. Parti örgütü ile ortak yapılan grup toplantılarına ilgili parti kademesi başkanı başkanlık eder.
Belediye başkanlarının yürütme ile ilgili yasal görevleri konusunda bağlayıcı grup kararı alınamaz.
Parti grupları il, ilçe ve belde başkan ve yönetim kurullarının görüş ve önerilerini dikkate alır.
Grup üyeleri, partinin program, tüzük ve ilkeleri ile büyük kongre, kendi kongreleri ve gruplarının kararlarına uymakla yükümlüdürler. Gruplarda alınan bağlayıcı kararlara aykırı davranış, ihraç sebebidir.
Belediye ve il genel meclisi parti gruplarının oluşturulması, çalışma yöntemleri ve bu grupların parti örgütü ile ilişkileri “Yerel Yönetimlerle İlişkiler Yönetmeliği’’nde düzenlenir.

ALTINCI KISIM MERKEZİ DANIŞMA BÜROLARI
Oluşumu
Madde 76-
MYK nın teklifi ve PM’nin onayıyla aşağıda belirtilen konularda MYK’ya bağlı olarak araştırma yapmak, bu konularda oluşacak parti politikalarına katkıda bulunmak üzere, Merkezi Danışma Büroları oluşturulur.
Bileşimi
Madde 77-
Bürolar PM tarafından, her büro bir MYK üyesinin sorumluluğunda, konusuyla ilgili parti üyesi ve ya üye olmayan sayısı PM tarafından belirlenecek uzmanlardan oluşur.
Bürolar
Madde-78
1) AB- Müzakere Sürecini İzleme, 2) İş ve Çalışma Yaşamı 3) Tarımsal Politikalar ve Tarım Üreticilerinin Sorunları 4) Siyasi İşler 5) Ekonomi ve Ekonomi Politikaları 6) Ekoloji ve Yerel Yönetimler Bürosu olmak üzere 6 bürodan oluşur. PM Kararıyla bu sayı arttırılıp eksiltilebilir.
Bürolara ilişkin ortak hükümler
Madde 79-
Merkezi Danışma Büroları MYK’ya bağlı olarak, kendi konularında bilimsel araştırmalar yapar , bu konularda parti politikalarının oluşumuna katkıda bulunacak toplantı-konferans-sempozyum vb. çeşitli akademik aktivitelerde bulunarak, sonuçlarını MYK’ya aktarır. Büroların çalışma tarzı, biri biriyle ve diğer parti organlarıyla ilişkileri ve diğer sorunlar PM tarafından çıkarılacak “Merkezi Danışma Büroları Yönetmeliği”nde düzenlenir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM PARTİ EĞİTİM OKULU
Partide Eğitim
Madde 80)- Partinin en temel hedeflerinden biri de; hak ve özgürlüklerinin derin bilinci ile hareket eden, değişim ve dönüşümü toplumsal yaşamın her alanında yaratacağı örgütlülükle sağlamayı hedefleyen aktif, birikimli, çağdaş ve demokrasiyi bir yaşam biçimi ve kültür olarak içselleştiren üyeler yaratarak toplumun değişimine katkı sunmaktır. Bu bakımdan bireyi ve toplumu değiştirmenin başlıca aracı olan eğitimi, parti içinde yoğun, yaygın ve etkin bir biçimde yürütmek en temel çalışma alanlarından biridir. Eğitim, partimizin temel bir işlevi olduğundan hiç bir şekilde yürütülen farklı faaliyetlerin gölgesinde ikincil bir çalışma olarak ele alınamaz.
Partinin eğitim programlarına katılma her üye ve yöneticinin en temel hak ve görevidir.
Eğitim faaliyetleri, bu alanda görevlendirilen bir genel başkan yardımcısının başkanlığında oluşturulan “Merkezi Eğitim Kurulunca” organize edilir.
Eğitim genel merkezde verilebileceği gibi; il, ilçe ve belde örgütleri düzeyinde ya da panel,seminer, konferans gibi etkinliklerle zenginleştirilerek de verilebilir. Aktif eğitim temel bir yöntem olarak uygulanır.
Toplu eğitimin yanında yaşamın her anında üyelerin bireysel eğitimleriyle ilgili aktiviteler içinde olmaları esastır.
Eğitimin daha planlı ve programlı bir biçimde örgütlenmesini sağlamak için Parti Meclisinin kararı ile “Parti Eğitim Okulu” açılabilir. Parti Eğitim okulu için PM ayrı bir bina tutulmasını kararlaştırabilir.
Parti içi eğitim, eğitimin organizasyonu, çıkarılacak müfredatın niteliği, parti okulu ve eğitimde görevlendirilecek kadro ve eğitmenlerin görev ve yetkileri Parti Meclisince çıkarılacak “Eğitim Yönetmeliği” nde düzenlenir.
YURTDIŞI TEMSİLCİLİKLERİ
Madde 81- Partimiz, yurt dışında yurttaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı ülkelerle diğer yerlerde Parti Meclisinin kararı ile yurt dışı temsilcilikleri açabilir.
Kurulacak temsilciliklerin, tüzükte gösterilmesi zorunluluğu nedeniyle, aşağıdaki ülke ve şehirler belirlenmiştir;
Paris(Fransa)
Berlin, Hamburg, Köln, Münih, Düseldorf (Almanya)
Stockholm, Upsala, (İsveç)
Amsterdam (Hollanda)
Bürüksel (Belçika)
Londra(İngiltere)
Atina(Yunanistan)
Helsinki (Finlandiya)
Viyana(Avusturya)
Roma(İtalya)
Madrid(İspanya)
Oslo(Norveç)
Moskova(Rusya)
Bükreş(Romanya)
Zürih(İsviçre)
Kahire(Mısır)
Pekin(Çin)
Havana (Küba)
Beyrut (Lübnan)
Bağdat, Erbil, Duhok, Musul, Kerkük (Irak)
Şam (Suriye)
Tahran (İran)
Washington, Newyork, San Fransisko (ABD)
Bu temsilciliklerin kuruluşu, işleyişi, çalışma esasları, denetimleri ve diğer parti organları ile ilişkileri “Yurt Dışı Parti Temsilcilikleri Yönetmeliğinde” belirlenir.
BEŞİNCİ BÖLÜM PARTİ ADAYLARININ BELİRLENMESİ
Adaylık Başvurusu
Madde 82- Adaylık, Parti Meclisinin görevlendireceği bir genel başkan yardımcılığına bağlı olarak illerde kurulan “Adaylık Bürosuna” başvuru ile yapılır. Başvurular Yönetmelikte belirlenecek şekilde Genel Merkeze iletilir.
Başvuruya kısa öz geçmiş, partide yapılan çalışmalar, aday olmak için başvuruda bulunan üye ise ne zamandan beri üye olduğu, parti ödentilerini ödeyip ödemediğine ve eğitim programlarına katılıp katılmadıklarına dair belgeler ile yasa ile belirlenen diğer belgeler eklenir.
Adaylar ve Sıralarının Tespiti Usulleri
Madde 83- Milletvekili genel ve ara seçimlerinde aday adaylıkları Parti Meclisince uygun bulunanlar arasından adayların sırasının tespiti;
a) Ön seçim,
b) Aday Yoklaması,
c) Merkez Yoklaması,
Usul ve esaslarından biri veya bir kaçı ile yapılabilir.
Yurdun tamamında bu usullerden yalnızca birinin ya da her seçim çevresine göre bu usullerden bir ya da bir kaçının uygulanacağına Parti Meclisi karar verir.
a) Ön Seçim: Seçim çevresindeki bütün parti üyelerinin katılarak Yargı gözetiminde yapılacak seçimlerle parti adaylarının ve sıralamalarının belirlenmesidir.
Ön seçimler, Siyasi Partiler Yasasının ilgili hükümleri, tüzük ve çıkarılacak yönetmelikte belirtilen esaslara göre yapılır.
b) Aday Yoklaması : Aday yoklaması aşağıda belirtilen partililerin katılımıyla yapılan milletvekili aday tespit yöntemidir.
Aday yoklaması seçimlerine katılacak partililer şunlardır:
Seçim çevresinde oturan ve üyelikleri devam eden; parti kurucuları, eski bakan ve milletvekilleri, eski il ve belediye başkanları, Seçim çevresinin bakan ve milletvekilleri, İl, ilçe, belde başkanları ve yönetim kurulu üyeleri ile il disiplin kurulu üyeleri, İl, İlçe İl Kadın ve gençlik meclisleri temsilcileri, Partili belediye başkanları, belediye ve il genel meclisi üyeleri,
Partili köy ve mahalle muhtarları, Genel kongre, il kongresi ve ilçe kongresi delegeleri, Köy ve mahalle komisyonları ile diğer sürekli komisyon temsilcileri ve grupların üyeleri, Sivil Toplum Örgütlerinin Partili başkan ya da temsilcileri.
c) Merkez Yoklaması: Tüm ülkede ya da belirlenecek bazı seçim çevrelerinde milletvekili adayları ve sıralarının Parti Meclisince belirlenmesidir.
Ön seçim sonuçlarının yetkili kurullarca geçersiz sayılması halinde adaylar ve sıraları merkez yoklaması yöntemiyle belirlenir.
Ön seçimlerde eşit sayıda oy almış adayların öncelik sırası, tüzüğün 4. maddesi (e) fıkrasının 2.cümlesinde belirtilen esasa göre belirlenir.
Parti Meclisi; ön seçim ya da aday yoklaması yapılmasına karar verilen seçim çevrelerinde, toplam olarak TBMM üye tam sayısının % 5’ini aşmamak üzere, ilini, seçim çevresini, aday listesindeki sırasını ön seçim ya da aday yoklaması tarihinden en az 10 gün önce Yüksek Seçim Kuruluna bildirmek koşuluyla merkez adayı gösterebilir.
Yerel Seçimlerde Parti Adaylarının Belirlenmesi
Madde 84- Yerel Seçimlerde parti adaylarının belirlenmesi bu bölümdeki kurallar ve ilgili yasalar göz önünde tutularak hazırlanacak yönetmelikte düzenlenir.
Parti Adaylarının Bildirilmesi
Madde 85- Genel Başkan, Parti Meclisince saptanan ve aday yoklaması suretiyle tespit edilen adayları ön seçimle belirlenen aday listelerine katarak seçim çevrelerine göre düzenler ve Yüksek Seçim Kuruluna süresinde verilmesini sağlar.
Eksikliklerin Tamamlanması
Madde 86- Aday listelerinin kesinleşmeden önce herhangi bir nedenle bu listelerde boşalma olursa ve listedeki sıraya göre kaydırma sonunda noksanlıklar doldurulamazsa eksiklikler Parti Meclisince tamamlanır.
Adaylık Yönetmeliği
Madde 87- Milletvekilliği seçimlerinde ve mahalli seçimlerde parti adaylığına başvurma, aday adayları ile ilgili olarak yapılacak incelemenin niteliği ve yöntemi, adaylığa başvuranlardan ve adaylardan alınacak ödentinin ölçüsünü, adayların belirlenmesinde uygulanacak yöntem ve adaylıkla ilgili diğer konular “Adaylık Yönetmeliği”nde düzenlenir.
ALTINCI BÖLÜM HÜKÜMET KURMA KATILMA VE HÜKMETTEN AYRILMA
Görev ve Yetki
Madde 88- Hükümet kurulmasına, bir hükümete katılmaya ya da partinin hükümetten ayrılmasına Parti Meclisi karar verir. Partinin TBMM grubu varsa, bu yetki kullanımına grup başkan vekilleri ve grup yönetim kurulu üyeleri de katılır.
Partinin kurduğu hükümette bakanları, Merkez Yürütme Kurulu ve TBMM grup yönetim kurlunun görüşünü alarak partili başbakan belirler. Genel Başkan başbakan değilse, başbakan ile Genel Başkan, bakanların seçimini birlikte yaparlar.
Partinin katıldığı hükümete verilecek bakanlar konusunda başbakanın muhatabı Genel Başkandır.
Hükümet Parti İlişkisi
Madde 89- Partili bakanlar; partinin programına, genel politik kararlarına ve hükümet programına uymakla yükümlüdürler.
Partinin kurduğu ya da katıldığı hükümetle parti organları arasındaki uyumu sağlamakla genel başkan görevlidir. Tüm organlar ve üyeler, hükümetin başarısı için çalışmakla, karar ve icraatlarını anlatmakla; halkın istek, eğilim ve beklentilerini hükümete aktarmakla ödevlidir.
Hükümetten çekilme veya Merkez Yürütme Kurulunun aksine bir çekincesi olmadıkça koalisyonlardan ayrılma kararına rağmen görevini bırakmayan bakanlar, partiden ayrılmış sayılırlar.
Genel başkan dahil Merkez Yürütme Kurulunda 10 kişiden fazla üye hükümette yer alamaz. Bu sayı aşıldığı taktirde genel başkanca uygun görülenler MYK da ki görevlerini bırakırlar.
Çekilenlerin yerleri yedekleri ile doldurulur. TBMM Grup başkan vekilleri de aynı zamanda bakan olamazlar.
__________________

--------------------------------------------------------------------------------

YEDİNCİ BÖLÜM DİSİPLİN Disiplin Kurullarının Görevleri
Madde 90- Parti üyelerinin, yöneticilerinin veya kurullarının işledikleri disiplin suçlarını saptama ve cezalandırma görev ve yetkisi disiplin kurullarınındır. Tüzükçe belirlenen disiplin kurullarının görevleri şöyledir:
a) Merkez Disiplin Kurulu: Genel Başkan, Parti Meclisi ile Merkez Yürütme Kurulu ve kendi
üyeleri; parti üyelikleri devam eden parti kurucuları, TBMM üyelerinin yasama çalışmaları dışında kalan eylemlerinden kaynaklanan parti suçları, il başkanları ve il disiplin kurulu üyeleri, partili il ve ilçe belediye başkanlarının işledikleri parti suçları ile il disiplin kurulu kararlarına yapılan itirazlar
Merkez Disiplin Kurulunca,
b) Grup Disiplin Kurulu: Partili milletvekillerinin grup disiplinine, grup iç yönetmeliğine, grup bağlayıcı kararlarına aykırı davranışlarından doğan parti suçları Grup Disiplin Kurulunca,
c) Müşterek Disiplin Kurulu: TBMM üyelerinin kendi haklarındaki Grup Disiplin Kurulu karaları ile Merkez Disiplin Kurulu kararlarına karşı yaptıkları itirazlar ile Partili milletvekillerinin partiden geçici veya kesin olarak çıkarılmalarını gerektiren fiiller Müşterek Disiplin Kurulunca,
d) İl Disiplin Kurulu: Diğer partili üyelerin parti suçları, İl Disiplin kurullarınca karara bağlanır.
Disiplin Kurullarına Sevk Yetkisi
Madde 91-
a) Kurulların Sevki: Merkez Disiplin Kurulunun görevine giren suçlar Merkez Yürütme Kurulunca; Grup Disiplin Kurulunun yetkisine giren fiiller Grup Yönetim Kurulunca; Müşterek Disiplin Kurulunun Yetkisine giren hususlar niteliğine göre ilgilinin itirazı, Grup Yönetim Kurulu
ya da Merkez Yürütme Kurulunca; il disiplin kurullarının görevine giren hususlarda il yönetim kurulunca sevk edilir.
Parti Meclisi, işlenen bir parti suçunun disiplin kuruluna sevkini MYK’dan; MYK da il yönetim kurulundan isteyebilir.
Disipline sevk kararı, sevke yetkili kurulun üye tam sayısının salt çoğunluğunun gizli oyu ile alınır. Yetkili kurul sevke karar vermeden önce ilgiliyi dinler, gerekli gördüğü inceleme ve araştırmaları
yapabilir.
İhbar ya da şikayet eden, yetkili kurulun üyesi ise, konuyla ilgili toplantı ve görüşmelere katılamaz,inceleme ve araştırma görevi verilemez.
b) Kendiliğinden (re’sen) Soruşturma: Disiplin kurullarının kendi görev ve yetki alanlarına giren bir parti suçunun işlendiğini, şikayet ve ihbar üzerine veya kendiliğinden öğrenmeleri durumunda,
soruşturma izni verilmesi için sevk yetkisine sahip kurullara baş vururlar.
Sevk yetkisine sahip kurullar talebi en geç 30 gün içinde, üye sayısının salt çoğunluğuyla karara bağlarlar. 30 gün içinde karar verilmemesi durumunda soruşturma talebi kabul edilmiş sayılır. İl Yönetim kurullarının sevk talebinin reddi kararlarına karşı il disiplin kurulu 10 gün içerisinde Merkez Yürütme Kuruluna; Merkez Yürütme Kurulunun sevk talebinin reddi kararlarına karşı ilgili disiplin kurulu 10 gün içinde Parti Meclisine itiraz edebilir. İlgili kurulların itiraz üzerine verdiği kararlar kesindir.
Bunun üzerine ilgili disiplin kurulu soruşturmayı genel hükümlere göre yürütür.
Disiplin kurulları, kendilerine intikal eden fiiller bir üst ya da ayrı bir yer disiplin kurulunun alanına girdiği sonucuna varırsa, Merkez Yürütme Kurulu aracılığıyla olayı yetkili ve görevli disiplin kuruluna gönderir.
Disiplin Suçları
Madde 92- Disiplin Kurullarının görev ve yetki alanlarına giren suçlar aşağıdadır:
a) Yetkili kurulların aldığı kararlara uymamak ve bu kararlara aykırı davranmak.
b) Yetkili organlarca verilen görevleri özürsüz yapmaktan kaçınmak ya da engellemek veyabu organların çağrısına haklı bir özrü olmaksızın icabet etmemek.
c) Görev verilmediği konularda kendisini görevli gibi göstermek.
d) Partinin yetkili organlarınca kendisine verilen yetkiyi ya da kendisine gösterilen güveni kötüye kullanmak.
e) Kapalı toplantılarda görüşülenleri açıklamak.
f) Partinin genel tutumuna ve doğrultusuna ters düşen kuruluşlara yetkili organların uyarısına karşı üye olmak ya da bu kuruluşların çalışmalarına katılmak ya da yardımcı olmak.
g) Kendisinin ya da başkasının kişisel çıkarları için pozisyonundan yararlanmaya çalışmak.
h) Geçerli bir özrü olmaksızın seçimlerde oy kullanmamak.
i) Aile içi dahil olmak üzere kadına yönelik her türlü şiddet kullanmak
j) Parti adaylarına karşı başka parti adaylarından yana açık veya gizli çalışmak.
k) Partiye ait belgeler ile kayıtlarda değişiklik ya da hile yapmak, gerçeklere aykırı üye yazmak, kayıt yapmak ya da kayıtları bozmak veya makul bir neden olmaksızın üye kayıt talepleri konusundaki işlemleri yapmamak, yapmaktan kaçınmak.
l) Partinin parasını, eşyasını, mallarını ya da üyelerce parti çalışmaları ya da sosyal çalışmalar için kendisine emanet edilen parayı, eşyayı, malları kötüye kullanmak.
m) Yetkili organların kararı olmadan başka partilerin listesinden ya da bağımsız aday olmak.
Türkiye Büyük Millet Meclisi bağlayıcı grup kararlarına aykırı davranmak.
n) Parti Meclisince kurma veya katılmaya karar verilmemiş hükümete, bu kuruldan izin almaksızın üyelik kabul etmek.
o) Kongre, grup ve yetkili kurulların çalışmalarını engelleme, bozma ve bozdurma amacı ile yetkili organ ve kişilere karşı, tüzüğe uygun itirazlar dışında partinin tüzüğünü bozmaya yönelik her türlü eylemde bulunmak.
p) Cinsel tacizde bulunduğu ya da rüşvet, yolsuzluk, dolandırıcılık, başkasına karşı şiddet kullanmaya eğilimli olmak gibi eylemler gerçekleştirdiği ya da bu eylemlere katıldığı anlaşılanlar.
Disiplin Cezaları
Madde 93- Disiplin Cezaları; uyarma, kınama, üyelikten ya da gruptan geçici veya kesin çıkarmadır.
Uyarma; yazılı olarak dikkat çekmedir.
Kınama; yazılı olarak kusur bildirmedir.
Üyelikten geçici çıkarma; üyenin parti ile ilişiğinin 3 aydan 12 aya kadar kesilmesidir.
Kesin Çıkarma; süresiz olarak parti ile ilişkisinin kesilmesidir.
Disiplin Kurullarınca:
Tüzüğün 84. maddesinin (a), (b), (c), (d), (e), (f), bentlerinde yazılı eylemlerde bulunan üyeler hakkında uyarma,
(g) (h), (i), (j), (k) bentlerinde yazılı eylemde bulunan üyeler hakkında geçici çıkarma;
(l) (m), (n), (o), (p), bentlerinde yazılı eylemde bulunan üyeler hakkında, kesin çıkarma cezası verilir.
Ceza verilmesine neden olan eylemin tekrarlanması halinde bir üst derece ceza uygulanır.
Kınama cezası alanlar bir yıl süreyle kurullara seçilemezler, seçilmişlerse görevden alınırlar.
Geçici çıkarma cezası alanlar bu süre içinde üyelere tanınan hakları kullanamazlar. Ancak, her türlü üyelik yükümlülükleri devam eder.
Kınama ve geçici çıkarma cezaları, üye kayıt defterine işlenir, yetkili disiplin kurulunca hemen Başkanlığa bilgi verilir.
Kesin çıkarma cezası alanların adları silinir. Başkanlıkça tüm örgüte duyurulur. Parti milletvekillerinin TBMM grup üyeliğinden kesin olarak çıkarılması, partiden çıkarılmayı gerektirir.
TBMM grubunda geçici çıkarılmasına karar verilen milletvekili bu süre içinde grup toplantılarına katılamaz. Belediye başkanı, belediye meclis üyeleri ve ile genel meclis üyelerinden oluşan gruplar içinde bu kural geçerlidir. Disiplin kurulu kararları kesinleştiği günden itibaren yürürlüğe girer.
Disiplin Kurullarının Çalışma Kuralları
Madde 94-Disiplin Kurulları ilk toplantılarında, üyeleri arasından bir başkan ile bir sekreter üyeyi gizli oyla seçer.
Özürsüz olarak yılda üç toplantıya katılmayan disiplin kurulu üyelerinin üyelikleri düşer. Üyeliğin boşalması halinde oy sıralamasına göre yedekler çağrılır.
Disiplin kurulları üye tam sayısının en az üçte iki çoğunluğu ile toplanır ve hazır bulunanların çoğunluğu ile karar verir.
Ancak, Siyasi Partiler yasasının 101/d-1 maddesinde gösterilen durumlar dışında üyelikten kesin çıkarma cezası için üye tam sayısının çoğunluğunca karar verilmesi gereklidir.
Disiplin kuruluna verilen üyenin yazılı veya sözlü savunma verme hakkı vardır. Savuma için, disiplin kurul başkanlığınca, yazılı olarak üyenin başvuru belgesindeki ya da bilinen en son adresine savunmaya çağrı yazısı gönderilir. Bu yazıda, uygulanması istenen disiplin cezası ile bu cezaya neden olan eylemler açıkça belirtilir. Savunma için süre, savunmaya çağrı belgesinin ilgiliye tebliğinden itibaren 15 gündür. Ancak seçimlerde veya herkesin gözü önünde açıkça veya yayın yoluyla işlenen disiplin suçlarında bu süre 7 gündür.
Disiplin kurulları, soruşturmaya konu olan söz, tutum ve davranışların sabit ve cezayı gerektirip gerektirmediğini belirlerken iddia, savunma ve delilleri değerlendirmede takdir hakkına sahiptir.
İncelemelerini belge üzerinde yapabilecekleri gibi, tanıkların beyanına başvurabilirler.
Disiplin kurulları kararlarını en geç 2 ay içinde verirler. Ancak soruşturma nedeniyle ilgili tedbiren görevden alınmış ise bu süre 30 gündür. Bu süre içinde sonuçlandırılamayan işler için, gerekçeleri gösterilmek suretiyle Merkez Yürütme Kurulundan ek süre istenir. Ek süre 1 aydan fazla olamaz.
Disiplin Kurulları kararlarını verinceye kadar toplantılarını kapalı yapar ve çalışmalarını gizli yürütür. Disiplin kurullarının incelediği ya da kararlaştırdığı bir olayla ilgili olarak partinin hiçbir organ, kurul ve toplantılarında görüşme açılamaz, söz alınamaz, yayın yapılamaz ve her kademedeki parti kongresinde alınan kararlar ve verilen cezalarla ilgili olarak görüşme yapılamaz.
Parti Meclisinin ilgilinin affı ile ilgili görüşmeleri bundan müstesnadır.
Merkez Disiplin Kurulunun kararları tüzükte aksine bir düzenleme bulunan hallerin dışında kesindir. Kesinleşen disiplin cezası, ilgili yönetim kurulunca aynen ve süresinde uygulanır.
Öğrenilmesinden itibaren 1 yıl içinde disiplin kuruluna verilmemiş suçlar hakkında disiplin işlemi uygulanamaz.
Yönetim kurulları ve bilgilerine, tanıklıklarına gerek duyulan üyeler, disiplin kurulunun isteklerine süresinde yanıt vermek, gereğini yapmak zorundadır.
Disiplin kurulları, ceza istemine neden olan eylem ile bağlıdır. Disiplin kurulunca verilen karar en geç 30 gün içinde ilgiliye tebliğ edilir ve ilgili parti birimlerine bildirilir.
İtirazlar
Madde 95- İl disiplin kurulunun verdiği kararlara karşı, il yönetim kurulu veya ilgili üye, kararın tebliğinden itibaren 10 günlük süre içinde Merkez Disiplin Kuruluna itiraz edebilir. Üyelere ait itiraz dilekçeleri il yönetim kuruluna verilir. İl disiplin kurulu kendi görüşünü de eklemek suretiyle dosyayı 10 günlük süre içinde Merkez Disiplin Kuruluna gönderir.
Karara il yönetim kurulu itiraz etmiş ise, itiraz yazısının bir örneğini 10 gün içinde ilgilisine tebliğ eder.
İl disiplin kurulunca verilmiş kesin çıkarma cezaları, ilgili itiraz etmemiş olsa bile incelenmek ve karar verilmek üzere il disiplin kurulunca Merkez Disiplin Kuruluna gönderilir.
Hakkında partiden veya gruptan geçici veya kesin çıkarma cezası verilen üye, bu cezaya karşı disiplin kuruluna sevk eden kurulun görev ve yetkisizliği ya da alınan kararın yasaya, parti tüzüğüne ya da ilgili yönetmeliğe aykırı olduğu savıyla yetkili Asliye Hukuk Mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde itiraz edebilir. Mahkemenin vereceği karar kesindir.
Parti kurul ve organlarının kararlarına karşı yasalara ve tüzüğe uygun itiraz hakkı sınırlamaz ve itiraz suç sayılmaz.
Disiplin Kurullarına İlişkin Ortak İlkeler
Madde 96– Disiplin kurulu üyeliğine aday olmak ve seçilmek için disiplin cezası almamış olmak gerekir.
Partinin disiplin kurulu üyeleri kongre ve TBMM üyeliği ile il genel ve belediye meclisi üyelikleri dışında partinin herhangi bir organında ya da kurulunda görev alamazlar ve partiden herhangi bir biçimde gelir sağlayamazlar.
Bir disiplin kurulunda görev alan bir kimse, başka bir disiplin kurulunda görev alamaz.
Eşlerle ikinci dereceye kadar olan kan ve sıhri hısımlar aynı disiplin kurulunda görev alamazlar.
Seçimler sırasında ve yayın yoluyla ya da açık toplantılarda işlenen parti suçlarının kovuşturulmasında inceleme süreleri yönetmelikle kısaltılabilir.
Disiplin kurulunda boşalma olduğunda yedekler sırasıyla çağırılır. Bu çağrıyı Merkez ve TBMM disiplin kurulları için Merkez Disiplin Kurulu Başkanı, il disiplin kurulları için il disiplin kurulu başkanı yapar. Yedeklerin çağırılmasından sonra bile üye sayısı üçte ikinin altına düşerse, ilgili birimin olağan kongresine kadar görev yapmak üzere yeni kurul, Merkez Yürütme Kurulunca seçilir. TBMM Grup Disiplin Kurulunda ise yeniden seçim yapılır.
Müşterek Disiplin Kurulu
Madde 97- Müşterek Disiplin Kurulu, Merkez Disiplin Kurulu ile Grup Disiplin Kurulundan oluşur. Merkez Disiplin Kurulu başkanı aynı zamanda Müşterek Disiplin Kurulunun da başkanıdır.
Merkez Disiplin Kurulu sekreteri bu kurulun sekreteridir.
Müşterek Disiplin Kurulunun kararları, Siyasi Partiler Yasasının 57. maddesi saklı kalmak üzere kesindir.
Disiplin Konusunda Tedbir Kararı
Madde 98-Disiplin kurullarınca hakkında kesin ya da geçici çıkarma cezasını gerektirecek bir eylemden dolayı inceleme yapılan üye, kurulca gerekli görülmesi halinde önlem niteliğinde olmak üzere üyelik haklarını kullanmaktan yasaklanabilir, görevden uzaklaştırılabilir.
Af
Madde 99-Kesinleşen disiplin cezalarını bağışlama yetkisi Parti Meclisinindir. Parti Meclisi bu yetkisini ilgilinin başvurusu üzerine, cezayı isteyen kurulun da yazılı
görüşünü alarak kullanır.
Yönetmelik
Madde 100- Disiplin kovuşturmasına başlanması, savunma, disiplin kurullarının görev bölümü, toplanma ve çalışma yöntemleri, “Disiplin Yönetmeliği” ile düzenlenir.
SEKİZİNCİ BÖLÜM
DEFTERLER VE YAZIM İŞLERİ
Madde 101- Her kademedeki parti organları aşağıdaki zorunlu defterleri tutar.
a) Üye kayıt defteri; her ilçe örgütünde mahalle ve köy esasına göre tutulur.
b) Karar defteri; ilgili organın kararlarını tarih ve numara sırasıyla ihtiva eder. Kararlar oylamaya katılanlar tarafından imzalanır.
c) Gelen ve giden evrak kayıt defteri; gelen ve giden evrak tarih ve numara sırasıyla bu deftere kaydedilir. Gelen evrakın asılları ile gönderilen evrakın örnekleri bu tarih ve numaralar altında dosyalarda saklanır.
d) Gelir ve gider defteri; partinin gelirlerinin nereden sağlandığı ile giderlerinin hangi işler ve
yerler için yapıldığı, belgeleri ile belgelenerek sıra ile bu deftere işlenir.
e) Demirbaş eşya defteri; örgüt birimlerindeki tüm eşyalar özellikle belirtilerek gün ve sıra sayısı esasına göre bu deftere yazılır.
Yukarıda (a) fıkrası dışındaki defterler ilgili seçim kurulu başkanlıklarına onaylatılarak kullanılır.
Partiye giriş işlemlerini gösteren üyelik beyannamelerinin birer örneği ilçe ve il yönetimlerinde, alfabetik sıra esasına göre tasnif edilmiş olarak ayrı bir dosyada saklanır.
Parti organ ve kurullarınca tutulmasında fayda görülen diğer defterler, bu defterlerin yazım esasları, çıkarılacak yönetmeliklerde gösterilir.
DOKUZUNCU BÖLÜM MALİ HÜKÜMLER
Gelir Kaynakları ve İlgili Hükümler
Madde 102- Parti gelirleri şunlardır:
a- Üyelerden alınan giriş ve aylık ödentileri: Partiye üye olan kişilerden bir defaya mahsus olmak üzere en az 10 milyon TL, en çok Siyasi Partiler Yasasında belirlenen üst sınır oranında giriş ödentisi alınır.
Üye ödentisinin bir yıllık tutarı 24 milyon TL’den az ve Siyasi Partiler Yasasında bağışlar için belirlenen üst sınır oranından fazla olamaz. Üye ödentisi üyelerin bağlı oldukları ilçe başkanlıklarına yapılır. Bu sınırlar içinde üyelik ödentisinin miktarını her yıl belirleme, azaltma ya da arttırmaya Merkez Yürütme Kurulu yetkilidir.
Partiye borçlu olduğu yıla ait aidatın tamamını veya bir kısmını ödemeyen parti üyesi hakkında, partiden geçici veya kesin çıkarmaya dair disiplin cezaları uygulanmaz. Ancak, üç ay üst üste ya da ait olduğu yıl içinde dört aylık ödentisini yapılacak yazılı tebligata rağmen 1 ay içinde ödemeyen üyeler, üyelik haklarını kullanamazlar. Bu haklarını kullanabilmeleri borçlarını ödemelerine veya MYK yahut Parti Meclisinin vereceği karara bağlıdır.
b- Parti milletvekillerinden alınacak ödentiler: TBMM parti grubu kararı ile belirlenecek olan milletvekili ödentisinin yıllık tutarı milletvekilinin aylık net maaşını geçemez.
c- Adaylık için başvuranlardan alınacak özel ödentiler: Bu ödentinin miktarı, Merkez Yürütme Kurulunca adayların sosyal ve ekonomik durumları da göz önünde tutularak belirlenir. Adaylık başvurusunda kadınlara olumlu ayırımcılık uygulanır.
d- Parti, bayrağı, flaması, rozet ve benzeri rumuzların satışından elde edilecek gelirler.
e- Parti yayınlarından sağlanacak gelirler.
f- Üye kimlik kartlarının ve parti defter, makbuz ve kağıtlarının sağlanması karşılığında alınacak paralar.
g- Partice düzenlenen kültür ve sanat etkinlikleri ile gece, yemek ve kermes gibi etkinliklerden elde edilecek gelirler.
h- Parti malvarlığının Siyasi Partiler Yasasına uygun şekilde kullanılması ve işletilmesinden elde edilen gelirler.
ı- Bağışlar: 14.08.1999 tarihinde yürürlüğe giren 4445 sayılı yasanın 7. maddesinin 2. fıkrası ile değiştirilen siyasi Partiler Yasasının 66. maddesinde belirlenen miktarı aşmayacak. Bağış alınırken kimseye aşırı yük olunamaz.
j- Partili belediye başkanları, belediye ve il genel meclisi üyelerinin ödentileri. Bunlardan alınacak aylık ödentinin sınırı (b) fıkrasındaki esasa göre belirlenir.
k- Devlet yardımı ve Siyasi Partiler Yasasının 110. maddesi uyarınca partiye intikal edecek mallar,hak ve alacaklar.
Bu gelirlerin tümü partinin hangi birimince tahsil edilmiş olursa olsun, Parti tüzel kişiliğinindir.
(d), (e) ve (f) bentlerinde gösterilen satış bedelleri, Merkez Yürütme Kurulunun kararı ile belirlenir.
Gelirler, Merkez Yürütme Kurulunca bastırılan makbuzlar karşılığında alınır. Bu makbuzlara ilişkin kayıtlar, Genel Sayman nezdinde tutulur. Parti örgütü aldığı ve kullandığı makbuzlardan dolayı Merkez Yürütme Kuruluna karşı sorumludur.
Sorumluluk ve Harcama
Madde 103- Yapılacak giderler, sözleşmeler ve girişilecek yükümlülükler; genel merkezde parti tüzel kişiliği adına, illerde il yönetim kurulu adına, ilçelerde ilçe yönetim kurulu adına yetkili kılınan kişi veya kurulca yapılır.
Yapılan harcamalar partinin amaçlarına aykırı olamaz.
Giderlere ait belgeler, özel kanunlarında gösterilen daha uzun süreye ilişkin hükümler saklı kalmak üzere, kesin hesabın Anayasa Mahkemesinin ilk inceleme kararının partiye bildirilme tarihinden itibaren beş yıl süre boyunca saklanır. Parti örgütleri bağlı bulunduğu üst kademeye, gelir ve giderleri hakkında 6 aydan çok olmamak üzere, yönetmelikte belirlenen sürede hesap vermekle yükümlüdürler.
İl ve ilçe yönetim kurullarının sözleşme yapması ve yükümlülük altına girmesi Merkez Yürütme Kurulunun iznine bağlıdır. İzin alınmadan yapılan bağış ve yükümlülüklerden parti tüzel kişiliği sorumlu tutulamaz; Genel Başkan, Parti Meclisi, Merkez Yürütme Kurulu yada bu kurulların üyelerine ve parti tüzel kişiliğine karşı kovuşturma yapılamaz, dava açılamaz.
Borç Verme Yasağı
Madde 104- Parti tarafından üyelere, gerçek ve tüzel kişilere hiçbir biçimde borç verilemez.
Bütçe ve Kesin Hesap
Madde 105- İl yönetim kurulu, bağlı ilçeleri de kapsamak üzere gelir gider tahminlerini ayrı ayrı gösteren yıllık bütçeyi hazırlar ve her yılın ekim ayı sonuna kadar Genel Saymana gönderir.
Bu bütçeler ile aynı süre içinde genel merkez bütçesi en geç aralık ayı sonuna kadar Parti Meclisince incelenir ve karara bağlanır.
İlçeleri de kapsamak üzere il yönetim kurulları ve genel merkez her yılın nisan ayının sonuna kadar, bir önceki yıla uygulama sonuçlarını gösteren kesin hesaplarını hazırlar. Bu hesaplar Parti Meclisince incelenir ve onaylanır.
Genel Başkan, karara bağlanarak birleştirilmiş bulunan kesin hesapların bir örneğini Haziran ayı sonuna kadar Anayasa Mahkemesi ve bilgi için Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir.
__________________
--------------------------------------------------------------------------------

Parti hesapları, bilanço hesabına göre düzenlenir.
İl ve İlçe Örgütlerine Genel Merkez Yardımı
Madde 106- Yasal hazine yardımının ’si il örgütlerine dağıtılır. Bu dağıtmada; illerin son genel seçiminde aldıkları oy, üye sayısı ve il nüfusu gibi ölçüler esas alınır. İl başkanlıkları, aynı ölçülerde ilçe ve belde örgütlerine de pay verir.
Kadın ve Gençlik Meclislerine Gelir Aktarımı
Madde 107- Yasal hazine yardımı dahil olmak üzere, belde, ilçe, il ya da genel merkez düzeyinde elde edilen gelirlerin ’i kadın meclislerine ve ’u gençlik meclislerine aktarılır. Aktarım,geliri elde eden temel örgüt birimince eş değer meclis birimine aktarılır.
Yönetmelik
Madde 108- Parti tüzel kişiliği adına sözleşme yapılmasına ve yükümlülük altına girilmesine, gelir-gider defterlerinin tutulmasına, parti bütçe ve kesin hesaplarının düzenlenmesine ilişkin kurallar ile bu konulardaki yönetim birimlerinin görev ve sorumlulukları “Mali İşler Yönetmeliği” ile düzenlenir.
ONUNCU BÖLÜM DEĞİŞİK HÜKÜMLER
Program Ve Tüzüğü Değiştirme
Madde 109- Partinin program ve tüzüğünde değişiklik yapma yetkisi büyük kongrenindir.
Değiştirme önerileri, Genel Başkan, Merkez Yürütme Kurulu, Parti Meclisi ya da Büyük Kongre üyelerinin en az 1/20’si tarafından yazılı olarak yapılır.
Yönetmelikler
Madde 110- Tüzük uygulamaları ile ilgili yönetmelikler, Parti Meclisi tarafından hazırlanıp karar altına alınarak yürürlüğe girer. Merkez Yürütme Kurulunun hazırladığı yönetmelikler de aynı şekilde Parti Meclisinin onayına sunulur.
TBMM grup iç yönetmeliği, grup yönetim kurulunca hazırlanır. Grup genel kurulunun onayı ile yürürlüğe girer.
Yönetmeliklerde Yürürlülük tarihleri belirlenir.
Tüzüğün ön gördüğü yönetmelikler ilk olağan kongreden sonra en geç üç ay içinde hazırlanır.
ON BİRİNCİ BÖLÜM GEÇİCİ MADDELER
Geçici Madde 1-İlk toplantısını yapıncaya kadar Büyük Kongre ile Parti Meclisinin tüm yetkilerini Kurucular Kurulu kullanır. Kurucular Kurulu,Genel Başkan, MYK ve Merkez Disiplin kurulu üyelerini seçer. Genel Başkan ile yaş kaydı aranmaksızın kuruculuk şartlarını haiz Merkez Yürütme Kurulu ile Merkez Disiplin Kurulu üyeleri de Kurucular Kurulunun tabii üyeleridir.
Geçici Madde 2- İl ve ilçe örgütleri kuruluncaya kadar Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığına müracaatla partiye üye olunabilir.
İl, İlçe ve beldelerde ilk olağan kongrelerini yapıncaya kadar görevli olmak üzere; başkan, yönetim kurulu ve disiplin kurulu üyeleri Merkez Yürütme Kurulunca atanır.
__________________

DTP: PKK siyasal bir örgütlenmedir

--------------------------------------------------------------------------------

ANKARA (DİHA) - PM sonuç bildirgesini yayınlayan DTP, sınır ötesi operasyonu görüşmek üzere, AB, Federal Kürdistan Bölgesi yönetimi nezdinde girişimlerde bulunmak amacıyla heyet oluşturmaya karar verdi. DTP, PKK'yi "Kürtlerin yok sayılmasının zorunlu sonucu ortaya çıkan siyasal bir örgüt" olarak tanımladı.


DTP'nin dün siyasal gelişmeler, yerel seçimler, partinin kapatma davası, Eşbaşkan Nurettin Demirtaş'ın tutuklanması ve sınır ötesi operasyon gündemi ile Eşbaşkan Emine Ayna başkanlığında yapılan PM toplantısının sonuç bildirgesi yayınlandı. Sonuç bildirgesinde, 22 Temmuz seçimlerinden sonra siyasi partilerin ve değişik çevrelerin, yine Genelkurmay Başkanlığı'nın basını yönlendirmesi sonucu Kürtlere karşı topyekun bir baskı ve savaş çığırtkanlığını geliştirildiği belirtildi. Sınır ötesi operasyon tezkeresinin Meclis'ten geçirilmesinin ardından milletvekilleri ile parti teşkilatlarına karşı linç kampanyası başlatıldığı belirtilen bildirgede, "Partimiz hakkında alelacele kapatma davası açılması ve en son hukuksuz ve mesnetsiz bir şekilde Eşbaşkanımız Nurettin Demirtaş'ın tutuklanması; yapılmak istenenin Kürtlere karşı bir bütün operasyon olduğu düşüncemizi güçlendirmiştir" denildi.
'AK Parti ordu ile anlaştı'

AK Parti'nin seçim öncesi sınır ötesi operasyon yerine, Kürt sorununun çözümünde kimi düzenlemeler yapacağı sinyallerini verdiği, böylece Kürt oylarını aldığına dikkat çekilen bildirgede, şu ifadeler yer aldı: "Ordu ile uzlaşarak ortak çalışma yürüten AKP hükümeti içte ve dışta tüm çalışmalarını sınır ötesi operasyonun Türkiye'nin sorunlarını çözeceği üzerine kurmuştur. Konsept Kürt halkının iradesiyle belirlediği taleplerini ve temsilcilerini tanımamaktır. Bunun yerine devletin geleneksel politikalarını devam ettirecek, inkar ve imhayı süreklileştirmekte ısrar söz konusudur. Bugün yine şiddetin dili kullanılmakta, 'bitirmek, yok etmek, kökünü kazımak' üzerine siyaset yapılmaktadır. Oysa çözümün dili barışçıl olmak zorundadır. Çözmek iradesi varsa Kürt sorunu doğru tahlil edilmeli bunun bir parçası olan PKK özgün olarak ele alınmalı ve birlikte çözümü tartışılmalıdır."
'Demokratik özerklik çözüm projesidir'

Demokratik Özerklik Projesi'nin de hatırlatıldığı bildirgede, bu projenin, Türkiye'nin demokratikleşmesinde Kürtlerin motor rolü görmesi üzerine kurulu olduğuna vurgu yapıldı. Kürt sorununun yasal düzenlemelerle çözümünün önemli olduğuna işaret edilen bildirgede, "Ancak bunun önünü açmak yerine bir linç, karalama ve illegalize etme, meşruiyetimizi tartıştırma kampanyası gerçekleştirilmiştir. Parti yöneticilerimiz, gençlik ve kadın meclisi çalışanlarımız gözaltına alınmış, yoğun tutuklamalar geliştirilmiş, haklarında onlarca dava açılmıştır. Dokunulmazlığı olan milletvekillerimiz yargılanmaya tabi tutulmaktadır. Bu Kürt sorununun çözümsüzlüğünde ısrar eden egemen devlet zihniyetinin bir ürünüdür" denildi.
'PKK siyasi bir örgütlenmedir'

Sonuç bildirgesinde, "PKK'yi terörist ilan et" dayatmalarına karşı, DTP'nin PKK'yi "Demokratik açılımlar ve siyasi çözüm arama yerine, bu ülkede barış ve diyalog başka bir bahara bırakılmıştır. Partimize 'PKK bir terör örgütü müdür, değil midir' dayatması belirttiğimiz konseptin bir uzantısı olarak geliştirilmiştir. PKK Kürtlerin yok sayılmasının zorunlu sonucu olarak ortaya çıkan ve Kürt sorununun çözümünü isteyen bir siyasal örgütlenmedir" şeklinde tanımladığı kaydedildi. KCK'nin yayınladığı 7 maddelik deklerasyona dikkat çekilen bildirgede, "Türkiye'de farklı kimlik, kültür ve inançların Anayasal güvenceye alınması alınması biçiminde bir demokratik adımla silahları bırakarak toplumsal, siyasal yaşama dahil olabileceğini deklare etmiştir. Yayınladığı 7 maddelik Çözüm Deklarasyonu bunun ifadesidir" görüşüne yer verildi.
'Saldırılara karşı savaş karşıtı cephe oluşturulacak'

Operasyonların bölge halkı ve çocukları PKK'de olanları kaygılandırdığı belirtilen bildirgede, çocukları PKK'de olan kadınlar ile bölge halkının DTP'den beklentilerinin olduğu vurgulanarak şu ifadelere yer verildi: "Biz de geniş bir savaş karşıtı cephe oluşturarak, Kürt halkı, iradesi ve partimiz üzerindeki çemberi kırmak, dostlarımızı çoğaltmak, halkımızın içinde olarak geliştirilen tüm saldırı ve yönelimlere kitlesel cevap vermek, bunun için basın ve diploması çalışmalarını daha sistemli ve düzenli gerçekleştirmek gerektiği konusunda planlamalar aldık. Yerellerde kongre zeminlerini bu sürecin hizmetine sunarak, kitlesel eylemlilik ve sahiplenme ile net bir dil, güçlü bir duruş kararlılığına ulaşılmıştır."
'Sınır ötesi operasyon için heyet oluşturulacak'

Kürt sorununda çözümsüzlüğü dayatan politikaların teşhir edilmesi için politik bir hat izlenmesinin önemine vurgu yapıldığı belirtilen bildirgede, şunlar kaydedildi: "AK Parti ve kendisini destekleyen aydınlar Türkiye halkını oyalamak istiyor. Buna dur demek ve AKP'nin gerçek yüzünü değerlendiren bir duruş gereklidir. Sınır ötesi operasyon konusunda AB, Irak Kürt Federe Hükümeti ve diğer çevrelerle diplomasiyi geliştirme kararı alındı. Bunun için gerekli heyetler oluşturuldu. Federe Kürt Bölgesi'ne ziyaret yapılacak. DTP'nin kapatılmasına ilişkin güçlü bir kamuoyu oluşturulacak. Eşbaşkan Demirtaş'ın serbest bırakılması için gerekli girişimler yürütülecek."
Toplantıda yerel seçimlerinde değerlendirildiği belirtilen bildirgede, DTP'nin Ocak ayında yapacağı Yerel Yönetimler Konferansı ile yerel seçimler için çalışmalara başlayacağı vurgulandı.
__________________

DTP gençliği baskıları kınadı

--------------------------------------------------------------------------------

Yurtsever Demokratik Gençlik Meclisi (YDGM) üyesi Mehmet Aslan, DTP’li gençlere yönelik baskıların arttığını, sık sık gözaltıların yaşandığını belirterek, “Biz illegal bir örgüt değiliz. Gözaltıları kınıyoruz” dedi. DTP'ye bağlı Yurtsever Demokratik Gençlik Meclisi bugün bir basın toplantısı düzenleyerek çalışmalarına yönelik baskıları protesto etti. Toplantıya DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, DTP Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş ve DTP Milletvekili Sevahir Bayındır da katıldı.
Gençlik Meclisi (YDGM) üyesi Mehmet Aslan, son dönemde yaşanan gözaltı ve tutuklama terörüne dikkat çekti. Örgütlenme haklarını kullandıklarını vurgulayan Aslan, “Gençlik Meclisimize yönelik kapsamlı bir tasfiye planı oluşturulmuş, her ilde ve ilçede yüzlerce arkadaşımız gözaltına alınmış bunların büyük bir kısmı da tutuklanmıştır” dedi.
Aslan, yerel seçimler öncesinde tutuklamaların düşündürücü olduğunu kaydetti. “Arkadaşlarımız serbest bırakılmazsa AKP’yi ve AKP ile birlikte hareket eden kurum ve kuruluşları sorumlu tutacağız. Biz illegal bir örgüt değiliz. Bunu buradan bir kez daha duyuruyoruz” dedi
DTP Eşbaşkanı Emine Ayna toplantıda YDGM’nin DTP’nin gençlik alanı olduğunu belirtti. “Gençlerimiz illegal bir örgütün üyesiymiş gibi gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. Bu durumu kınıyoruz. Gençlerimiz terörize edilmeye çalışılıyor, buna izin vermeyeceğiz” dedi.
__________________
KIZILDERE
BAĞIMSIZLIĞIN
SOSYALİZMİN
ENTERNASYONELİZMİN VE
SAVAŞIN
MANİFESTOSUDUR...
 ANKARA (DİHA) - DTP Van Milletvekili Özdal Üçer, kendi anadili olan Kürtçe ile konuşmasının resmi dil olan Türkçe'nin varlığına bir yönelim anlamına gelmediğini belirterek, "Keşke Meclis'te de kendi anadilimizde konuşabilsek. Bunun özlemi içerisindeyim" dedi.


Kurban Bayramı nedeniyle DTP Ağrı İl Örgütü'nde seçmenleriyle bayramlaşan DTP Van Milletvekili Özdal Üçer'in Kürtçe konuşma yapması üzerine gelişen 'Kürtçe tercüman' tartışmasıyla ilgili Meclis'te gazetecilerin sorularını yanıtladı. Üçer, bir gazetecinin "Neden Kürtçe konuştunuz?" sorusunu şu şekilde yanıtladı: "Ağrı il teşkilatında seçmen kitleme konuşma yaptım. Orada çoğunlukta yaşayanlar Kürt vatandaşlarımız. Hem kendimi iyi ifade edebilmek hem de Türkçe bilmeyen seçmenlerimin beni iyi anlayabilmesi için konuşmayı Kürtçe yaptım. Bu benim demokratik bir hakkım. Kendi anadilimde konuştum. Doğal olarak bir çeviri gerekirdi. Bunu benim değil basın görevlilerinin yapması gerekirdi. Bu yüzden Kürtçe bilen personel istihdam edilebileceğini söyledim. Benim söylediklerimi bana tercüme ettirmek yerine kendileri tercüme edebilirdi. Ben bunu söyledim."
'Keşke Meclis'te anadilimizde konuşabilsek'

Kürtçe konuşmasının resmi dil olan Türkçe'nin varlığına bir yönelim anlamına gelmediğine vurgu yapan Üçer, "Keşke Meclis'te de anadilimizde konuşabilsek. Bunun özlemi içindeyim" dedi. Üçer, kendisine "Kürtçe konuşmanız gerginlik yaratmaz mı?" sorusuna ise, "Niye gerginlik yaratsın ki? Sayın Başbakan, Sayın Cumhurbaşkanı farklılıkların, farklı dil ve kültürlerin bu ülkenin zenginliği olduğunu söylemiyor mu? Ben insanın en temel hakkı olan kendi anadilinde konuşma, kendi kültürünü yaşatma hakkından bahsediyorum" yanıtını verdi.
Üçer, farklı dil ve kültürlerin anayasal güvence altına alınmasını istediklerini belirterek, "Neden üniversitelerde Kürdoloji bölümü açılmasın?" diye de sordu.
__________________
 DTP sivil anayasa istiyor

--------------------------------------------------------------------------------

Eski DTP Genel Başkanı, Bağımsız Mardin Milletvekili Ahmet Türk, diyalog ve uzlaşıyı temel anlayış olarak aldıklarını ifade ederek, “Belimizde kılıç yok. Kılıçları kuşanmış değiliz. Diyalog oluşturmaya geliyoruz. Parlamentoda gerginlik yaratmak için değil, var olan gerginliği ortadan kaldırmak için çaba göstereceğiz” dedi.


Türk, Türkiye'yi sivilleştirme ve demokratik bir cumhuriyete dönüştürme çabası içinde olacaklarını; Parlamentoda hiçbir zaman gerginlik yaratmaya yönelik bir anlayışın içinde olmayacaklarını kaydetti. Bu konuda yapacakları çalışmaların diğer kesimler tarafından da desteklenmesi gerektiğini belirten Türk, “Çünkü tek taraflı iyi niyet, diyalog hiçbir sorunu çözmez; sonuçsuz kalır. Hükümetin, barışçıl çabalara katkı sunacak bir mantıkla yaklaşmasını istiyoruz” dedi.

SİVİL ANAYASAYA DESTEK VERECEĞİZ”

Türk, AK Parti'li Zafer Üskül'ün, “sivil Anayasa yapılması, Atatürk ilke ve inkılaplarının Anayasadan çıkarılması” önerisiyle ilgili ne düşündüklerinin sorulması üzerine, her dönemde sivil anayasayı savunduklarını; bugün de sivil Anayasa konusunda yapılacak çalışmalara destek vereceklerini söyledi. Darbelerin izlerini silmek için Parlamentonun bir sorumluluğu olduğunu ifade eden Türk, “Biz, bir sivil Anayasanın oluşturulması konusunda destek vermiş olacağız” dedi.
Türk, “Atatürk ilke ve inkılapları, Anayasadan çıkarılmalı mı?” sorusunu yanıtlarken de “Bir ideoloji, Anayasa olmaktan çıkmalıdır. Sonuçta demokratik, çağdaş bir Anayasayı hedefliyoruz. Şimdi Atatürk ilke ve inkılaplarını herkes kendisine göre yorumluyor. Biz aslında çağdaş bir mantıkla, anlayışla yorumlanmasını istiyoruz. İdeolojik tartışmalar yerine, sivil, çağımızın ihtiyaçlarına yanıt veren bir Anayasanın olması gerekir” diye konuştu.
  
DTP milletvekili: Barış için dağlara yürüyeceğiz

--------------------------------------------------------------------------------

VAN (20.01.2008)- DTP Van Milletvekili Özdal Üçer, barış için dağlara yürüyeceklerini söyleyerek, barış için gerekirse canlarını kalkan edeceklerini söyledi.

Van DTP İl Başkanlığı binasında basın açıklaması yapan Üçer, sınırda kuracakları çadırlar için programın 4 Şubat günü başlatılacağını belirtti.

Üçer, dökülen kanların, yitirilen yaşamlar ve tahrip edilen doğanın kendilerinin olduğunu ifade ederek, "Bugün Van'dan bir demokrasi eyleminin, bir barış eyleminin startını veriyoruz. Yıllardır çözümsüz bırakılan ve kendi çözümsüzlüğü içerisinde tam bir sorun yumağına dönüştürülen Kürt sorununda, demokratik adımlar atmak yerine tamamen imha ve inkar konseptine uyum sağlayarak, anti demokratik oluşumları sürdürerek bir savaş süreci başlatılmıştır" dedi.

Bir gazetecinin, 'Şırnak'ta Genelkurmay Başkanlığı'nın girilmesi yasak olan bölgelerde çadır kurulacak mı?' sorusuna cevap veren Üçer, "Bölgeler arasında biz bu konuda gerçek bir hamle yapmak adına özellikle savaşın yoğunlukla sürdürüldüğü bölgelere gideceğiz. Muhtemelen bu yasak yerlerden birine gidilecek. 4 Şubatta tüm illerden bu eyleme katılacak olanlar kitlesel bir oluşumla Diyarbakır'a, sonra da Şırnak'a doğru yola çıkılacak. Bir veya iki gece çadırda kalacağız." dedi.

DTP Eşbaşkanı ve Mardin Milletvekili Emine Ayna, "Sivil Anayasadan kastımız, sadece anayasa yapıcılarının apoletsiz olması değil, anayasanın özünün demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü, Türkiye'de yaşayan her kesimin haklarını koruyan bir anayasa olmasıdır" dedi. Rahatsızlığı nedeniyle DTP'nin haftalık Grup Toplantısına katılamayan Genel Başkan Ahmet Türk'ün yerine konuşan Emine Ayna, kadın hak ve özgürlükleri ile kadın erkek eşitliği konularına değindi. Ayna, yasalarda kadın ve erkeğin birbirine eşit olduğu ancak bu eşitliği bir türlü hayata geçirileme-diğini ifade etti. Ayna, "Kadın erkek eşitliğinin tartışılması için öncelikle anayasanın sivil ve demokratik öze kavuşması gerekir. Sivil anayasadan kastımız, sadece anayasa yapıcılarının apoletsiz olması değil, anayasanın özünün demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü, Türkiye'de yaşayan her kesimin haklarını koruyan bir Anayasa olmasıdır" diye konuştu. Anayasada ve diğer yasalarda yer alan "Herkes" kelimesiyle eşitlik vurgusunun öne çıktığını belirten Ayna, bu kelimeyle Türk, Türkçe, Müslüman, Sünni ve erkek olanların kastedildiğini söyledi. Emine Ayna, şöyle devam etti: "Devlet, kadın erkek eşitliği konusunda herhangi bir politikaya sahip değil. Eril devlet mekanizması, böyle bir politika belirleme gereği duymuyor. Çünkü devlet, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yaşamın bir parçası, kadın korunmaya muhtaç bir varlık, erkek onu korumalıdır gibi görüyor. Yeni Anayasanın ortaya çıktığı bölümlerinde bu görüş kendini hemen gösterdi.
Şu an bu eksik ve yetersiz Anayasada bile yer alan 'Kadın erkek eşitliği' çıkarılarak, yerine 'Kadınlar korunmaya muhtaçtırlar' şeklinde bir tanımlama getirilmiştir. Bu tanımlama köklü dini zihniyetin bir ürünüdür." Sosyal güvenlik düzenlemelerinde emeklilik yaşının yükseltilmek, sağlık sigortası primlerinin artırılıp, ek ücret zorunluluğu getirilmek istendiğini belirten Ayna, bu yöndeki düzenlemelerin kadınların aleyhine olacağını bildirdi. Ayna, "Ekonomik krizlerin nedeni olarak sosyal devlet gösteriliyor. Bu çok açık bir saptırmadır. Daha fazla satış denilerek reklama ayrılan fonlar, yaratılan tüketim toplumudur" diye konuştu.
KADINLAR DTP KÜRSÜSÜNDE
Ayna'nın konuşmasının ardından toplantıya katılan kadın örgütleri temsilcileri de söz alarak kadın erkek eşitliği konusunda görüşlerini dile getirdiler. Sosyalist Demokrasi Partisi Genel Başkanı Filiz Koçali, oy verdikleri bir partinin TBMM'de temsil edilmesinden dolayı mutlu olduğunu söyledi. Koçali, kadın hak ve özgürlükleri konusunda anayasa ve yasal düzenlemelerde DTP ile dayanışma içinde olacaklarını belirtti. Türkiye Kadın Girişimciler Derneği adına söz alan Serpil Sancar, mahalli ve genel seçimlerde kadın adayların saptanmasında kadın örgütlerinin etkin olması gerektiğini söyledi.
Sancar, "Demokrasi sadece oy vermek değildir, aday gösterilmesi aşaması demokrasinin ilk aşamasıdır" dedi. KESK adına söz alan Dilek Adsan ise toplumda kadın erkek eşitliğinin sağlanması için "toplumsal cinsiyetçi bakışın" değiştirilmesi gerektiğini vurguladı. Kadın hak ve özgürlüklerinin gündeme alındığı toplantıda Grup Başkanlık Divanında DTP'nin kadın milletvekilleri yer alırken, erkek milletvekilleri de grupta arka sıralarda oturdu. Grup Toplantısı daha sonra basına kapalı sürdürüldü. BİRGÜN
__________________
Uyanın, harekete geçin, savaşın! Bugünkü büyük tarihi durum sizleri cesaretsiz bulmasın. Dünün bilinmeyen milyonlarca köle kadınları, bugünün savaşçıları meydana çıkın ve ileri yürüyün!”
     DTP: Anayasa Mahkemesi bir skandalı engelledi

--------------------------------------------------------------------------------

ANKARA (27.12.2007)-Demokratik Toplum Partisi (DTP), Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesindeki “seçime katılamama, üyelik dondurma ve olası hazine yardımından yoksun bırakma” istemlerinin reddedilmesini olumlu bularak, bir skandaldan dönüldüğünü kaydetti.

DTP MYK Üyesi, Hukuk Komisyonu Başkanı Nurdoğan Aydoğan, Anayasa Mahkemesi’nin partileri hakkındaki karara ilişkin açıklama yaptı. Aydoğan, Partilerinin kapatılmasına yönelik Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame yer alan talepleri şöyle sıraladı:

-DTP’nin dava süresince yapılacak seçimlere katılmaması
-Dava tarihinde parti bünyesinde üye, yönetici, belediye başkanı ve milletvekili olarak görev alanların başka bir siyasi parti listesinden veya bağımsız olarak dava süresince seçimlere katılmaması
-Partinin üye kayıtlarının durdurulması
-Patiye ödenebilecek Hazine yardımlarının banka hesabında blokesine yönelik tedbir kararı istenmiştir.”

Anayasa Mahkemesi’nin yaptığı inceleme sonrası, Başsavcılığın bu talebini, koşulların oluşmadığı gerekçesiyle reddettiğini ifade eden Aydoğan şöyle dedi: “Bilindiği üzere siyasi partiler demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmez unsurlarındandır. Ancak ülkemiz, anti demokratik uygulamalar sonucu adeta bir kapatılmış siyasi partiler mezarlığı görünümündedir. Partimiz hakkında açılan kapatma davası da bu anti demokratik uygulamaların bir sonucudur.

Türkiye demokrasi ve demokratikleşme mücadelesinde önemli bir yeri olan partimizin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından istenen ve örgütlenme özgürlüğünün önünde büyük bir engel oluşturacak tedbir talebinin kabul edilmesi halinde Türkiye bir hukuk skandalına daha imza atmış olacaktı. Anayasa Mahkemesi aldığı bu olumlu kararla hukuk tarihine geçebilecek bir skandalı engellemiştir.

Parti olarak Anayasa Mahkemesinin aldığı bu kararın olumlu ve hukuka uygun olduğunu belirtiyor, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hukuki nedenlerden çok siyasi nedenlerle açılan bu davanın bundan sonra da hukuk ölçüleri çerçevesinde yürütüleceğine yönelik umudumuzu korumak istiyoruz.”
 
                                                      ESP
     Ezilenlerin Sosyalist Alternatifi: Atılım

Atılım, 12 yıl önce, 8 Ekim 1994 tarihinde yayın hayatına başladı. Kendisini, “Büyük bir davanın ürünü, büyük bir kavganın sözcüsü” olarak adlandırdı. Egemenlerin sayısız kapatma, tutuklama, gözaltı saldırılarına rağmen, doğru bildiği yayın çizgisinden sapmadan yürüdü. Şimdi, 12 yıl sonra, tüm bu birikimin üstünde yükselerek, yeniden MERHABA diyoruz. Bir kez daha, yine ve yeniden Atılım için okurlarımızla birlikte olmanın haklı gururunu yaşıyoruz.

Egemenler, Ezilenlerin Sosyalist Alternatifi Atılım'ı susturmak istiyorlar. Önce Genel Yayın Yönetmenimiz İbrahim Çiçek ve Yayın Koordinatörümüz Sedat Şenoğlu komplo sonucu tutuklandılar; şimdi de Ezilenlerin Sosyalist Alternatifi Atılım gazetesi, gerçekleri yazdığı için 15 gün süreyle kapatıldı. Çünkü; gazetemiz halka gerçekleri ulaştırdı, halkın haber alma hakkını savundu. Haberde objektif, yorumda devrimci yayın ilkesiyle ezilenlerin, işçi sınıfı ve emekçilerin sesi, işaret fişeği, keşif kolu oldu, onları aydınlattı.

Şimdi Atılım’ı susturmak istiyorlar. Ancak nafile. Çünkü saldırı ve baskılara karşı okurlarımızın, temsilciliklerimizin Atılım'a daha fazla sahip çıkacağından kuşku duymuyoruz. Büyük bir kavganın ürünü, büyük bir davanın sözcüsü Atılım’ı fabrika önlerinde, havzalarda, yoksul evlerinde, emekçi semtlerinde, okullarda, sokaklarda bayraklaştıracağına şüphe duymuyoruz. Evet, şimdi 'her yerde, daha fazla Atılım' zamanı! 12. yılını 8 Ekim’de kutlayacak olan gazetemizi savunmak, onu güçlendirmek için şimdi her yerde 'kitlelere hücum' zamanı.

Yoldaşlar, Atılım okurları, Atılım mangaları görev başına, siyasi hücuma… Şimdi herkes bir adım öne... Geri çekilme sözcüğüne şimdi literatürümüzde yer yok. Onlar Atılım'ı susturmak istedikçe, daha gür haykıralım. Her yerde Atılım satışı, stantları, seyyar bayilikler oluşturalım. Gazetemizin başlattığı abonelik kampanyasına omuz verelim. Ezilenlerin alternatif sesini havza havza, semt semt çoğaltalım. Atılım’sız ev, atölye, fabrika kalmamalı.

Nasıl NATO Zirvesi'ne karşı mücadelede, Büyük Buluşma gecesini örmede, 2006 Mart-Mayıs sürecinde mangalar kurarak çalıştıysak, şimdi de aynı bilinç ve kararlılıkla kitlelere hücum. Unutmayalım ki; her yeni Atılım abonesi, komplo saldısına vurulmuş bir darbe olacaktır.

Saldırı sadece Atılım’a değil. TMY'nin hedefinde, özgürlük ve sosyalizm amacı duruyor. Devrimci- demokratik, yurtsever, anti faşist güçler bulunuyor. Dolayısıyla şimdi TMY saldırılarına karşı biraraya gelme, ortak mücadele mevzisi oluşturma, tek yumruk olma tarihi sorumluluğu ile karşı karşıyadır herkes. Çağrımız; tüm devrimcilere, demokratlara, ilericilere, yurtseverlere… Bir sözümüz de, düşünce ve basın özgürlüğünü savunan gazetecilere, yazar ve aydınlara… Sizi, baskı altındaki gazetemize sahip çıkmaya, dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz. Sizi, gazetemizle dayanışmak için bir haber de Atılım için yapmaya, bir fotoğraf da Atılım için çekmeye çağırıyoruz. Gazetemiz, bundan sonraki sayılarında, haber ve fotoğraflarıyla bu dayanışmayı sergilemek isteyen dost gazetecilerin ürünlerine açık olacaktır.

Alıntıdır; Atılım
--------------------------------------------------------------------------------------

ESP'ye yönelik gözaltı ve baskılar artıyor

Geçtiğimiz haftalarda yapılan baskınlar sonucunda, aralarında Atılım Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Çiçek ile Özgür Radyo Genel Yayın Koordinatörü Füsun Erdoğan'ın da olduğu 5'i gazeteci 23 kişinin tutuklanmasının ardından, bu kez de Ezilenlerin Sosyalist Platformu'na(ESP) yakınlığıyla bilinen çeşitli gazete, sendika, radyo, dernek vb. kuruluşların farklı illerdeki bürolarına ve evlere baskınlar yapıldı.
Bu çerçevede, Atılım gazetesinin İstanbul merkez bürosu ve Türkiye'deki tüm il büroları, Atılım gazetesinin basıldığı matbaa, Güneş Ajans, Özgür Radyo, BEKSAV, Sanat ve Hayat dergisi büroları, ESP Taksim ve tüm illerdeki büroları, Mustafa Kemal Mahallesi Güzelleştirme Derneği, Emekçi Kadınlar Derneği ve tüm şubeleri, Tekstil-Sen, Limter-İş sendikası merkezi ve şubeleri, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu ve tüm illerdeki üye derneklerine özel timler eşliğinde baskınlar düzenlendi. Baskınların Marksist Leninist Komünist Partisi (MLKP) örgütüne yönelik olarak iki hafta önce başlatılan operasyonun devamı olarak, mahkeme kararıyla gerçekleştirildiği belirtiliyor.
Bu baskınlara karşı protesto ve dayanışma gösterileri yapılıyor. 28 Eylül günü Taksim ve Kadıköy'de yapılan Atılım gazetesi satışına Türkiye Komünist Partisi üyeleri de katılarak destek verdi.
Ezilenlerin Sosyalist Alternatifi: ATILIM




8 Ekim 1994 yılında yayın hayatına başlayan ve haftalık olarak çıkan Atılım Gazetesi, sosyalist çizgide yayın yapmaktadır. Çıktığından bu yana egemenlerin sayısız kapatma, tutuklama ve gözaltı saldırılarına uğradı. Büroları polis tarafından sürekli basıldı, talan edildi. Ancak saldırılar onu yıldıramadı, susturamadı. “Haberde objektif, yorumda devrimci” olma yayın ilkesi ile işçi sınıfı ve emekçileri, ezilenleri aydınlatma mücadelesine devam etti.

Atılım’ı susturamayan devlet ona sayısız defalar komplolar kurdu. Çalışanları, yazarları düzmece senaryolarla, illegal örgütlerle ilişkilendirilerek cezaevlerine atıldı. Ancak her seferinde yürütülen mücadele ile bu komplolar boşa çıkarıldı.

Devlet, bu sefer Atılım’a karşı daha geniş bir saldırıya girişti. Önce gazetenin Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Çiçek ve Yayın Koordinatörü Sedat Şenoğlu tutuklandı. Bu saldırıyı ve komployu haber yapınca 15 günlük kapatma cezası aldı. Ardından Türkiye ve Kuzey Kürdistan’daki bütün büroları ve bir çok kentte çalışanlarının evleri basıldı. Bürolarındaki bilgisayarlarına, arşivlerine el konuldu. Gözaltına alınan 7 çalışanından İstanbul’da Özge Kelekçi, Amed temsilcisi Serdal Işık ve Antep temsilcisi Mehmet Güzel tutuklandı.

Atılım, uğradığı bu saldırı ve komployu bir kez daha boşa çıkarmak için aydın, gazeteci ve yazarlara dayanışma çağrısında bulundu. Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Çiçek ve Genel Yayın Koordinatörü Sedat Şenoğlu’da cezaevinden mektup göndererek tüm muhalif basının karşı karşıya olduğu tehlikeye dikkat çekti. Bu çağrı hemen yankı buldu. Diğer gazete, aydın ve yazarlardan gelen büyük dayanışma dalgasıyla yayınını devam ettiriyor. Gazeteyi sahiplenen devrimci, ilerici çevreler Atılım’ı halka ulaştırmak için sokaklarda, meydanlarda birlikte Atılım satmakta. Birçok yazar, aydın ve gazeteci ya Atılım’da çalışarak veya yazı, haber, fotoğraf göndererek gazeteye destek sunmakta.

Atılım, bu dayanışma
nın uluslararası alanda da büyütülmesini ve basın özgürlüğünden yana olan tüm ilerici, demokratik ve devrimci kurumların, gazetecilerin, aydınların, yazarların Atılım’la dayanışmada bulunmasını, Türk devletinin tüm muhalif basını susturmaya yönelik bu saldırısını protesto etmeye çalışmaktadır.

                                    ÖDP
 Ufuk Uras'ın TBMM'ine verdiği İstanbul Başıbüyük mahallesi hakkındaki soru önergesi

--------------------------------------------------------------------------------

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA,

Aşağıdaki sorumun Başbakan Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN tarafından yazılı olarak cevaplandırılması hususunu saygılarımla arz ederim. 04.04.2008


Ufuk URAS
ÖDP Genel Başkanı
İstanbul Milletvekili

İstanbul’un eski mahallelerinden olan Başıbüyük’te, mülkiyeti Belediye’ye ait alanlar üzerinde konut yapmak üzere güvenlik güçlerinin yoğun tedbirleri eşliğinde TOKİ’nin inşaat şantiyesi kurması, mahalle sakinlerinde bir tepkiye neden olmuş durumdadır. Yaptığım incelemede, bölgede yaşayan yurttaşları mağdur edecek bir tasarrufa gidildiğini tespit ettim. Tepki gösteren mahalle halkı üzerine emniyet güçlerinin sevk edilerek orantısız bir güç kullanımı ve olağanüstü hal görüntüsü neticesinde onlarca yurttaşın fiziki ve sözlü saldırıya uğradığını, yaralandığını gözlemledim. Mahalle sakinlerinin çaresizliği her geçen gün artmaktadır. Herhangi bir kentsel projenin bu derece büyük bir toplumsal infial ortamında ve güvenlik güçlerinin yardımıyla hayata geçirilmesi şeklinde bir uygulama kabul edilebilir değildir. Bu nedenle;

1. Başıbüyük’te 38 gündür sürdürülmekte olan çevik kuvvet ablukası kararını kim vermiştir? Bu abluka uygulamasına neden ihtiyaç duyulmuştur? Panzerler ve polis çekim kameraları ile halkın taciz edilmesine neden izin verilmektedir? Bu ablukanın daha kaç gün sürdürülmesi düşünülmektedir?
2. Yurttaşların meşru toplantı ve gösterilerine karşı emniyet kuvvetlerinin uyguladıkları orantısız şiddetin sorumlularının ortaya çıkarılması ve gereken işlemlerin yapılması için herhangi bir girişiminiz oldu mu? Olmadıysa bu konuda herhangi bir adım atmayı düşünüyor musunuz?
3. Şehir planlaması ve kentsel projelerin asli amacı, kentte yaşayan insanların yaşam kalitesini arttırmak ve kentlerin sürdürülebilir gelişmesini temin etmektir. Başıbüyük Mahallesi’nde yapılacak uygulamaların, belediyeler ve diğer ilgili kuruluşlar arasında sağlanan mutabakat kadar, mahalle sakinlerinin katılımını da aynı önem derecesinde içermesi gerekmez mi? Neden mahalle sakinleri ve temsilcileri dinlenmemekte, itirazları değerlendirilmemektedir?
4. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 16.04.2005 tarihinde onaylanan Maltepe E-5 Kuzeyi Nazım İmar Planı, hukuken uyulması zorunlu üst ölçekli plan olarak, Başıbüyük Mahallesi’ni eski köy içi ve diğer sorunlu kısımlarla beraber bir bütün içinde “kentsel yenileme alanı” olarak belirlemiş; Plan Notları ile de, mahalle sakinlerinin, üniversitelerin ve meslek odalarının plan ve proje kararlarının oluşturulmasına katılımlarını öngörmüştür. Buna neden uyulmamaktadır? Mahalle halkının karar sürecine katılımı neden hiçbir aşamada devreye sokulmamıştır?
5. Mahalle’deki gerginliğin düşürülmesi için TOKİ’nin alanda sürdürdüğü faaliyetlerinin durdurulması düşünülmekte midir? Mahalle sakinlerinin plan-proje çalışmalarına sağlıklı bir ortamda katılımını mümkün hale getirecek öneriler var mıdır?
__________________

Ufuk Uras'ın SSGSS Yasasının maddeleri üzerine değişiklik önergesi ve TBMM konuşması

--------------------------------------------------------------------------------

Ufuk Uras'ın SSGSS Yasasının 3. maddesi üzerine değişiklik önergesi ve TBMM konuşması


Türkiye Büyük Millet Meclisi Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının Genel Kurul Görüşmelerinde Verdiğim, 3. Madde Üzerinde Değişiklik Önergesi ve Önerge Üzerinde Yaptığım Konuşma
84. Birleşim 01/Nisan/2008 Salı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına,

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 3. maddesi ile 5510 sayılı yasanın 5. maddesinin (g) fıkrasının değiştirilmesine ilişkin hükmün aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

Ufuk Uras

İstanbul

"Ülkemiz ile sosyal güvenlik sözleşmesi olmayan ülkelerde iş üstlenen işverenlerce yurt dışındaki işyerlerinde çalıştırılmak üzere götürülen Türk işçileri 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılır ve bunlar hakkında kısa ve uzun vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası hükümleri uygulanır."

MEHMET UFUK URAS (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli vekiller; Türkiye zor bir dönemden geçiyor. Prensip olarak siyasi partilerin kapatılmasına karşıyız. Türkiye'de siyaset sorunları siyasetle çözülmeli. Adalet ve Kalkınma Partisiyle ilgili kapatma davası açılınca zannettim ki hiçbir şey olmamış gibi kaldığımız yerden yola devam etmek yerine, mesela geniş bir demokratik mutabakatla her şey yeniden ele alınabilir. Çünkü gördük ki bugün şu anda Kızılay'da coplanan işçiler sendikalar, meslek örgütlerinin iradesine rağmen, sadece kendimiz için bir şey isteyerek Türkiye'de kalıcı barış, kalıcı yasaları çıkaramıyoruz. Hakeza "nevroz"da bir kere daha gördük ki bölgede yurttaşlarımıza ilişkin vahşi ve saldırgan tutumun siyasi sorumluluğunu üstlenerek, bir gün, gün geldiğinde kendi başımıza kalmak istemiyorsak, ahlaklı olmanın, erdemli olmanın, başkasının yanağına indirilen yumruğun kendi yanağımıza indirilmek demek olduğunu gördüğümüzde sorunlar çözülecek. Ama görünen o ki, hiçbir şey olmamış gibi, kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Zaman zaman, Sayın Bakan, bu yasa tasarısıyla ilgili bazı görüşlerin ideolojik olduğunu ileri sürdü. Biliyorsunuz "izm"lerin en kötüsü aslında egoizmdir, yani içimizdeki şeytandır. İçimizdeki şeytanı taşlamanın tam da yanı, hazır burada basın mensubu arkadaşlarımız da bulunmuşken, hazır Kızılay'da sendikalar, meslek örgütleri "Bir kere daha düşünün." diye bize yönelirken, hazır hâlâ kolu kırık çocuklarımız gözetim altında ve üzerine gidilmiyorken, şapkayı başımızın önüne koymaktır.

Şimdi çok açık bir şekilde görülüyor ki bütçeden aktarılan kaynakların abartılması, açık ve kara delik olarak nitelendirilmesi gerçeklerin üzerini örtmekten başka bir şeye yaramamaktadır. Çok açık bir şekilde devlet katkısı olmaksızın insanca bir yaşam, sosyal güvenliğin teminat altına alınması mümkün değildir.

Ülkemizin sosyal güvenlik sistemi tamamen prim sistemine dayalı olup devletin katkısı öngörülmemişti. Oysa sosyal güvenliğin finansmanında devletin katkısı sosyal devletin olmazsa olmaz gereğidir. Örneğin, değişik sosyal güvenlik sistemlerine sahip Avrupa Birliği ülkelerinde sosyal güvenlik harcamalarının yüzde 37'si devlet tarafından finanse edilmektedir. Ülkemizde ise sosyal güvenlik sisteminde mali sorunların ortaya çıktığı 1990'ların ortalarına kadar devletin sosyal güvenliğe katkısı gündeme gelmedi. Tam tersine, sosyal güvenlik kurumları, ucuz borçlanma kaynağı olarak, devlete katkı yaptı. Özellikle SSK fonları düşük faizli hazine kâğıtlarına plase edilerek devlet tarafından yağmalandı. Kaynakların yağmalanması, siyasi müdahaleler, iş gücüne katılım ve istihdam oranının düşüklüğü, kayıt dışı istihdamın büyümesi ve devlet desteğinin olmaması gibi nedenlerle sosyal güvenlik sisteminin mali yapısında 90'lı yılların başında sorunlar ortaya çıkmaya başladı ve 90'lı yılların ortalarından itibaren bütçeden sosyal güvenlik kurumlarına kaynak aktarılmaya başlandı.

Şimdi, bu katkıların millî gelire oranı: 2006 yılı itibarıyla 3,3 olup, on üç yıllık cari ortalaması ise yüzde 2,5'tir. Bilindiği gibi, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti tarafından Nisan 2005'te IMF'ye sunulan "Niyet Mektubu"nda bu oranın yüzde 1'e düşürülmesi taahhüt edilmiştir.

Şimdi, emekli aylıklarının güncellenmesinde büyümeyi dikkate almaya yanaşmayan Başbakan, ESK konuşmasında, cari tutarı 84 milyar YTL olan on üç yıllık transferlerin hazine borçlanma faiziyle güncellendiğini iddia ederek, 851 milyar YTL'ye yükseltti ve bunun, kamu borç stokunun 3,5 katı olduğunu söyledi. Oysa aynı dönemde yapılan faiz ödemelerinden hiç söz etmedi Sayın Başbakan. Aynı dönemde, cari fiyatlarla 341 milyar YTL faiz ödendi. Başbakanın güncelleme kat sayısıyla faiz ödemeleri 3 trilyon YTL'ye yaklaşıyor. Sosyal güvenliğe ayrılan kaynakların on üç yıllık cari ortalaması yüzde 2,5 iken, faiz ödemelerinin aynı dönemde ortalama yüzde 12,6'ya ulaştığını görüyoruz. Üstelik, sosyal güvenliğe aktarılan kaynaklarla faiz ödemelerini ilişkilendirmenin de mümkün olmadığını biliyoruz. İddia edildiğinin aksine, borçlara ve faizlere, sosyal güvenliğe aktarılan kaynaklar artırılmış olamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Uras, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

MEHMET UFUK URAS (Devamla) - Tabii tamamlıyorum.

Bütçeden sosyal güvenliğe yüzde 0,6 kaynağın aktarıldığı 94 yılında faiz ödemelerinin oranı yüzde 7 ile neredeyse bugünkü düzeyindedir. Türkiye, sosyal güvenlik harcamaları yüzünden borçlanmamış, tersine, ağır borç ve faiz yükü yüzünden "sosyal devlet"in gerekleri yerine getirilmemiştir. Asıl ideolojik olan, asıl geniş kesimlerin aleyhine olan yaklaşım budur.

Bugün devlet iş verene destek verdiğinde biz buna "teşvik" diyoruz, çiftçiye destek verdiğinde "sübvansiyon" diyoruz, aynı vakaya değişik ve farklı kelimeler kullanıyoruz. O yüzden, bugün yapılması gereken, Kızılay'daki sesle "Nevroz"da duyduğumuz çığlığı yan yana getirmek, kimlik talepleriyle, ezilenlerin taleplerine duyarlı olduğunu bu Meclisin kanıtlamasını sağlamaktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Uras
__________________

İNADINA AŞK


İNADINA DEVRİM VE SOSYALİZM
       

                                                         
TKP

Neden TKP?

--------------------------------------------------------------------------------



Temel Belgeler


Sunuş
Bu ülkede yağmacıların, yalancıların, yobazların ve faşistlerin partileri var. Bu ülkede, seçim dönemlerinde emekçiden yana görünen, ama sonra emekçi düşmanlığı yapan sürüyle parti var. Ve komünistlerin "yasaklı" olduğu uzunca bir dönem boyunca, bu partiler durumu "idare etmeyi" başardılar...
Ama artık bir dönem kapanıyor. Artık, insanca ve onurlu bir yaşam isteyen işçiler, emekçiler, öğrenciler, aydınlar ve her gelenekten komünist, bu ülkenin komünist partisinin saflarında birleşiyor. Türkiye'nin milyonlara seslenen komünist partisi, umutsuzluk ve çaresizlik dönemini kapatıyor.
Artık bu ülkede, "ben ne yapabilirim ki?" ya da "biz ne yapabiliriz ki?" soruları geçersizleşmiştir. Biz, bu ülkeyi değiştireceğiz! Biz, bu dünyayı değiştireceğiz!
İnsanca ve onurlu bir yaşam istediğini söyleyenler, bu söylediklerinin gereğini yarın değil, öbür gün hiç değil, bugün yerine getirmek zorunda!
Çünkü, vakit kaybetmeye tahammülümüz yok. Çünkü, biz geciktikçe, bu memleketi daha bir yaşanmaz hale sokuyor ve onurumuzu ayaklar altına alıyorlar.
Geçmişinden utanmak istemeyenlerin yeri, Türkiye'nin komünist partisidir.
TKP Ne İstiyor?
Türkiye Komünist Partisi'nin ne istediğini iki sözcükle özetlemek gerekirse, bunlar eşitlik ve özgürlük olacaktır. Önce bu ülkedeki herkesin, sonra da dünya üzerindeki bütün insanların eşitlik içinde ve özgürce yaşamasını istiyoruz.
Beş parmağın beşinin bir olmadığını biliyoruz. Ama aynı değiller diye, beş parmağımızdan birini özenle korurken diğerlerini kaynar suya daldırmak aklımızdan geçmiyor!
Herkesin eşitlik içinde ve özgürce yaşadığı düzenin adı da sosyalizmdir.
Neden Kamulaştırma Yanlısıyız?
Bugün, dünya üzerinde, tüm insanların sağlıklı bir şekilde beslenmesine yetecek kadar yiyecek maddesi üretiliyor. Yani aslında, ortada bir besin kıtlığı yok. Ama küçük bir azınlık patlayacak kadar tıkınırken, her yıl milyonlarca ton buğday, mısır, domates, süt, et vb. tarlalarda ya da depolarda çürüyor. Yoksulluk ve sefalete itilmiş milyarlarca insanın elinde bunları almaya yetecek kadar para olmadığı için!
İnsanların büyük çoğunluğu "geçim sıkıntısı" çekiyor. Neden? Tembel ya da akılsız oldukları için mi? Elbette hayır! Ama çalışmak ve üretmek için gerekli araçlardan yoksunlar. Fabrikalar, makinalar, hammaddeler ve teknoloji, sermaye sahiplerinin elinde. Ve sermaye sahipleri yüzyıllardır yan gelip yatıyor! Onlar, hiç çalışmadan servetlerine servet katıyor. Buna karşın, ömür boyu onların fabrikalarında, bankalarında, marketlerinde çalışanlar, ay sonunu nasıl getireceklerinin hesabını yapmaya devam ediyor. İşten attıkları ya da hiç iş vermedikleri insanlarsa, yoksulluk içinde kıvranıyor. Bize bunun bir "kader" olduğunu söylüyorlar. Yani, düpedüz ve açıkça, yalan söylüyorlar. Kendi ülkemize bakalım.
Türkiye'nin kaynaklarının yetersiz olduğunu iddia ediyorlar.
Oysa bu ülkenin kaynakları, yalnızca Koçlar'ı, Sabancılar'ı, Karamehmetler'i ya da Uzanlar'ı dünyanın en zenginleri arasına sokmaya değil, aynı zamanda emperyalistlere her yıl milyarlarca dolar aktarmaya yetiyor! Kriz bahanesiyle yüzbinlerce emekçiyi sokağa attıktan ve milyonlarca emekçiyi yoksullaştırdıkları dönemlerde bile, bu ülkenin zenginleri daha da zenginleşiyor. Üstelik, ülkemizin kaynaklarının çok verimsiz bir şekilde değerlendirilmesine, çoğunun doğru dürüst işletilmemesine rağmen! Tek bir örnek verelim: Türkiye, bütün enerji ihtiyacını karşılayabilecek linyit ve taşkömürü rezervlerine sahip olmasına rağmen, enerji ithalatına her yıl milyarlarca dolar para ödüyor.
Bu ülkenin kaynakları, bu ülkedeki herkesin insanca bir yasam sürmesine yeter de artar. Yeter ki, küçük bir azınlığın elinden alınsınlar ve toplumsal çıkarlar doğrultusunda kullanılabilsinler. Yeter ki, patronların elindeki madenler, fabrikalar ve bankalar kamulaştırılsın. Biz, bu ülkenin kaynaklarını kullanarak ve merkezi planlama yoluyla, bir sanayileşme ve kalkınma hamlesi gerçekleştireceğiz. İşte o zaman, insanlar arasındaki sınıf ayrımlarını ortadan kaldırmak mümkün olacak. İşte o zaman, insanlar arasındaki doğal farklılıklar, eşitsizliklere yol açmak yerine, hep birlikte daha hızlı bir şekilde ilerlememize hizmet edecek. Parmaklanınız da, teker teker yapabildiklerinden çok daha fazlasını birlikte yapmıyor mu?
Ve bu ülkenin insanları, her tür sömürüden ve baskıdan ancak o zaman özgürleşebilecek. İşte bu, sosyalizmdir!
ABD'ye ve AB'ye Neden Karşıyız?
Bu ülkenin ABD'ye ve AB'ye muhtaç olduğunu iddia ediyorlar. ABD'yle ve AB'yle iyi geçin-mezsek, başımıza bin türlü bela geleceğini iddia ediyorlar.
Tam tersi doğru! Bu ülke ABD'ye ve AB'ye bağımlı kaldıkça, başımızdan bela eksik olmuyor.
Emperyalist ülkelerin Türkiye'ye bakışı sop derece net: Bizi ucuz emek gücü ve ucuz asker kaynağı olarak görüyorlar. Yok pahasına satılan kamu işletmelerimizle ilgileniyorlar. Kendi aralarında ortaklık kurarak, Türkiye'yi bir açık pazar haline getiriyorlar. "Yardım" adı altında verdikleri borçlardan çok daha fazlasını faiz olarak geri alıyorlar. Eğer başkalarına muhtaç olan birileri varsa, bunlar, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu çok sayıda ülkeyi sömüren emperyalist ülkelerdir. Emperyalist ülkeler, bugünkü zenginliklerini, biraz da bize borçlular. Pekiyi, bunun karşılığında bize ne sağlıyorlar? Birincisi, gençlerimize savaş meydanlarında ölme ve öldürme olanağı sağlıyorlar! Bu ülkenin gençleri, Kore'de, amacını bile bilmedikleri bir savaşta, ABD askerlerine kalkan yapılmıştı. Bu ülkenin gençleri, bugün Afganistan'da hedef tahtasına konmuş durumda. ABD, Irak'a savaş açma planları yaparken, bu ülkenin gençlerini cepheye sürebileceğinden emin.
İkincisi, İsrail devletiyle birlikte emperyalistlere maşa olduğumuz için, tüm bölge halklarının düşmanlığını kazanıyoruz.
Üçüncüsü, emperyalist yağma arttıkça sanayisizleşiyoruz. Tarımımız çökertiliyor. Bu sayede de işsiz ve yoksul insanlarımızın sayısı artıyor. Dördüncüsü, onurumuz ayaklar altına alınıyor. Başımıza Derwish gibi sömürge valileri atanıyor. Ekonomimiz hakkındaki bütün kararların altında IMF'nin mührü bulunuyor. Bu ülkenin yöneticileri, üçüncü sınıf bir üyelik için, Avrupalı emperyalistlere yalakalık ediyor.
Beşincisi, emperyalist silah tekellerine her yıl milyarlarca dolar aktardığımız yetmiyormuş gibi, ülkemiz ABD'nin nükleer silah deposu olarak kullanılıyor.
"İnsanca ve onurlu yaşamak için ve bu düzeni sevmediğim için TKP'li oldum."
Tüm bunlar neden yapılıyor? Birincisi, bu ülkenin sermaye sahipleri, emperyalist yağmadan pay aldığı, emperyalist şirketlerin komisyonculuğunu yaparak para kazandığı için.
İkincisi, sermaye sahipleri, emekçilere karşı, yani bize karşı, emperyalistlerin desteğini almak istediği için.
Hiç unutmamamız gereken şey şu: Türkiye, emperyalist ülkelerden "yardım" alan değil, bu ülkelere kaynak aktaran bir ülke. Kriz yılı olan ve halkın büyük çoğunluğunun yoksullaştığı 2001 yılında bile, emperyalistlerden aldığımız borçlardan 10 milyar dolar fazlasını onlara geri ödedik! Emperyalist ülkelerden her yıl 20-30 milyar dolarlık gereksiz ithalat yapıyoruz. Dolayısıyla, her tür bağımlılık ilişkisine son verdiğimizde, bundan yalnızca emperyalistler zararlı çıkacak. Bize ambargo uygulamalarının hiçbir önemi olmayacak. Çünkü bu ülke, kendi kaynaklarıyla kolaylıkla kalkınabilecek bir ülke. Yeter ki, kaynaklarımızı yağmalatmayalım!
Biz iktidara geldiğimizde, bu ülkeyi emperyalizme bağımlı kılan bütün anlaşmaları yırtıp atacağız. NATO'dan, IMF'den ve Dünya Bankası'ndan çıkacağız. İsrail devleti ile imzalanmış olan bütün "stratejik ortaklık" anlaşmalarını feshedeceğiz. Emekçi halkımıza zerre kadar faydası dokunmamış, ama onları yoksullaştırmış olan dış borçları ödemeyeceğimizi ilan edeceğiz. İşte bu, sosyalizmdir!
Gericiliğe Neden Karşıyız?
Emperyalistler ve onların işbirlikçiliğini yapan sermaye sahipleri, yüzyıllardır, insanlara bu dünyadaki eşitsizliklerin bir "kader" olduğunu kabul ettirmek için, yobazları kullanıyor. Bugün ABD'nin düşman ilan ettiği Taliban gericiliği, bizzat ABD tarafından yaratılmış ve iktidara getirilmişti! Gerici hareketlerin Ortadoğu'da ve Asya'da güç kazanması, ABD'nin Sovyetler Birliği'ne karşı "yeşil kuşak" oluşturma politikalarının ürünüydü!
Bu ülkede işçiler ve emekçiler ne zaman haksızlıklara karşı harekete geçse, karşılarına yobazlar çıkarılıyor. Emekten yana, eşitlikten yana, özgürlükten yana olan aydınlar, yobazlar tarafından katlediliyor. Tıpkı Sivas'ta olduğu gibi.
Gericiler, "din adına" konuştuklarını iddia ediyor.
Oysa onların gerçek dini, paradan başka bir şey değil.
Erbakan, bu ülkenin en zengin insanları arasında yer alıyor. Çok çalıştığı ve kazandıklarını biriktirdiği için mi? Tayyip, bu ülkenin en zengin insanları arasında yer alıyor. Belediye başkanı olduğu dönemde aldığı maaş sayesinde mi? Yoksa, her geçen gün yenileri açığa çıkan yolsuzlukları sayesinde mi? Fethullahçılar'ın yalnızca Türkiye'de değil, dünyanın dört bir köşesinde yatırımları var. Bu zenginlik alın teri ve göz nuruyla mı yaratıldı, yoksa halkımızın dinsel inançlarını sömürerek mi?
Patronların önemli bir bölümü dindar geçiniyor. Sanki bir lütufta bulunuyormuş gibi, yalnızca "dinine bağlı" insanları işe alıyorlar. Gerçek dertleri ise bambaşka: İşçilerini tam da bu sayede en düşük ücretlerle, en kötü koşullarda ve her tür sosyal güvenceden yoksun bir şekilde çalıştırıyorlar! Gericiler, "Batı"ya karşı olduklarını iddia ediyor. Gericiler, İsrail'e düşman olduklarını iddia ediyor.
Ve sonra hepsi ABD'li ve Avrupalı emperyalistlere kendilerini beğendirmek için kuyruğa giriyor!
Türkiye'nin ilerici ve yurtsever insanları, '60'lı yıllarda, ABD'nin 6 Filosu'nu kovma mücadelesi veriyordu. Karşılarına kimler çıkarılmıştı? Türkiye'nin dört bir köşesinden yobazlar! "Allah adına" mücadele ettiklerine inandırılan insanlar, Taksim Meydanı'nı kana bulamış ve bu olay tarihe "Kanlı Pazar" olarak geçmişti. Türkiye, tüm Ortadoğu halklarına karşı, İsrail ile askeri bir ittifak kurmuş durumda. Bu ittifak ne zaman kuruldu? Tam da Erbakan'ın iktidarda olduğu dönemde!
Gericiler, "halkçı" geçiniyor. Onların "halk-çı"lığı, emperyalistlerle ve sermaye sahipleriyle elbirliği ederek açlığa mahkum ettikleri insanları, yılın bir ayı boyunca yemek kuyruklarında süründürmektir.
Bizim işimiz "öbür dünya"yla değil. Biz, bu dünyaya adaleti getirme mücadelesi veriyoruz! Ama "öbür dünya"yı temsil ettiğini iddia ederek halkımızın dinsel inançlarını sömürenlere, yoksulluğun bir "kader" olduğunu kabul ettirmeye çalışanlara, çocuklarımızın ve gençlerimizin beyinlerini örümcek ağlarıyla kuşatanlara, haksızlıklara karşı mücadele eden insanların karşısına dikilenlere ve eşitlik isteyen aydınlarımızı katledenlere elbette karşıyız!
Dahası, gericilikle mücadele, bizim işimiz. Gericiliği besleyen ve büyüten sermaye düzeninin, bazen de gericilere karşı görünmesi kimseyi yanıltmamalı. Sermaye iktidarlarını rahatsız eden, gericilik, değil, bazı gericilerin çok fazla güç kazanması. Öne çıkan gericileri gerilettikten sonra, gericiliği korumaya ve kollamaya devam ediyorlar. Onun için de tarikatlar dağıtılmıyor, başta Fethullahçılar olmak üzere 'cemaat'ler işlerini eskisi gibi yürütüyor, zorunlu din dersleri sürüyor ve okullarımızda çocuklarımıza gerici düşünceler aşılanıyor.
İşte bu nedenle, bu ülkenin aydınlık geleceğinden yana olanların yeri, Türkiye'nin komünist partisidir.
Kürt Sorunu Konusunda Ne Düşünüyoruz?
Kürt sorunu, her şeyden önce, yoksul Kürt emekçilerinin daha ağır bir sömürüye maruz kalmasından kaynaklanan bir sorundur.
Cumhuriyet tarihi boyunca, sermaye sahiplerinin temel derdi, Kürt emekçilerini boğaz tokluğuna çalıştırabilmek ve onları istedikleri zaman işe alıp istedikleri zaman atabilmek olmuştur.
Bu amaca ulaşmak için iki temel politika izlediler:
Birincisi, Kürt aşiret reisleriyle işbirliği yaparak, geri toplumsal ilişkileri ayakta tutmaya çalıştılar. Aşiret reisleri meclise bile girebilirken, Kürt emekçilerine daha fazla yoksulluk ve daha fazla sefalet düştü.
İkincisi, Kürt emekçilerini baskı altında tutabilmek için, bir yandan dillerine ve kültürlerine yasak getirirken, diğer yandan da ırkçılığı körüklediler.
'80'li yıllarda ortaya çıkan Kürt hareketinin ardında da, yoksul Kürt emekçilerinin birikmiş tepkileri vardı. Ve sermaye düzeni, bir kez daha, sorunu çözmek yerine, baskı ve şiddet yolunu tercih etti.
Bugün de, Türkler, Kürtler ve diğer etnik kökenlerden insanlarımızın kardeşçe yaşamasının önündeki en büyük engel, tarihi boyunca emekçileri bölmeye çalışmış olan sermaye düzenidir. Bu ülkedeki en ciddi "bölücü" güç, sermaye sahipleridir. Diğer yandan, Kürt aşiret reisleri ve Kürt kökenli sermaye sahipleri, Türkiye'deki egemen sınıfın ayrılmaz bir parçası durumundadır. TKP'nin yaklaşımı son derece açık: Kürt emekçilerinin sorunları da, Türk emekçilerinin sorunları da, toplumun çok küçük bir azınlığını oluşturan sermaye sahiplerinin iktidarda olmasından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla, Kürt ve Türk emekçileri, ancak ve ancak, sermaye düzenine karşı birlikte mücadele ederek kurtulabilir. Kürt emekçilerinin kurtuluşu da, sosyalizmdedir.
İşte bu nedenle, Türkiye Komünist Partisi, ulusal ve etnik kökenleri ne olursa olsun, Türk ve Kürt emekçileri başta olmak üzere Türkiye topraklarında yaşayan ve aynı sermaye düzeninin sömürüsüne maruz kalan tüm emekçilerin partisidir. TKP emekçilerin sermaye düzenine karşı birlikte mücadelesinin önüne dikilen her türden ırkçı, şoven ve gerici yaklaşıma karşı mücadele eder.
Siyaset "Kirli" Bir Şey midir?
Bugün meclisteki siyasal partilerin tümü, meclis dışındaki CHP ve "yeni" diye yutturulmaya çalışılan oluşumlar, temel dertlerinin patronlara hizmet etmek olduğunu defalarca kanıtladılar. Seçim dönemlerinde hepsi ilk önce patronlardan icazet almaya çalışıyor.
Adında "sol" olan DSP'nin ne kadar solcu olduğunu hep birlikte gördük.
"Milliyetçi" olduğunu iddia eden MHP, memleketi emperyalistlere peşkeş çekmek konusunda diğer hiçbir partiden aşağı kalmadı. Türkiye'nin bu hale getirilmesinde baş rolü oynayan partilerden biri olan ANAP emekçi düşmanı çizgisini hiç değiştirmedi.
"Kendim için, onurluca bir yaşam sürdürmek için, benden sonra büyüyen çocuğumun daha güzel bir yaşam sürdürmesi için her şeyden önce özgürleşmemiz gerektiğini düşündüğümden TKP'li oldum."
5 Nisan Kararları'nın altında imzası olan, gericileri iktidara taşıyan DYP, Türkiye'deki çeteleşmenin de başlıca mimarlarındandı.
Trilyonlarca liralık serveti olan Erbakan ve şimdi ikiye bölünmüş olan partisi, bir zamanlar "batıl" dedikleri emperyalist ülkelerin ve bu arada Avrupa Birliği'nin en hararetli savunucuları durumunda.
Medyanın şişirdiği Recep Tayyip Erdoğan'ın belediye başkanı olduğu dönemde başta Albayraklar olmak üzere gerici sermayedarları nasıl zenginleştirdiğini ve bu arada kendi kasasını nasıl doldurduğunu artık herkes biliyor. CHP'ye ve bu partiden kopanların "yeni oluşum" girişimlerine gelince...
Bu ülkenin emekçileri, CHP'nin ve bu arada yeni oluşumcuların iktidarda olduğu dönemi henüz unutmadı. 5 Nisan Kararları'nın altında CHP'nin de imzası vardı. Sivas Katliamı, CHP'nin iktidarda olduğu dönemde gerçekleşti. Türkiye'deki çetelerin en fazla palazlandığı dönem, yine CHP'nin iktidarda olduğu dönemdi. Bugün, bu ülkenin insanları, bütün düzen partilerinden umudu kesmiş durumda. Kamuoyu araştırmaları, hiçbir partinin barajı aşamayacağını gösteriyor.
Bu nedenle de, bir bütün olarak siyaseti kirli göstermeye çalışıyorlar. Düzen partilerinden soğumuş olan emekçileri, siyasetten büsbütün soğutmaya çalışıyorlar.
Eğer sermaye sahipleri yağmada hiçbir sınır tanımıyorsa, bunda geniş halk kitlelerinin siyasetten uzak tutulmasının büyük payı var. Eğer memleket emperyalistlere bu kadar kolay satılıyorsa, bunda emekçilerin siyasetten soğutulmuş olmalarının büyük payı var. Düzen partilerinin ve düzen siyasetinin iyiden iyiye kirlenmiş ve itibarsızlaşmış olduğu doğrudur. Ama buradan genel olarak "siyaset'in kirli bir şey olduğu sonucunu çıkarmak, en büyük yanlış olacaktır.
Tam tersine, bu ülkenin emekçilerinin, gençlerinin ve aydınlarının, düzenin karşısına kendi siyasetleriyle ve kendi partileriyle çıkmaları gerekiyor. Yani sosyalist siyasetle, yani Türkiye'nin komünist partisiyle!
Pekiyi, işçi ve emekçiler, siyasal partileri, "yeni oluşum"ları ve medyanın pazarladığı "yeni lider"leri değerlendirirken, hangi ölçütleri kullanmalı?
Birincisi, bu partiler özelleştirmelere karşı çıkıyor ve kamulaştırmayı açıkça savunuyor mu? İkincisi, bu partiler ABD'ye, NATO'ya, IMF'ye, Dünya Bankası'na ve Avrupa Birliği'ne açıkça karşı çıkıyor mu? Üçüncüsü, bu partiler gericiliğe karşı aydınlanma mücadelesi yürütüyor mu? Dördüncüsü, bu partiler Kürt ve Türk emekçilerinin birlikteliğini, ortak mücadelesini savunuyor mu?
Bunlardan herhangi birini yapmayan bir partinin siyaseti, elbette "kirli"dir!
Sosyalist Siyaset Nedir?
Sosyalist siyaset, memleket sorunlarını çözmek için mücadele etmektir.
Sosyalist siyaset, bugünün Türkiyesi'nde, özelleştirmelere karşı kamulaştırmayı ve merkezi planlamayı savunmaktır. Herkes için eşit ve parasız sağlık ve eğitim hizmeti istemektir.
Sosyalist siyaset, bugünün Türkiyesi'nde, bu ülkenin kaynaklarını yağmalayan ve bu ülkeyi bir maşa gibi kullanan emperyalistlere ve onların işbirlikçilerine karşı mücadele etmektir. Emperyalist savaşlara hayır demektir. ABD emperyalizmine de, NATO'ya da, IMF'ye ve Dünya Bankası'na da, Avrupa Birliği'ne de hayır demektir. Yurtseverlik demektir.
Sosyalist siyaset, bugünün Türkiyesi'nde, gericiliğe karşı çıkmaktır. Emekçilerin dini inançlarını sömürerek trilyonlarına trilyonlar katan Erbakanlar'a, Tayyipler'e, tarikat şeyhlerine ve cemaat liderlerine karşı mücadele etmektir. Aydınlık bir Türkiye için mücadele etmektir.
Sosyalist siyaset, bugünün Türkiyesi'nde, Kürt ve Türk emekçilerinin aynı hedefler uğruna bir araya gelmesi, ortak bir mücadele yürütmesi için çaba harcamaktır. Her türden kafatası milliyetçiliğine ve bölücülüğe karşı Kürt emekçileriyle Türk emekçilerinin birlikteliğini savunmaktır.
Ve sosyalist siyaset, her şeyden önce, iktidar mücadelesi demektir. Patronların iktidarına karşı, işçilerin ve emekçilerin iktidarı, yani halkın iktidarı, yani sosyalist iktidar için mücadele etmektir. Çünkü bu ülke, küçük ama zengin bir azınlık tarafından yönetildiği sürece, bu ülkenin kaynaklan bir avuç zenginin elinde kaldığı sürece, bu ülkenin işçi ve emekçilerinin işsizlikten, yoksulluktan ve sefaletten kurtulması mümkün olmayacak.
İktidar mücadelesi ise, parti ile yürütülür. Sosyalist siyaset, partili mücadele ile hayata geçirilir.
Sosyalist Siyaset Emekçileri Böler mi?
Kimileri, sosyalist siyasetin emekçileri böleceğini iddia ediyor.
Sanki işçiler ve emekçiler birlik halinde! İşçileri ve emekçileri bölen, siyaset değil, siyasetsizliktir. Türkiye'ye ve dünyaya siyasal bakmayan ve kendi başının çaresine bakmaya çalışan emekçiler, diğer emekçileri birer rakip olarak görür. Siyasal olmayan işçi, kendisi yerine yanı başında çalışan işçinin atılması için patronun gözüne girmeye çalışır. Kendi işyeri özelleştirilene kadar ses çıkarmayan işçi, ses çıkarmaya başladığında da bu kez başkaları tarafından ciddiye alınmaz. Aslına bakılırsa, siyaset sınıfı böler diyenler, isteyerek ya da istemeden, işçi sınıfını ve emekçileri düzen siyasetine mahkum ediyor.
Tek bir fabrikanın işçileri, ücret pazarlığı yaparken, patronlarına karşı birleşebilir. Tek bir işkolunda çalışan işçiler, eğer mücadeleci bir sendikaya sahiplerse, kendi işkollarındaki patronlara karşı ortak mücadele yürütebilir.
Ama işçilerin ve emekçilerin güçlerini ülke ölçeğinde birleştirmesini sağlayabilecek olan tek mücadele biçimi, siyasal mücadele, yani partili mücadeledir.
Ve emekçiler, güçlerini ülke ölçeğinde bir-leştiremedikleri sürece, işsizlikten, yoksulluktan ve sefaletten kurtulamayacaktır.
Sol Çok mu Dağınık?
Bir zamanlar bu ülkede solcu olduğunu iddia edenler gerçekten de fazlasıyla bölünmüş durumdaydı. Aralarında pek bir fark olmayanlara, haklı olarak, "neden birleşemiyorsunuz" diye soruluyordu.
Solcu olduğunu iddia eden herkesi solcu kabul edecek olursak, bölünmüşlük artarak devam ediyor. Örneğin, neredeyse her hafta yeni bir sosyal demokrat parti kuruluyor. Ama bugün, kimlerin gerçekten solcu olduğunu daha fazla sorgulamak gerekiyor. Şu anda, solcu olduğunu iddia edenleri dört gruba ayırmak mümkün: Sosyal demokratlar, liberal solcular, ulusal solcular ve komünistler.
Solcu olarak anılmayı e az hak edenler, hiç kuşku yok ki, sosyal demokratlar. Özelleştirmeyi savunanların, ABD'den bağımsızlaşmayı, NATO, IMF ve Dünya Bankası gibi örgütlerden çıkmayı ve "AB'ye hayır" demeyi akıllarına bile getirmeyenlerin, gericiliği kökünden kurutmak gibi bir derdi olmayanların "solcu" sayılması mümkün olabilir mi?
12 Eylül darbesinin ve 1989 sonrasında yükselen "küreselleşmeci" rüzgarların etkisi altında kalarak liberalleşen solcular da, sosyal demokratlardan çok farklı bir çizgiye sahip değil. Onlar da özelleştirmeye açıkça karşı çıkamıyor. Onlar da kamulaştırmaya sosyal demokratlar kadar karşı! Onlar da "AB'ye hayır" diyemiyor. Onlar da gericilikle kolkola girmekte herhangi bir sakınca görmüyor. Bu nedenle de, liberal solcuların en büyük hayali, sosyal demokratlarla ittifak kurmak!
Ya görünürde "ulusal onur"umuzu savunan "ulusal" solcular?
Bunların bazıları, AB'ye "onurlu bir şekilde" üye olma hedefinden söz ediyor.
Yani, IMF ve Dünya Bankası reçetelerini "onurlu" bir şekilde hayata geçirelim, kamu varlıklarını emperyalistlere ve sermaye sahiplerine "onurlu bir şekilde" peşkeş çekelim, tarımımızı "onurlu bir şekilde" çökertelim, eğitim ve sağlık hizmetlerini "onurlu bir şekilde" paralı hale getirelim!
Ulusal solcular, kendilerine bir müttefik bulmuş durumda: MHP! Yani, ABD emperyalizminin ve sermaye sahiplerinin besleyip büyüttüğü ve halkın üzerine saldığı parti! Yani, 12 Eylül sonrası dönemin çeteci partisi! Yani, bugün bile kan siyaseti yapanların partisi!
Bir taraftan MHP ile ittifak kurma hesapları yapan ulusal solcular, diğer taraftan da "ulusal sermaye sahipleri" ile işbirliğinin yollarını arıyor.
Kimler bu "ulusal sermaye sahipleri"? Henüz emperyalistlerle işbirliğine gidebilecek kadar güçlenmemiş olan küçük ve orta ölçekli işletme sahipleri. Yani, işçi ve emekçileri en fazla sömüren sermaye sahipleri! Yani, gerici ve faşist ideolojileri en fazla kullanan sermaye sahipleri!
Ulusal solcular, yurtseverlik adına, Türkiye'deki sermaye iktidarına, İran'daki gerici iktidarla ve Asya'daki sermaye iktidarlarıyla ittifak kurma önerisi yapıyor. Bunun neresi solculuk?
Kısacası, bugünün Türkiyesi'nde gerçekten solcu olanlar, yalnızca komünistler.
Komünistler arasında ise bölünmüşlük yok, TKP var!
Bugün, çok farklı geleneklerden, çok farklı yaş dilimlerinden ve çok farklı toplumsal konumlardan komünistler, TKP saflarında bir araya gelmiş durumda. Bugün, TKP, bu ülkenin milyonlara hitap eden komünist partisi durumunda. Bugün, TKP, Türkiye ölçeğinde mücadele eden ve yurtsever emekçileri, gençleri ve aydınları harekete geçirebilen bir parti durumunda.
Bu nedenle de, bugünün Türkiyesi'nde insanca ve onurlu bir yaşam isteyenlerin yeri, Türkiye'nin komünist partisidir.
Sosyalizm Öldü mü?
Evet, sosyalizm 1989 yılında ciddi bir yenilgiye uğradı.
Aradan geçen süre içinde, bu yenilginin yalnızca eski sosyalist ülke halkları için değil, dünya üzerindeki tüm emekçiler için bir yıkım anlamına geldiği belirginlik kazandı. Geçmişte iş, eğitim, sağlık, konut ve ulaşım sorunu nedir bilmeyen eski sosyalist ülke yurttaşları, bugün, kapitalizmin yalnızca ışıltılı vitrin camları anlamına gelmediğini acı bir şekilde tecrübe etti. Artık kapitalizmin işsizlik, yoksulluk, emekçi çocuklarının okuyamaması, parası olmayanların sağlık hizmetlerinden yararlanamaması ve ellerine geçen az miktardaki paranın da konut ve ulaşım harcamalarına gitmesi anlamına geldiğini onlar da biliyor. Diğer yandan, sosyalizmin yenilgisinden bu yana, emperyalistler ve sermaye sahipleri, emekçilere çok daha pervasızca saldırıyor. "Sosyalizm tehdidi"nin zayıf düşmesinden bu yana, emperyalist ülkelerdeki emekçiler de, özelleştirmelerle, "sosyal devlet'in tasfiye edilmesiyle, eğitimin paralı hale getirilmesiyle ve taşeronlaştırmayla karşı karşıya.
"1988 yılında Moskova'ya işçi olarak gittim. Rusya'nın yapısını, şehirlerini, partinin programındaki gibi insanların sağlık, eğitim, konut, elektrik, su, ulaşım, iş sorunları olmadığını gördüm. Bunları tanıdığım herkese anlattım. Adım iyice "komüniste çıktı. Parti üyesi bir yoldaşı tanıdıktan sonra partiye gitmeye başladım. Kendi yerimi buldum, dedim ve üye oldum."
Evet, kapitalizm henüz "ölmedi". Ölmediği için de, öldürmeye devam ediyor! Sosyalizmin bir kutup olmaktan çıkmasının ardından, savaşlar ve katliamlar başımızdan eksik olmadı.
Eğer ölen bir şey varsa, o da, ekonomik ve toplumsal gelişmenin ancak "serbest piyasa" koşulları altında, yani kapitalizm koşulları altında sağlanabileceği iddiasıdır. Bugün dünya üzerindeki kapitalist ülkelerin çok büyük bir çoğunluğu, ekonomik açıdan gelişmek bir yana, daha da geriliyor. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu çok sayıda ülkede, sanayi tahrip ediliyor, tarım çökertiliyor ve emekçiler yoksullaştırı-ıyor.
Milyarlarca insanın açlıkla boğuştuğu bir dünyada, birilerinin 13 yıldır sabah akşam "sosyalizm öldü" demesi boşuna değil. Kendi düzenlerinin insanlığa sunabileceği hiçbir şeyin kalmadığını bildikleri için, sosyalizmin gerçekten de ölmüş olması için dua ediyorlar! İnsanlık tarihinin ilk sosyalizm tecrübesi 1871 yılında Paris'te yaşanmış ve 70 gün sürmüştü. 1917 Ekim Devrimi ile birlikte kurulan Sovyetler Birliği, 70 yıl ayakta kaldı. Şu anda elimizde çok ciddi bir tecrübe birikimi var. Asıl önemlisi, insanlık, son 13 yıl içinde, sosyalizmin, alternatifinin barbarlık olduğunu çok somut olarak gördü, yaşadı. Sovyetler Birliği'nin yıkılması sonrasında çektikleri onca sıkıntıya rağmen, Küba halkının sosyalizme daha sıkı bir şekilde sarılması da bundan.
Yüzlerce yıl süren Ortaçağ karanlığını geride bırakan insanlık, emperyalist-kapitalist barbarlık dönemine de elbette son verecek. Dolayısıyla, doğru soru, kapitalizmin son bulup bulmayacağı değil, kapitalizmden daha hızlı bir şekilde kurtulmak için neler yapmamız gerektiğidir!
Bu Ülkenin İnsanları Çok mu Vurdumduymaz?
Kimileri, "güzel şeyler söylüyorsunuz, ama bu ülkenin insanları adam olmaz" diyor. Bu memleketin insanlarına bir şey anlatmanın zor, onları harekete geçirmeninse olanaksız olduğunu iddia ediyorlar. Bu ülkenin insanlarına güvenmeyenler, tarihi görmezden geliyor.
1960'lı yılların TİP'i ve DİSK'i, başka ülkelerden gelen insanlarla kitleselleşmedi. 15 ve 16 Haziran 1970'te İzmit'ten İstanbul'a cadde ve sokakları dolduran, polis ve asker barikatlarını aşarak Türkiye'nin bu iki büyük kentini neredeyse fetheden işçiler bir başka ülkeden gelmedi. 1970'li yılların kitlesel sol hareketlerini yaratmak için de yurtdışından insan ithal edilmedi.
Ama tarihi bir yana bırakalım ve Türkiye'nin yakın geçmişine, 12 Eylül darbesi sonrasına bakalım.
Baskı ve zorun en yoğun olarak yaşandığı, geniş kitlelerin siyasetten uzaklaştırıldığı edildiği bu dönem bile, kitlesel çıkışlarla doludur.
Bu ülkenin işçileri, 1989 ile 1991 yılları arasında, Bahar Eylemleri'yle, Zonguldak direnişiyle, grevlerle ve direnişlerle ülkenin gündemini değiştirmiş ve ANAP döneminin sonunu getirmiştir.
Bu ülkede yakın geçmişe kadar "memur" olarak bilinen kamu çalışanları, '90'lı yıllarda bir "kamu emekçileri hareketi" yaratmış ve sendikal örgütlenme haklarını söke söke almıştır.
Bu ülkede yoksul Kürt emekçilerinin ezilmişliklerinden kaynaklanan tepkileri, '80'li yıllardan '90'lı yıllara uzanan bir hareketin doğmasına yol açmıştır.
Bu ülkenin büyük kentlerinin mahallelerinde yaşayan yoksul emekçiler, '90'lı yılların ortalarına doğru, yine ülkenin gündeminin ilk sırasına yerleşen bir hareketlenme içine girmiştir. Bu ülkede öğrenciler dahil olmak üzere toplumun bütün kesimleri, hiç de uzun olmayan aralıklarla harekete geçiyor.
Pekiyi sorun nerede? Bu ülkenin işçi ve emekçilerine dair umutsuzluk aşılayan düşünceler nasıl oluyor da bu kadar kolay kabulleniliyor?
"TKP içerisinde yer almanın artık benim için bir zorunluluk olduğunu hissettiğim ve onu hayatımın merkezine oturtmak istediğim, ancak bu şekilde onurlu bir yaşam sürdürebileceğime inandığım için üye oldum."
İlk sorun, toplumun farklı kesimlerinin bir arada hareket edememesi. Güçlerin bir araya getirilememesi.
Ama asıl önemli sorun başka. Farklı kesimlerin bir araya getirilmesini de zorlaştıran asıl önemli sorun, bugüne kadar yaşanan hareketlerin net ve doğru hedeflerden yoksun olmasıydı. Aynı anlama gelmek üzere, işçi sınıfının ve emekçi kitlelerin önüne doğru siyasal hedeflerin konamamasıydı.
Tek başına tepkilere dayanan hareketler ne uzun ömürlü olabilir, ne de kalıcı kazanımlar sağlayabilir. Toplumun yalnızca belirli kesimlerinin özel çıkarlarına dayanan hareketler de öyle... Bu türden hareketlerin kaderi, yenilgiye uğramaktır. Ve her bir yenilgi, umutsuzluğun biraz daha artması demektir. Bu ülkenin bütün işçi ve emekçileri şu ya da bu şekilde tepkili. Yapılması gereken, bu tepkileri doğru hedeflere yönlendirmek. İşçi sınıfını ve emekçileri yenilgiye değil, başarılara ve giderek zaferlere taşıyacak olan bir mücadeleyi örgütlemek.
Tüm bunlar da yalnızca partiyle olur!
Çünkü, parti, işçi sınıfının ve emekçi kitlelerin aklıdır.
Örgütlü Mücadele Tehlikeli midir?
Otobüse binmek tehlikeli midir? İstatistiklere göre, evet! Türkiye'nin karayollarında her yıl yüzbinlerce kaza yaşanıyor ve bu kazalarda beş binin üzerinde insanımız ölürken yüz binin üzerinde insanımız yaralanıyor. Çalışmak tehlikeli midir? İstatistiklere göre, evet! Yalnızca sigortalı işçilerimiz, her yıl yüz binin üzerinde iş kazası geçiriyor. İş kazaları ya da meslek hastalıkları nedeniyle her yıl binin üzerinde sigortalı işçi ölüyor ve onbinlerce işçi sakat kalıyor. Sigortasız olarak ve daha ağır koşullarda çalıştırılan milyonlarca emekçi bu istatistiklere dahil edilmiyor. Bu dünyaya gelmek tehlikeli midir? İstatistiklere göre, evet! Türkiye'de her yıl onbinlerce bebek, yalnızca yaşam koşullarının sağlıksızlığı nedeniyle ölüyor. Bu ülkede milyonlarca insan açlık sınırında yaşamaya çalışıyor. Bu ülkede insanlar hastane kapılarında, emekli maaşı ve ucuz ekmek kuyruklarında ölüyor. Bu ülkede çocuklarının geleceği konusunda kaygı duymayanlar, yalnızca küçük bir azınlık durumunda. Bu ülkenin insanları açısından en büyük tehlike, bu düzenin sürüp gitmesidir! Bu düzenin devamından çıkar sağlayanlar, doğal olarak, bu ülkenin insanlarında örgütlü mücadeleye dönük bir korku yaratmaya çalışıyor. Bunun için, baskı ve şiddete de başvuruyorlar.
Çünkü biliyorlar ki, bu düzende, örgütlü olmayan insan, ensesine vurduklarında lokmasını alabilecekleri insandır. Bu düzende örgütlü mücadele yürütmek, gerçekten de "cesaret" istiyor. Dolayısıyla, örgütlü mücadele, "ben kendimi kurtarmaya bakarım arkadaş" diyenlerin harcı değildir.
Ama bu dünyada "insanca ve onurlu" bir yaşam sürmenin olmazsa olmazları arasında, haksızlıklara karşı mücadele etmek de var.
Ve haksızlıklara karşı mücadele etme cesareti, ancak örgütlü mücadeleyle kazanılabiliyor!
Ya yanlış yapma ve başarıya ulaşamama riski? Bu risk elbette var. Ama yanlış yapma ihtimalinin bulunması nedeniyle bugünkü yanlış düzeni değiştirmek için hiçbir şey yapmamak, en büyük bir yanlış olacaktır.
"Babam basit bir apandisitten öldü ve ben o gün yaşadığımız dünyanın pisliklerini anladım. Ülkemde ve dünyada insanların yaşama hakkına sahip olması için Türkiye Komünist Partisi'ne üye oldum."
Asıl önemlisi, Türkiye'deki ve dünyadaki yüz elli yıllık bir mücadele birikimine yaslanan ve bu birikimden pek çok ders çıkarmış olan parti, yanlış yapma ihtimalini de en aza indirir. Parti, ortak aklımızdır.
Türkiye'de Sosyalizmin İktidara Gelmesi Hayal mi?
"Güzel şeyler söylüyorsunuz, ama size iktidarı vermezler!"
Kimileri de böyle söylüyor... Her şeyden önce bir noktayı düzeltelim: Biz iktidara "kendi başımıza" gelmeyeceğiz! İktidar, işçilerin, emekçilerin, gençlerin ve aydınların, yani halkın mücadelesiyle elde edilecek.
Halk artık bu düzende yaşamak istemediğini mücadelesiyle ilan ettiğinde, hangi güç onun karşısında tutunabilir ki? Tarih boyunca, halk hareketleri, sonsuza kadar yaşayacağı sanılan pek çok iktidarı alaşağı etmiştir.
Evet, bugün egemen sınıf çok güçlü.
Pekiyi, bu gücü neye borçlular?
Her şeyden önce, bu ülkenin üreten insanlarına, yani emekçilere.
Bugün çok güçlü görünen patronlar, fabrikaları çalışmadığında, ürettikleri mallar taşınmadığında, bankaları ve marketleri açılmadığında, dünyanın en aciz insanları arasına girecektir! Burada önemli olan iki nokta var. Sosyalizmin iktidara gelebilmesi için, birincisi, halkın artık bu düzende yaşamak istemediğini somut olarak göstermesi gerekir.
İkincisi, halka önderlik ederek onu iktidara taşıyabilecek bir partinin bulunması gerekir.
Bu ülkenin halkı, '70'li yılların sonunda, artık bu düzende yaşamak istemediğini somut olarak göstermişti. Toplumun neredeyse bütün kesimlerinin harekete geçtiği, 1 Mayıs Alanı'nı yüzbin-lerin doldurduğu, grevlere ve direnişlere katılmayan işçinin kalmadığı bir dönem yaşanmıştı. Ama o dönemde, işçiler ve emekçiler adına, halk adına iktidarı almaya aday bir partinin eksikliği yaşandı. Ve bu sayede, CHP ile Ecevit, "halkın umudu" gibi gösterilebildi. 12 Eylül darbesinin gerçekleştirilmesini sağlayan da bu oldu. 12 Eylül darbesi, halk hareket halindeyken değil, CHP eliyle hayal kırıklığına ve yenilgiye uğratıldıktan sonra yapılabildi.
Halka öncülük edecek bir partinin varlığı, işte bu nedenle vazgeçilmezdir.
Türkiye Komünist Partisi, hem halkın tepkisini örgütlemek, hem de örgütlü halkı iktidara taşımak konusunda kararlıdır!
Bugünkü acil görevimiz, örgütlenmektir. Çünkü, örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez! Pekiyi, ya iktidar alındıktan sonra emperyalistler müdahale ederse?
Elbette edecekler! Ama tarih boyunca, emperyalist müdahaleler, çoğu kez ters tepmiştir. Küba, bir ABD sömürgesiydi. Ama ABD emperyalizmi, ne Küba halkının sömürge iktidarını devirmesini engelleyebildi, ne de onyıllardır çabalamasına karşın yanıbaşındaki bu ülkenin sosyalist iktidarını devirebildi.
'60'lı yılların sonları ile '70'li yılların başında, Vietnam halkı, işgalci ABD askerlerine hiçbir zaman unutulmayacak bir ders verdi.
Bizim ülkemizin yurtsever insanları da, emperyalizmi alt edebileceklerini daha önce göstermişti.
Kimileri de, emperyalistlerin ambargo uyguladığı bir Türkiye'nin kalkınamayacağını iddia ediyor. Oysa gerçekte, Türkiye, kaynakları yetersiz olduğu için değil, emperyalistler tarafından yağmalandığı için kalkınamıyor.
İç ve dış borçların ödenmeyeceği ilan edildiğinde, gereksiz ithalata son verildiğinde, enerji ihtiyacı yerli kaynaklar kullanılarak giderildiğinde, tarımı çökertme politikalarına son verildiğinde ve sanayi toplumun ihtiyaçları doğrultusunda örgütlenerek üretim yapmaya başladığında, dışarıya zerre kadar bağımlılığımız kalmayacaktır!
Dahası, Türkiye, bilim ve teknoloji üretmek için gerekli maddi kaynaklara da, eğitimli insanlara da sahiptir.
Her şeyden önemlisi, işsizliğe son vererek bu ülkenin çalışabilir durumdaki bütün insanlarının zihinsel ve fiziksel üretim olanaklarını harekete geçirdiğimizde, kapitalizm koşullarında hayal bile edilemeyecek bir gelişme hızını yakalayacağız. Bu ülkede zor olan, sosyalizmi kurmak değil. Sosyalizmi kurarken hiç zorlanmayacağız. Asıl zor olan, o gün gelene kadar bu akıldışı düzende yaşamaya devam etmek!
Tüm Bu Söylediklerimiz "İnsan Doğası"na aykırı mı?
Bu düzenin değiştirilemez olduğunu kanıtlamaya çalışanların başvurduğu son çarelerden biri, insana küfretmek.
"Söylediğiniz her şey doğru olsa bile, insanlar bencil olduğu için, bunların hayata geçirilmesi imkansız" diyorlar.
Her şeyden önce, insanların bencilliğinin bu düzenden kaynaklandığını söylememiz gerekiyor. Eğitimin ve sağlığın bile parayla alınıp satıldığı bir düzende, çocuklarının geleceğini düşünen insanlar, "bencilce" davranmasınlar da ne yapsınlar?
"Deniz'i ve Mahir'i sevdiğim için TKP'ye üye oldum."
Ertesi gün eve ekmek götürüp götüremeye-ceğinden emin olamayan bir işçi, işini kaybetmemek için "bencilce" davranmasın da ne yapsın?
Bu düzende yaşamak için başkalarıyla rekabet etmekten ve dolayısıyla "bencilce" davranmaktan başka çare var mı?
Dolayısıyla, şaşırtıcı olan, insanların bencilce davranışlar sergilemeleri değil, bu düzenin "paylaşımcılık" denen şeyi hala silip atamamış olmasıdır!
İnsanların tüm temel ihtiyaçlarının karşılandığı bir düzende, bugünkü biçimiyle bencilliğe de, yıkıcı rekabete de yer kalmayacaktır.
O zaman da insanlar tembellik etmeyi tercih etmez mi?
Bencillik eğilimi gibi fırsatını bulduğunda "tembellik" etme eğilimi de, bizzat bu düzenin ürünüdür. Aslına bakılırsa, çalışmanın işkenceye benzediği ve onca teknolojik gelişmeye rağmen iş saatlerinin azalmak yerine arttığı bir toplumda, "tembellik" eğiliminden çok, "dinlenme" özleminden söz etmek gerekir. İnsanlığın mevcut bilimsel ve teknolojik birikimi bile, fiziksel işlerin büyük oranda makinelere yaptırılmasını mümkün kılıyor. Geri kalan fiziksel işler paylaştırdığında, herkesin haftada yalnızca birkaç saatini bu işlere ayırması yeterli olacaktır. Hatta, fiziksel emek gerektiren işlerin bir tür eğlenceye dönüştürülmesi bile mümkündür!
Diğer "iş"lerse, insanların zihinsel yaratıcılıklarına dayanacaktır.
Sosyalist toplumda, insanlar başkaları için ve zorla çalışmayacak. Asıl önemlisi, çalışmak, sosyalist toplumun insanları için, kendi yaratıcılıklarını geliştirmenin bir yolu olacak. Ama bütün bunları uzun uzadıya tartışmak gereksiz. Tembellikten söz edenlere, bugünün Türkiyesi'nde zenginlerin hiç çalışmadığını, milyonlarca yoksulun ise çalışma olanağı bulamadığını hatırlatmak yeter.
Biraz Daha Bekleyip Görmekte Yarar mı Var?
Partili olmak, ciddi bir iştir.
Partili olmaya karar vermeden önce, elbette yeterince düşünmek gerekir.
Ama açıkçası, bugünün dünyasında ve bugünün Türkiyesi'nde, insanca ve onurlu bir yaşam isteyenler açısından, bekleyerek görülebilecek şeylerin ne olduğu fazlasıyla belli.
Biz bekledikçe, memleketi daha fazla batıracaklar ve onurumuzu ayaklar altına alacaklar. Daha fazla yoksullaşacağız. Eğitim ve sağlık hizmetleri her geçen yıl biraz daha pahalılaşa-cak. Sanayimiz ve tarımımız çökertilecek. Emperyalistlere daha fazla bağımlı hale geleceğiz. Emperyalist savaşlarda daha fazla gencimiz ölecek ve öldürecek. Çocuklarımızın geleceğinden giderek daha fazla endişe edeceğiz.
Ve başkaları ya da çocuklarımız bize sormadan önce, kendi kendimize sormamız gerekiyor: Bütün bunlara karşı ne yaptık ve ne yapıyoruz?
Haksızlıkları seyretmekle, suç ortağı durumuna düşmek arasındaki mesafe çok kısadır. Onursuzlukları seyretmekle, onurunu yitirmek arasındaki mesafe de öyle...
"TKP sadece koşulları doğru tanımlamakla kalmıyor. Yaşanan olumsuzluğu işçi sınıfı ve emekçiler lehine değiştirmek, iktidar olmak için somut adımlar atıyor. Bu yürüyüşe ayak uydurmak için Türkiye Komünist Partisi'ne üye oldum."
Tek başımıza bir şey yapamayacağımız belli. Ama en az bunun kadar belli olan, örgütlü olarak çok şey yapabileceğimiz!
Ve bugünün Türkiyesi'nde, vakit kaybetmeye hiç tahammülümüz yok. İnsanca ve onurlu bir yaşam isteyen işçiler, emekçiler, öğrenciler, aydınlar ve her gelenekten komünist bu ülkenin komünist partisinin saflarında birleşirken, geçmişinden utanmak istemeyenlerin yeri, TKP'dir.
__________________
Temel Belgeler


Çağrı
Kardeşler,
Kapitalizm her tür eşitsizliğin, adaletsizliğin ve zorbalığın hüküm sürdüğü bir sömürü düzenidir.
Bir yanda, dünyayı tüm insanlar için yaşanası hale getirecek maddi ve teknik olanaklar, öte yanda eşitsizlik ve adaletsizliğin kaynağı geri ve gerici toplumsal ilişkiler... Bu çelişkili durumun bir tek açıklaması var: Kapitalizm koşulları altında sermaye sınıfının çıkarları doğrultusunda gerçekleşen "ilerlemeler", insanlığın büyük çoğunluğu için daha fazla sorun ve acı anlamına gelmektedir.
İnsanlığın bütün değer ve kazanımlarına savaş açan, ezilenlerin savunma mekanizmalarını ellerinden almaya çalışan emperyalizm ekonomik, ideolojik, siyasal ve kültürel tekelciliğe dayanan en tehlikeli gericiliktir.
Kapitalizm koşulları altında bazı önemli teknolojik gelişmeler sağlanmıştır. Ancak, kapitalizm döneminde birikmiş bilimsel ve teknolojik olanaklar tam kapasiteyle kullanılamıyor ve insanın mutluluğuna hizmet etmiyor. Kapitalizm, teknolojiyi, kapitalistlerin kâr amacına hizmet edecek yönde biçimlendiriyor; emekçilerin payına ise teknolojinin kâr amacı doğrultusunda kullanılmasının yıkıcı sonuçları düşüyor.
Kapitalist sömürünün egemen olduğu bir toplum, insanlığın bilimsel ve teknolojik birikiminin yarattığı gelişme olanaklarını değerlendiremez. Kâr güdüsüyle işleyen bir düzen, maddi-teknik olanakları toplumun bütününün hizmetine sokamaz.
Bugün, dünyada kıtlığın ortadan kaldırılmasını olanaklı kılan bütün nesnel koşullar vardır. Üretim güçleri, insanlığın beslenme, giyinme, barınma, ulaşım, eğitim ve sağlıkla ilgili tüm temel gereksinmelerinin kolayca karşılanmasını sağlayabilecek ölçüde gelişmiştir. Oysa yeryüzü nüfusunun büyük bölümü açlıkla, yoksullukla boğuşuyor.
Kapitalizm, işçi sınıfının yarattığı bütün zenginliklere küçük bir azınlığın el koyduğu bir düzendir. Bu hırsızlık nedeniyle, insanlığın karşı karşıya kaldığı temel sorunların çözülmesi bir yana, bu sorunlara her geçen gün yenileri eklenmektedir. Kapitalizmin kendisi bugün insanlığın temel sorunudur ve bu nedenle ortadan kaldırılmalıdır.
İnsanlık, bilimin hızla geliştiği, her türlü bilginin en kolay ve hızlı biçimlerde aktarılabildiği bir çağda akıl almaz bir bilgisizlik ve eğitimsizlik dönemi yaşıyor. ABD, Almanya, Fransa gibi emperyalist ülkeler de içinde olmak üzere, dünyanın her yerinde milyarlarca insan bilgiden ve temel eğitimden yoksun kalıyor. Kapitalist eğitim ise, büyük çoğunluk için makine gibi, bilgisayar gibi davranma eğitimidir. İnsan tek tipleştirilmekte, sıradanlaştırılmakta ve yalnızlaştırılmaktadır.
Burjuvazi, dünyanın her yerini sömürü sisteminin içine katarak dünya pazarını oluşturdu. Ama bu süreç, ulusal sınırların, uluslar arasındaki düşmanlıkların yok olmasına değil, ulusal devletin sağladığı savunma mekanizmalarının emperyalist ülkeler lehine zayıflatılmasına, bağımlı ülkelerin daha yoğun bir emperyalist sömürüye maruz kalmalarına, ulusların birbirlerine düşman edilmesine yol açtı. Dünyada sınıflar ve sömürü ortadan kaldırılmadıkça, uluslar arasındaki düşmanlıklar ortadan kalkmaz ve dünya barışı gerçekleşemez.
Kapitalizm, kriz üreten ve ömrünü krizlerden beslenerek uzatan bir düzendir. Ekonomik krizler, üretimin doğasından gelen bir sorun değil, kapitalizmin anarşik, plansız yapısından kaynaklanan bir hastalıktır. Krizin bedeli ise her zaman dünyanın az gelişmiş bağımlı ülkelerine, işçi sınıfına, emekçilere ödetilir.
Kapitalizmin egemenliğinde insanın doğa üzerindeki etkinliği doğanın bozulması, kirletilmesi, yaşanır olmaktan çıkarılması yönünde kontrolsüz bir gidişe dönüşmüş durumdadır.
Kapitalizm aile kurumuna bile parayı, piyasayı, yabancılaşmayı sokmuş ve böylece aileyi, sevginin bunlar tarafından tutsak edildiği bir şirkete dönüştürmüştür.
Üretim kapasitesini insanın gereksinimleri için seferber etmek yerine, birikmiş kaynak ve olanakları toplumsal refaha hiçbir katkısı olmayan asalak "faaliyetlere", silahlanmaya, savaşa, doğanın yıkımına yönelten kapitalizm, akıl ve insanlık dışı bir düzendir.
Bu akıl dışı düzen ancak, kendi mezar kazıcısı olan işçi sınıfını siyaset dışında tutarak ayakta kalabilir.
Nitekim genel oy, seçim, parlamenter işleyiş, bütün bunlar kapitalizm koşullarında katılım ve temsil işlevlerinden uzaklaştırılan ve yalnızca sermaye sınıfı yararına kullanılan yönetim araçlarıdır. Kapitalizmin yönetmek için başvurduğu temel yöntem, kitlelerin edilgenleştirilmesi, siyasetsizleştirilmesidir. Günümüz kapitalizminde bir eğilim olarak temsili organlar ağırlık ve önem yitirmekte, bunlar yerine yürütme organları öne çıkmaktadır. Yalnız yurttaşlar değil, seçilenler de edilgen ve işlevsiz hale getirilmişlerdir.
Burjuva devrimleriyle gelen temel hak ve özgürlükler tarihe karışıyor. Bugün, özel yaşamın ve haberleşmenin gizliliği, konut dokunulmazlığı, anlatım, çalışma, örgütlenme hak ve özgürlükleri, tekelci kapitalist devletin kesin denetim ve sınırlaması altında, hak ve özgürlük olmaktan çıkarılmışlardır. Devletler arası ilişkiler orman yasalarına tabidir.
Kapitalizm egemenliğini, çıplak zor ve şiddete eşlik eden ideolojik ve siyasal saldırı ve kuşatmalarla korumaya çalışıyor. Geniş kitleleri toplumsal gelişmelere karşı duyarsızlaştırmanın en etkili araçlarından birisi olan medya, mutlak bir denetim altında tutulan eğlence ve boş zaman geçirmeye yönelik kültür örgütlenmeleri, tekellerin uzantısı durumuna getirilen üniversiteler, gerici düşüncenin bezirganlığını yapıp yayan her türden tarikat, burjuva ideolojisini her gün yeniden üretip kitlelere dayatan araçlardır. Hepsi aynı şeyi amaçlamaktadır: Topluma hizmet anlayışını, "kamu hizmeti" kavramını gözden düşürmek, tüketimciliği, bireyciliği, sürüleşmeyi egemen kılarak insanın bu düzenin akıl dışı karakterini anlamasını ve onu değiştirmek üzere harekete geçmesini engellemek.
Bu nedenle herkese, aklını kapitalizmden özgürleştirme çağrısı yapıyoruz.
Komünistler ve işçiler 150 yılı aşkın bir süredir bu akıl dışı düzene karşı mücadele ediyorlar. Emekle, özveriyle mücadele edenlerin yaşamları pahasına yazılan bu tarih, yükselişleri düşüşlerin, sıçrayışları gerilemelerin izlediği zorlu yollardan ilerledi.
Bu ilerleyişte iki büyük devrimci atılım özellikle önem kazandı. 1871 Paris Komünü ve 1917 Ekim Devrimi, işçi sınıfının siyasi iktidarı alarak sosyalist kuruculuğa giriştiği büyük tarihsel meydan okumalardı. Birincisi yalnızca 70 gün, ikincisi 70 yıldan fazla süren bu iki cüretli girişim ve özellikle de ikincisi eşsiz değerde bir deneyim hazinesi oluşturdu.
Kapitalizmden komünizme geçiş, içinde pek çok dönemeçler bulunan uzun ve karmaşık bir süreçtir. Dünya, bu sürecin henüz başlarındadır. Ekim Devrimi, sosyalizm adına söylenmiş bir ilk sözdür. Tarih içinde söylenmiş hiçbir söz, söylenmemiş sayılamaz. Ekim Devrimi ve ardından yaşanan sosyalizm deneyimi, başarıları ve kazanımlarıyla olduğu kadar, eksiklik ve zaaflarıyla da geleneğimizdir. Ekim Devrimi'nden başlayarak, Avrupa, Asya ve Latin Amerika'da gerçeklik kazanan sosyalist kuruluş pratiklerini, sosyalist mirasın dışına atma girişimlerine karşı duruyoruz.
Emperyalist kuşatma altındaki Sovyet sosyalizminin çözülmesi, komünistler için yaşamsal önemde büyük dersler içermektedir. Komünistler, temel olarak ideolojik ve siyasal zaaflardan kaynaklanan çözülme sürecinin derslerini, bundan sonraki mücadele pratiklerinde zayıf düşmemek ve sosyalist kuruluş sürecini daha sağlam temellere oturtmak için değerlendireceklerdir.
Sosyalist ülkelerde yaşanan çözülmenin ardından, bu deneylerin gerçek eksiklik ve sorunlarına işaret etmek yerine, bu deneylerin önemli kazanımlarını sorgulayan eğilimler ortaya çıkmıştır. Sosyalist ülkeler sağlık, eğitim, toplu taşıma ve benzeri alanlarda hiçbir kapitalist ülkenin bugüne kadar elde edemediği başarılara ulaşmış, daha da önemlisi, toplumdaki eşitsizlikleri ciddi ölçülerde azaltmışlardır. Açlık, cehalet, işsizlik gibi bugün en gelişmiş kapitalist ülkelerde bile kanıksanır hale gelen olgular, sosyalist ülkeler tarafından bertaraf edilmiştir.
Bu kazanımların temelinde üretim araçlarının bütün toplumun malı haline getirilmesi ve planlı ekonomiye geçiş yatmaktadır.
Ekonominin, üretimin toplum çıkarına akılcı biçimde örgütlenebileceği düşüncesini yadsımak, sonuç olarak, üretim ve değişimi düzenleyecek tek mümkün mekanizmanın "piyasa" olduğunu kabul etmek anlamına gelir. Komünistler kendilerini öteki sol akımlardan yalnız kapitalizmi reddetmeleriyle değil, kapitalist ilişkilere ve ekonomiye alternatif olumlu bir programa sahip olmalarıyla ayırıyorlar. Bize yöneltilen en haksız eleştirilerden biri, komünizmin bir "yoksullukta eşitlik" tasarımı olduğu suçlamasıdır. Komünizm, yalnız bugün var olanın daha hakça paylaşılması değil, insanlığın biriktirdiği üretici kapasite ve gizil gücün eşitlik ve özgürlük amaçlarının buyruğuna sokularak bir zenginlik ve bolluk toplumu yaratma tasarımıdır. Komünizm, bu toplumsal amacın bugünkü toplumun olanaklarıyla nasıl gerçekleştirileceği sorusuna somut ve uygulanabilir yanıtlar verebildiği için gerçekçi ve gerçek bir harekettir.
Sovyetler Birliği'nde sosyalizmin çözülüşüyle birlikte, komünizmin dünyada işçi sınıfının, emekçilerin ve tüm insanlığın evrensel kurtuluş seçeneği, umudu olma özelliği yara almıştır. Oysa umutsuzluğa kapılmak için bir neden bulunmamaktadır. Sosyalizm, bugünkü karabasandan kurtuluşun tek yoludur ve bu yolun önü açıktır.
İnsanlığın yeni ve daha ileri bir sosyalizme ihtiyacı var.
Bu yolda örgütlü mücadele vererek ilerleyeceğiz.
Sömürü, sınıf mücadelesi ve sınıfsal kurtuluş, üç temel kavramımızdır: İnsanın insanı sömürmesini ortadan kaldırmak için savaşıyoruz; sömürünün ancak sınıf mücadelesiyle ortadan kaldırılacağını söylüyoruz ve sınıfsal kurtuluşu evrensel kurtuluşun koşulu olduğu için öne çıkarıyoruz. Komünizm, insanlığın evrensel kurtuluş ideolojisidir.
Üretimin ve emeğin örgütlenmesi ile yönetimine ilişkin kapitalist yöntemlerdeki herhangi bir değişiklik, bu sistemin özünü ve kapitalistlerin işçi sınıfına mahkum olma özelliğini ortadan kaldırmıyor. Emek gücü, kapitalist üretim biçiminin vazgeçilemez bir öğesi olmaya, işçi sınıfı ise sistemin "mezar kazıcılığı" işlevini üstlenmeye devam ediyor.
Kapitalist sömürü evrenseldir. Kapitalizm, emek gücünü satmak zorunda kalanları cinsiyetlerine, yaşlarına, renklerine, etnik kökenlerine bakmadan sömürüyor. İlişkileri emek-sermaye, sömüren-sömürülen ekseninde evrenselleştiriyor. Kapitalizm, aynı zamanda söz konusu cins, yaş, renk ve köken farklılıklarını sınıfı bölmenin, sömürüyü yoğunlaştırmanın, insanı aşağılamanın aracı olarak kullanıyor. Kapitalist sömürünün olumsuz evrenselliğine, ancak olumlu bir evrensellikle yanıt verilebilir. Bunu yapabilecek tek sınıf işçi sınıfıdır. İşçi sınıfı evrensel sınıftır; üretim araçlarının mülkiyetinden yoksundur; hiçbir özel çıkara sahip değildir. İşçi sınıfı, insanlığın kurtuluşuna öncülük edecek sınıftır.
Komünistler, bu nedenle işçi sınıfının siyasal mücadelede örgütlenmesi, burjuva egemenliğine işçi sınıfı öncülüğünde son verilmesi ve işçi sınıfının kendi iktidarını kurması için savaşıyorlar.
Kapitalizm, toplumsal işbölümünün, sınıfsal zorun, sınıf farklılıklarının kaynağı ve pekiştiricisi olan özel mülkiyet üzerinde yükseliyor. Sınıflı toplumlarda, mülk sahipleri yönetiyor. Sınıflı toplumu ve zor kullanarak yönetme durumunu yok etmek için özel mülkiyeti ortadan kaldırmak gerekiyor.
Kaldırmak istediğimiz özel mülkiyet, insanın insanı sömürmesine, mülk sahibinin başkasının emeğine hükmetmesine olanak veren; eşitsizliğin, zorun, bencilliğin ve bireyciliğin kaynaklandığı bataklık olan üretim araçlarının özel mülkiyetidir. Fabrikaların, iş makinalarının ve diğer üretim araçlarının küçük bir azınlığın elinde bulunması, ücretli emek sömürüsünün başlangıç noktasıdır. Eşitsizliklerin ortadan kalkması için bu büyük haksızlıktan kurtulmalıyız.
Bunu yapacağız.
Biz, tüm insanların zenginliğe, bolluğa ulaşmasını savunuyoruz. Bu amaca ulaşıldığında, insanın değişmez özelliği olduğu iddia edilen, ama aslında binlerce yıllık eşitsizliklerin birikimine dayanan, üstelik her gün sermaye egemenliği tarafından körüklenen mülkiyetçi, tüketimci ve bencil ideolojilerin yerini, eşitlik ve dayanışmanın alması da mümkün hale gelecek. Zenginliği çoğaltmak ve tüm insanlığa yaymak için zorunlu olanı yapacağımızı ise açıkça ilan ediyoruz: Üretim araçları üzerindeki mülkiyeti elinde tutan bir avuç kapitalisti mülksüzleştireceğiz! Toplumsal zenginlikleri insanca, kardeşçe paylaşacağız.
Eşitlik ve özgürlük için mücadele ediyoruz.
Sömüren-sömürülen, ezen-ezilen, yöneten-yönetilen ilişkisine son vereceğiz.
Komünizm, insanın tüm yaratıcılığıyla ve kapasitesiyle kendini gerçekleştireceği bir özgürlük toplumudur.
Komünizm, üretimin, ilerlemenin, kısaca her şeyin insan için olduğu bir toplumdur. Yeryüzündeki tüm insanlara yeterli miktar ve kalitede giyecek, yiyecek, içecek, barınak sağlanmadıkça ve tüm insanların kültürel gereksinimleri karşılanmadıkça tek bir insan bile özgür olamaz. Bu anlamda eşitlik, insan ve özgürlük sorununun en kritik eşiğidir. Bu eşik geçilmedikçe, insanlık gerçek özgürlük ve kardeşlik yolunda ilerleyemeyecektir.
Özgürlüğe eşitlik yolundan ilerleyeceğiz!
Kardeşler,
Bütün uluslar özgürlük ve eşitliğe layıktır. Komünistlerin mücadelesi yeryüzünde tek bir sömüren ve tek bir sömürülen kalmayıncaya kadar devam edecektir. Ancak biz Türkiye Komünist Partisi'yiz. Biz Türkiye'de yaşayan bütün uluslardan emekçileriz, aydınlarız. Bizim öncelikli görevimiz kendi topraklarımızda eşitlik ve özgürlük bayrağını dalgalandırmaktır.
Ve biliyoruz ki, bu topraklar bereketlidir. Bu topraklarda umut ve direniş hiçbir zaman yok edilememiştir. Emperyalistlerin ve Türkiye egemen sınıflarının onca çabasına rağmen, ülkemiz sömürenler için asla bir dikensiz gül bahçesi haline getirilememiştir.
Nüfusun büyük çoğunluğu için yoksulluk, işsizlik ve baskıdan başka anlam ifade etmeyen sermaye düzeninin sahiplerinin büyük korkusu emekçilerin örgütlenmesi, güçlerini birleştirmesi ve iktidara yürümesidir.
Bu iktidar yürüyüşünü engelleyecek hiçbir güç yoktur. Türkiye'de gelişmiş bir işçi sınıfı, örgütlü mücadeleye ortak olduğunda ayağa kalkacak bir aydın birikimi vardır. Türkiye'nin şimdiye kadar emperyalistler ve işbirlikçileri tarafından talan edilen zenginlikleri, işçi sınıfımız ve devrimci aydınların bu yürüyüşü sonucunda, sosyalist bir toplumun kuruluşuna kaynak oluşturacaktır.
Çözümün ayrı yollardan gitmek olmadığını her geçen gün daha iyi anlayan Kürt ve Türk yoksulları ortak bir yurtseverlik kültürü geliştirdikçe, hedef daha da yakınlaşmaktadır.
Türkiye'de bütün ezilenler için büyük bir fırsat vardır. Bunun bir diğer anlamı şudur: Türkiye insanlık için büyük bir fırsattır. Yıllar boyu emperyalistlere boyun eğme ile, ırkçılık ve gericilik ile, yolsuzluk ve çürüme ile, faşist çeteleri ve halkları birbirine kırdırmayı hedefleyen kirli politikalar ile tanınan ülkemizde madalyonun öbür yüzünü çevirme zamanı gelmiştir.
Sosyalist Türkiye hepimizin eseri, insanlığın onuru olacaktır.
Yola çıkışımız yeni değildir; 1920 yılından bu yana yürüyoruz. Zorlu mücadeleleri, dünyada ve Türkiye'de yaşanan karmaşık gelişmeleri geride bırakarak bugüne geldik.
Şimdi kapitalizmi geride bırakmanın zamanıdır.
Bunun için gereken her şeye sahibiz. Sahip olduklarımızın en değerlisi ise, hepimizin ortak aklı ve vicdanı olan Türkiye Komünist Partisi'dir.
Çağrının sahibi Türkiye Komünist Partisi'dir. TKP işçi sınıfımızı, emekçi halklarımızı, onurlu aydınlarımızı, gençlerimizi; yokluğu, kıtlığı, yoksulluğu, sömürüyü, her türlü baskıyı, zulmü, gericiliği ve zorbalığı ortadan kaldırmak için, sosyalist Türkiye için örgütlenmeye ve mücadeleye çağırmaktadır!
Sosyalizm Programı
I. Temel tanımlar ve amaç
A. TKP'nin niteliği, kimliği
1. TKP, sosyalist devrimin öncü gücü olan işçi sınıfının siyasal mücadele aracıdır.
2. TKP, diğer toplumsal sınıflara işçi sınıfının tarihsel perspektif ve çıkarları doğrultusunda yaklaşır.
3. TKP, hangi sınıfsal kökenden gelirlerse gelsinler, bu perspektif ve çıkarların siyasal mücadelenin belirleyici öğesi olduğunu kabul eden komünistlerin partisidir.
4. İşçi sınıfımız, Türkler, Kürtler ve diğer ulusal, etnik öğelerden oluşan bir bütündür. TKP bu bütünlüğü esas alır ve her tür ayrımcılığa karşı işçi sınıfının siyasal ve örgütsel birliğini temsil eder.
5. TKP, evrensel bir karaktere sahip olan marksizm-leninizmi bütün çalışmalarında kılavuz edinirken, bu öğretinin her ülkede olduğu gibi, Türkiye'de de yeniden üretilmesinin bir zorunluluk olduğunun bilinciyle hareket eder.
6. TKP'nin varlığına temel oluşturan amaç, Türkiye'de sosyalist iktidar mücadelesi vermek ve sosyalizmi kurmaktır. TKP aynı zamanda dünya komünist hareketinin bir parçasıdır.
7. TKP, uluslararası devrimci hareketin tarihsel birikimini Türkiye toprağının kendine özgü dinamikleriyle harmanlar, sosyalizm mücadelesinde bu sentezi görmezden gelen şabloncu, dogmatik ve milliyetçi yaklaşımlara karşı mücadele eder.
B. TKP'nin amacı
1. TKP'nin amacı, sosyalist devrim ve sosyalizmin kuruluşudur.
2. a. Sosyalizmin kuruluş sürecinin başlangıç noktası bir siyasal devrimdir. Bu siyasal devrimin öncü gücü, siyasal ve ideolojik olarak, işçi sınıfıdır.
b. Sosyalist kuruluş için başlangıç noktası olan sosyalist iktidar, bu siyasal devrimin sonucu olarak ortaya çıkacaktır.
c.Sosyalist iktidar, işçi sınıfı ve onun siyasal etki alanında bulunan toplumsal güçlerin kitlesel mücadelelerinin eseri olacaktır.
d. Sosyalist iktidarın nihai hedefi, başka sosyalist toplumlarla birlikte, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyanın yaratılmasıdır.
3.TKP programı, işçi sınıfı öncülüğünde gerçekleşecek devrim döneminin programıdır. Kapitalizm koşulları altındaki mücadele döneminde, partinin tüm siyasal açılımları bu programın yaşama geçmesinin zorunlu koşulu olan sosyalist iktidar perspektifi doğrultusunu gösterir. İşçi sınıfını örgütlü mücadele içinde siyasallaştırmak, eğitmek ve iktidar odağı durumuna getirmek bu dönemin temel görevidir. TKP, işçi sınıfının ve emekçilerin ekonomik, toplumsal hak ve istemleri için yürüttükleri mücadeleyi, sosyalist iktidar mücadelesiyle bağını kurarak ve kapitalizm koşullarında bu istemlerin ya yalnızca kısmen karşılanabileceğini ya da hiç karşılanamayacağını açığa çıkaracak bir şekilde destekler ve örgütler.
TKP bu görevden hareketle, sosyalist devrim öncesinde,
i. Burjuvazinin her türlü siyasal ve ideolojik saldırılarını püskürtmeye çalışır;
ii. Dünya kapitalist sistemi içinde Türkiye'ye düşen ve düşecek misyonlara karşı durur;
iii. Emperyalizmin ekonomik, siyasal ve kültürel saldırılarına karşı yurtseverlik bilincinin işçi ve emekçi kitlelerde gelişmesine çalışır;
iv. Dinci gericiliğin siyasal ve ideolojik olarak geriletilmesi için işçi sınıfı aydınlanmacılığının güçlenmesine öncülük eder;
v. İşçi sınıfı içerisinde milliyetçi ve faşist ideolojilerin yer edinmesini engellemek için halkların kardeşliğini propaganda eder;
vi. Uluslararası devrim dinamiklerinin çıkarlarını gözetir;
vii. İşçi sınıfının enternasyonalist bilinçle eğitilmesi için çaba gösterir;
viii. Kapitalist sömürünün ürünü bütün çelişki ve sorunlara karşı toplumsal duyarlılığın artırılması ve tepkilerin mücadele kanalına akıtılması için öncülük eder;
ix. Kapitalizmin bütün boyutlarıyla teşhir edilmesi için ideolojik ve siyasal araçlar geliştirir;
x. Sosyalizmden yana güçlerin uyum, birliktelik ve eşgüdümünün sağlanmasına öncülük eder;
xi. Her türden ulusal baskıya karşı mücadele eder ve bu mücadelenin sınıfsal temellere oturtulmasına, ulusal ve sınıfsal dinamiklerin ortaklığının yaratılmasına özen gösterir;
xii. Sosyalizm mücadelesinin önündeki yasal engellerin kaldırılması, bütün antidemokratik uygulamaların işlevsiz kılınması ve emekçi sınıfların örgütlenmesini kısıtlayan her tür düzenlemenin etkisizleştirilmesi için olanaklarını seferber eder.
II. Sosyalist İktidarın Programı
A. Siyasal Yapı
1. İktidar, bir sosyalist demokrasi olarak örgütlenir.
2. a) Sosyalist demokrasi, iktidarın başta üretim süreci olmak üzere, toplumsal yaşamın tüm dokusuna yayılmasıyla mümkündür. Sosyalist demokraside işçi sınıfı, toplumsal örgütlenmeleri aracılığıyla yönetimdedir. İktidar organları, fabrikalar, atölyeler, bürolar, çiftlikler, okullar ve kışlalardan başlayarak yukarıya doğru uzanır.
b) TKP, toplumun bütün kesimlerini yönetime katacak yerel iktidar organlarının yaratılmasını ve bu organların yetkinleşmesini özendirir ve güvenceye alır.
3. a) Yönetim kademelerini aşağıdan yukarıya oluşturan bütün örgütlenmeler, kendi yönetimlerini özgür seçimlerle belirler. Seçmenler, bütün organlara seçtikleri temsilcilerini, görev dönemleri tamamlanmadan "geri çağırma" hakkına sahiptirler. Bu hakkın kullanımı yasalarla düzenlenir ve güvence altına alınır.
b) 16 yaşına girmiş her yurttaş, bütün yönetim kademeleri için seçme ve seçilme hakkına sahiptir.
c) Sosyalist iktidarda yasama, hükümet oluşturma ve yürütmeyi denetleme konularında en yüksek organ Meclis'tir.
d) Meclis, yerel iktidar organlarıyla bağlantılı olarak çalışır ve onlarla bir bütün oluşturur.
e) Yerel örgütlenmeler, sorumluluk alanlarından seçilen ya da atanan yöneticileri gerektiğinde görevden alma hak ve sorumluluğuna sahiptir.
f) Toplumun tüm birimlerinde ve toplumsal faaliyet alanlarında kurulan yerel örgütlenmeler, kendi birimleri ve alanları içinde yasalar çerçevesinde karar alma ve uygulama organlarıdır. Yerel örgütlenmeler, bireye, bizzat içinde yaşadığı en küçük birimden başlayarak toplumsal yaşama müdahale etme olanağı sunar, sosyalist insanın bütünsel gelişimi için uygun ortamı sağlar, kitlelerin siyasal ve hukuksal karar alma ve uygulama mekanizmalarıyla (tüm devlet organları ve Meclis) sürekli bir iletişim, etkileşim ve denetim ilişkisi içinde bulunmalarını güvence altına alır.
g) TKP, Meclis'e ve diğer yönetici kademelere seçilen temsilcilerin bağlı bulundukları üretim ya da hizmet kollarından kopmamaları için özel önlemler alır. Sosyalist demokrasinin, üretim ve karar mekanizmaları arasındaki bağların dolayımsız duruma getirilmesiyle mümkün olacağını her zaman hesaba katar.
4. a) Yönetim mekanizmalarının ve buradaki görevlilerin işçi sınıfından kopmalarını ve toplum çıkarlarına yabancılaşmalarını engelleyecek önlemler alınır.
b) Devlet örgütlenmesinde yöneticilik sorumluluğu olan kişilerin bütün toplumsal örgütlenmelerin gereksinim ve sorunlarından düzenli biçimde haberli olmalarını sağlayacak, toplumsal olarak denetlenen iletişim mekanizmaları kurulur.
c) Yöneticilerin görevlerini yerine getirebilmeleri için onlara sağlanacak olanaklar toplumsal olarak izlenebilir ve denetlenebilir saydamlıkta olacaktır. Bu olanakların kişisellikten uzak, yöneticilerin kolektif çalışma bilinçlerini her zaman diri tutacak nitelikte olması zorunludur.
5. Türkler ve Kürtler sosyalist Türkiye'nin eşit kurucu unsurlarıdır. Kapitalist Türkiye'nin baskın özelliği olan ayrımcı, şoven uygulama ve yaklaşımların bütünüyle tasfiye edilmesi için önlem alınır.
6. TKP, sosyalist demokrasinin gereği olan devletin her yurttaşı kapsaması hedefini göz önüne alarak, devlet mekanizmasının etkili ve üretken olmasını sağlayacak politikaları geliştirir; devlet-toplum ayrımının bu biçimde ortadan kaldırılacağını savunur. Devletin nihai olarak sönümleneceği göz önünde bulundurulduğunda ve bu doğrultuda, sömürücü sınıf ve ideolojilerin varlık zeminlerinin de ortadan kalkmasıyla birlikte, devletin baskıcı işlevleri tasfiye olacaktır.
B. Temel Özgürlükler
1. Anlatım, propaganda ve örgütlenme özgürlükleri, sosyalist toplumun kuruluşu ve yetkinleşmesi için vazgeçilmezdir.
2. İnsanın insanı sömürmesini açık ya da dolaylı biçimde savunan, savaş kışkırtıcısı, din istismarcısı, ırkçı ve faşist düşünceler toplumun özgür gelişiminin önünde engel oluşturdukları için propaganda ve örgütlenme özgürlüklerinden yararlanamazlar.
3. Sosyalist toplumun gelişimine engel oluşturan, ahlaki çöküntü ve yabancılaşmaya yol açan insan kaçakçılığı, fuhuş, kumar ve uyuşturucu madde ticareti yasaklanır.
4. Ulusal ve etnik köken hiçbir biçimde bir ayrıcalık ya da dışlanma-ezilme nedeni olamaz.
5. Yaşayan dil ve kültürlerin korunup geliştirilmelerine olanak sağlanır.
6. Cinsiyet farklılığının ayrımcılığa yol açmasına karşı ekonomik, siyasal, ideolojik ve kültürel önlemler alınır.
7. Aşiret yapıları tamamen ortadan kaldırılır ve bu yapıların kültürel ve ideolojik alanlardaki izlerinin bütünüyle silinmesi için çaba gösterilir.
8. Temel özgürlüklerin yaşama geçirilmesi için yazılı ve görsel iletişim, toplantı ve gösteri yapma olanakları bütün toplumsal örgütlenmelerin hizmetine verilir.
9. Seyahat etme serbestliği, konut dokunulmazlığı, haberleşme gizliliği sağlanır.
10. a) Adalet mekanizması en küçük yerellikten başlayarak toplumsal iktidar organlarının katılımıyla oluşturulur. Mahkemelerde gerek bu organlarca belirlenen yurttaşlar, gerekse meslekten yargıçlar görev alır. Hukukun üstünlüğü sağlanır.
b) Ceza ve infaz yasaları, suçların önemli bir bölümü toplumsal kaynaklı olduğundan, toplumun suça karşı korunması gereği göz ardı edilmeksizin, bireye sosyalist toplumda yer alma bilincinin ve yeteneklerinin sağlanması doğrultusundaki politikaları içerir.
c) Savunma hakkı, suçlama başladığı andan itibaren devlet tarafından korunur.
d) İç güvenlik örgütlerinin sosyalizmin ideallerine uygun ve emekçi halkın denetimine açık olarak düzenlenmeleri sağlanır.
e) Gözaltındaki, ya da cezaevindeki kişilere fiziki veya manevi baskı yapılamaz. Hiç kimseye, hiçbir koşul ve durumda işkence uygulanamaz.
f) Hiçbir durumda ölüm cezası verilemez.
C. Ekonomik Yapı
1. TKP, toplumdaki eşitsizliklerin temel kaynağı olan üretim araçlarındaki özel mülkiyeti, belli bir program çerçevesinde tümüyle ortadan kaldırmaya yönelik bir ekonomik politika izler.
2. a) Toprak da içinde olmak üzere bütün üretim araçları, doğal kaynaklar ve yeraltı zenginlikleri kamu mülkiyetindedir.
b) Üretim araçlarında kamu mülkiyetinin dışındaki biçimlerin tasfiye sürecinde, üretimin sürekliliğinin sağlanması ve emekçilerin siyasal ve ideolojik inisiyatifinin, tasfiyenin temel gücü olması için gerekli önlemler alınır.
c) Değişik mülkiyet biçimlerinin bir arada var olacağı geçiş dönemi boyunca, ekonominin sosyalist öğeleri, yasalar ve siyasal iktidarın gündelik politikalarıyla ayrıcalıklı duruma getirilir, diğerleri karşısında korunur.
3. Sosyalist ekonominin temel amacı, tüm toplumun refah içinde yaşaması, yurttaşların yaşama koşullarının her geçen gün iyileştirilmesidir.
4. Bütün ekonomik etkinlikler toplumsal denetime açık duruma getirilir ve toplumsal kaynakların israfı, rüşvet, yetkilerin kötüye kullanılması, disiplinsizlik ve tembellik gibi olgulara karşı etkin yönetsel, ideolojik, ekonomik ve hukuksal önlemler alınır.
5. Bankalar, sigorta şirketleri ve tüm diğer finans kuruluşları kamulaştırılır, sosyalist ekonominin gelişimi açısından gereksiz olanları tasfiye edilir.
6. Dış ticaret yalnız devlet eliyle yürütülür.
7. a) Ekonomik gelişme, işçi sınıfı iktidarında planlanabilir bir süreçtir. Sınıf çelişkilerinin tasfiyesi sürecinde ekonominin bütün öğelerinin uyumlu birlikteliğini ve üretimin toplum yararına gerçekleşmesini sağlayacak olan unsur, merkezi planlamadır.
b) Planlama, tabandan başlayarak emekçi inisiyatifinin gelişmesi ve üretim sürecindeki karar mekanizmalarının demokratikleşmesi ile birlikte yaşama geçer.
8. Sosyalist planlama, bilimsel ve teknolojik birikimin toplumun yararına kullanılmasına ve geliştirilmesine öncelik verir.
9. a) Sanayileşme ve kalkınmada, Türkiye'nin yeterli düzeyde sahip olduğu kaynaklara (madenler, toprak, enerji, nitelikli emek gücü) dayanılarak bir atılım örgütlenecek, ülke ekonomisinin dışa bağımlılığına son verilecektir.
b) Sosyalist ekonominin kendi gücüne dayanarak ayakta kalması, onun içe kapanması anlamına gelmez. Ekonominin bağımsızlığı, onun sınıf karakteriyle ve emperyalist dünyanın bir parçası olmaktan çıkması ile sağlanır. Bağımsızlığın ve ülkedeki sınıf çıkarlarının gözetildiği dış ekonomik ilişkiler, sosyalist ekonominin gelişimine hizmet edecek biçimde düzenlenir.
c) Emperyalist ülkelerle yapılmış, ülkemiz emekçilerini büyük bir borç yükü altına sokan, ülkeyi bağımlı duruma getiren bütün anlaşmalar geçersizdir, tek yanlı olarak feshedilir.
d) Diğer sosyalist ülkelerle kalıcı, uyumlu ve enternasyonalizmin ruhuna uygun bir ekonomik bütünleşme sürecinin gerçekleşmesi için çaba gösterilir.
10. Sosyalist ekonomik yapıda üretilen tüm zenginlik, toplumun kolektif gereksinimleri için gereken miktar ayrıldıktan sonra emekçilere ücret olarak geri döner. Ücretlerin belirlenmesinde "herkesten yeteneğine göre, herkese emeğine göre" ilkesi, sınıfsız topluma giden yolun ilk aşamalarında geçerliliğini sürdürecektir. Bununla birlikte, asıl hedef olan "herkese ihtiyacına göre" ilkesinin giderek öne çıkmasını gözeten politikalar geliştirilecektir.
11. Çalışma süresinin kısaltılması, yeni insanın yaratılmasında en önemli araçlardan ve sosyalist toplumun temel hedeflerinden biridir.
12. Fiziksel emek kullanımını en aza indirmek ve tüm insanların zihinsel üretim potansiyelini harekete geçirmek, sosyalist toplumun bir diğer temel hedefidir. Tarım ve sanayi üretiminde ileri teknikler kullanılarak, öncelikle insana yakışmayan koşullarda gerçekleşen işlerin makineler tarafından yerine getirilmesi sağlanır.
13. Sosyalist ekonomide çalışabilir durum ve yaştaki tüm yurttaşlara iş güvencesi ve çalışma hakkı sağlanır. Devlet bu iki temel hakkı hiçbir durumda ortadan kaldıramaz.
14. Çalışamayacak durumda olanlar, yaşlılar ve emekliler sosyalist devletin güvencesi altındadır. Bu yurttaşlara insanca bir yaşam düzeyi ve eşit olanaklar sağlanır.
15. Sendikalar sosyalist kuruluş sürecinde işçi sınıfının yönetime katılma, sosyalizmin temellerini sağlamlaştırma ve onu koruma araçlarından bir tanesidir.
a) Sendikalaşma ve grev hakkı, tüm emekçileri kapsayan bir biçimde yasalarla güvence altına alınır.
b) Sendikalar ve işyerlerindeki iktidar organları, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, işçilerin dinlenme, kültür ve spor olanaklarının genişletilmesi için yetkilidirler.
16. a) Tarım emekçilerinin, özgür çiftçiler olarak kolektif çiftliklerde ve tarım proleterleri olarak devlet işletmelerinde toplanmaları için siyasal ve ideolojik mücadele verilir. Kolektif çiftliklerin kamu mülkiyetine uyumlu ve onunla çelişmeyecek biçimler bulması sağlanır.
b) Tarımsal üretimde değişik kolektif biçimlerin uyumu gözetilirken, gelişkin biçimlere yönelinmesi için çaba gösterilir.
c) Toprakta özel mülkiyetçi ideolojiyi besleyen her tür dinamiğe karşı mücadele edilir.
d) Tarımsal üretimde dışa bağımlılığa son verilir.
17. TKP, ekonomik politikaların kentler ile kırlar arasındaki ayrımları azaltma hedefi ile uyumlu olmasına dikkat eder.
18. Üretim sürecinde ortaya çıkan her tür yabancılaşmaya, özellikle işçi-makine, işçi-ürün yabancılaşmasına karşı önlem alınır.
D. Dış Politika ve Savunma
1. Emperyalizmin bütün askeri, ekonomik, mali, kültürel ve siyasal örgütlenmelerinden çıkılır. Bu örgütlenmelerle geçmişteki ilişki ve bağların yol açtığı ülke çıkarlarına aykırı bütün anlaşma ve yükümlülükler geçersizdir.
2. Eşit katılımı sağlayan, karşılıklı çıkarları koruyan ve barışa hizmet eden bütün uluslararası kuruluşlarda yer alınır. Bu kuruluşların uluslararası ilişkilerin iyileştirilmesi, emperyalist ülkelerin hareket alanının daraltılması ve uluslararası gericilikle mücadele amaçlarına hizmet etmesi için etkin bir çaba gösterilir.
3. Bütün sosyalist ve devrimci iktidarlarla dayanışmaya gidilir. Emperyalizmin gücünü ve etkinliğini geriletici bölgesel/uluslararası birlikteliklerin oluşturulması ve güçlendirilmesi için girişimci ve destekleyici tutumlar sergilenir.
4. a) Toplumda enternasyonalist bilincin gelişmesi ve süreklilik kazanması için gereken önlemler alınır.
b) Kapitalist ülkelerdeki devrimci ve komünist hareketlerle dayanışma geliştirilir.
c) Komünist, sosyalist, anti-emperyalist, anti-faşist, savaş aleyhtarı görüşleri nedeniyle kendi ülkelerini terk etmek zorunda bırakılan kişiler, sosyalist toplumumuzun ve yasaların güvencesi altındadır.
5. a) Ülkenin temel savunma unsuru, silahlı kuvvetlerdir.
b) Silahlı kuvvetler, sosyalist toplumun hizmetindedir. Silahlı kuvvetlerin topluma yabancılaşması önlenir. Silahlı kuvvetler barış zamanlarında üretim sürecinde görev üstlenir.
c) Askerlik, kadın ve erkek bütün yurttaşlara zorunludur. Askerlik süresi uluslararası ilişkilerin durumuna göre belirlenir.
d) Silahlı kuvvetler çağın gereklerine uygun bir örgütlenme ile teknolojik gelişmelere uyum sağlar. Ülkenin savunma gücünün ayakta kalması için her tür önlem alınır. Silah sanayisinin ulusal karakteri geliştirilir ve titizlikle korunur.
e) Savaş hali uygulamasına karar verecek tek organ Meclis'tir.
f) Emperyalist bir saldırı karşısında ülkenin bütün siyasal, örgütsel, ekonomik ve beşeri potansiyeli harekete geçirilir ve savaş, tüm halkın katılımıyla, devrimci ve yurtsever bir savaşa dönüştürülür.
g) Silahlı kuvvetler içinde ast-üst ilişkilerinde demokratik normlar yerleştirilir, hiyerarşik düzen kültürel ve ideolojik eğitim süreçlerinin yardımıyla sağlanır. Silahlı kuvvetlerin daimi personeli, yalnız askerlik alanında değil, sosyalist toplumun gereksindiği bireyler olarak yetiştirilir.
h) Silahlı kuvvetler mensupları, seçme ve seçilme hakkı dahil olmak üzere, diğer yurttaşlara tanınan bütün siyasal ve sosyal haklara sahiptir.
i) Silahlı kuvvetlerin enternasyonalist karakteri korunur ve güçlendirilir.
j) İç güvenlik gerksinmeleri, silahlı kuvvetler bünyesinde kurulan halk milisleri ile karşılanır.
E. Yeni İnsanın Yaratılması
1. Yeni insanın yaratılması, sosyalizmin kuruluşunun hem bir göstergesi, hem bir sonucu, hem de aracıdır. Yeni insan, ideolojik, kültürel ve fiziki varlığıyla bir bütündür. Toplum ve devlet, bu bütünün uyumlu ve sağlıklı gelişmesinden sorumludur.
2. TKP, bireylerin kendilerini toplumsal olarak ifade edebilmeleri, kolektif bilince sahip, insanların ve bütün ulusların eşitliği ve kardeşliğine inanan kişiler olarak yetişmeleri için eğitim, kitle iletişimi, siyasal ve kültürel yaşam, sağlık, spor etkinlikleri gibi alanları ayrı ayrı değil, bir bütün olarak değerlendirir.
3. Bütün yurttaşları kapsayan ve her tür insani gereksinimi içeren bir sosyal güvenlik sistemi oluşturulur.
4. a) Eğitim, bütün aşamalarında parasız sunulan kamusal bir hizmet olarak toplumun çıkarları doğrultusunda yeniden örgütlenir. Bütün özel eğitim kurumları kamulaştırılır.
b) Eğitim, insanın yetenek ve yaratıcı gücünü ortaya çıkaran, geliştiren bilimsel içerikli bir etkinliğe dönüştürülür.
c) Anadilde eğitim, sosyalist devletin güvencesi altındadır. Ülke ve bölgede yaşayan halkların birbirlerinin dil ve kültürlerini daha yakından tanımaları eğitim sisteminin amaçları arasındadır.
d) Yabancı dil eğitim politikası, insanlığın kültürel ve bilimsel birikiminden azami ölçüde faydalanmak ve halklar arası kardeşliği güçlendirmek hedefi doğrultusunda belirlenir.
e) Herkesin istediği alanda öğrenim görebilmesi, toplumun gereksinimleri de gözetilerek sağlanır.
f) Eğitim politikalarında öğrenim kurumlarının bütün öğeleri söz sahibidir. Öğretmenler, öğrenciler, veliler ve eğitim kurumlarındaki hizmet işçileri ayrı ve birleşik örgütlenmelerle eğitim politikalarının oluşturulmasına katılırlar.
g)Yeni insanın sınıfsız topluma giden süreçte, aynı zamanda "mücadele eden insan" olduğundan hareketle, eğitim, sınıfsız-sömürüsüz bir dünya için verilen mücadeleye bilimsel ve ahlaki açılardan yardımcı olur.
h) 18 yaşın altındaki çocuk ve gençlerin, eğitim süreçlerinin bir parçası olmayan işlerde çalışmaları/çalıştırılmaları yasaktır.
i) Okuma, yazma bilmeyen tek bir yurttaşın kalmaması sosyalist toplumun en temel görevlerinden birisidir. Ayrıca hiçbir yaş sınırlaması olmaksızın insanların bilgi ve becerilerini geliştirebilmeleri için her tür olanak sağlanır.
5. Bütün özel hastane ve sağlık kuruluşları kamulaştırılır. İlaç ve tedavi giderleri dahil bütün sağlık hizmetleri parasızdır ve devlet tarafından karşılanır. İnsan sağlığını bozucu her tür etkenin ortadan kaldırılması için mücadele edilir, ve koruyucu hekimlik ve basamaklı sağlık hizmeti uygulamaları yaygınlaştırılır.
6. İnsanlar moral ve fiziki açılardan kendilerini yeniden üretecekleri mekanlarda yaşama hakkına sahiptir. Bu hak doğrultusunda herkese gereksinimine uygun konut sağlanır. Konutların deprem, sel ve diğer doğa olaylarından etkilenmeyecek sağlamlığa sahip olmaları için gereken her tür önlem alınır. Konutlarda ısınma, elektrik enerjisi ve su bedelsiz olarak sağlanır.
7. Toplumun kullanımına sunulan mal ve hizmetlerin fiyatları, toplumun entelektüel gelişiminin hızlandırılması ve tüketim alışkanlıklarının yeni insanın yaratılması mücadelesine yardımcı olacak biçimde değiştirilmesi hedefleri de dikkate alınarak belirlenir.
8. Yeni insanın yaratılması mücadelesinin önemli bir parçası, kadın ve erkek arasında toplumsal etkinlik, fırsat eşitliği ve toplumsal roller açısından tarihsel süreç içinde ortaya çıkmış ayrım ve çelişkilerin ortadan kaldırılmasıdır.
a) TKP, yasalarla güvenceye alınan kadın haklarının yaşamın bütün alanlarında gerçek ve kalıcı bir kazanıma dönüşmesi doğrultusunda mücadele eder, cinselliğin kadını aşağılayıcı ideolojik roller üstlenmesine, kadınlara yönelik her tür ayrımcılığa karşı durur.
b) Kadının ev işleri ve çocuk bakımına bağımlılığının nedeni olan cinsiyet farklılığına dayalı işbölümünün bütün toplumsal ve ideolojik yönleriyle tasfiye edilmesi için gereken mücadele verilir. Yemek, temizlik ve çocuk bakımı gibi kapitalist toplumda kadının üzerine çöken yükler, kolektif olanaklar seferber edilerek toplumun bütünü tarafından üstlenilir. Bu doğrultuda planlı kentleşmenin önemli bir parçası olan kreş, yemekhane ve çamaşırhaneler yaygınlaştırılır.
c) Kadınların siyasal ve kültürel yaşama etkin bir biçimde katılmaları için her tür örgütsel olanak yaratılır.
d) TKP, ailenin kapitalizm koşullarında üstlendiği iktisadi ve ideolojik işlevlerinden arındırılması ve sevgi temelinde gönüllü birlikteliklere dönüşmesi için mücadele eder.
9. Çocukların bakımı, beslenmesi, sağlıklı bireyler olarak gelişimi ve eğitimi, sosyalist devletin güvencesindedir.
10. Gençlerin mümkün olan en erken yaştan başlayarak toplumsal yaşamın bütününe, siyasal karar alma süreçlerine, kültürel, sanatsal, bilimsel üretime katılabilmeleri özendirilir. Parçası oldukları eğitim veya spor kurumları ile yerelliklerde diğer yurttaşlarla eşit hak ve sorumluluklara sahip olmaları için olanak sağlanır. Sosyalist toplum, kapitalist toplumda baskı altında tutulan gençliğin yaratıcı enerjisini açığa çıkaracak, gençliği her alanda özgürleştirecektir.
11. Kapitalizmin her türlü toplumsal etkinlikten uzaklaştırarak kimsesiz ve desteksiz bıraktığı yaşlıların yeni toplumun eşit, bakımlı, kamusal yaşama katılmaları özendirilen yurttaşlar olarak yaşamaları için gerekli bütün maddi ve manevi koşullar oluşturulur.
12. Engellilerin eğitim ve üretim süreçlerine ve toplumsal yaşama katılmalarının koşulları yaratılır.
13. Sanat, yeni insanın kendini özgürce gerçekleştirmesine katkı sağlayacak önemli alanlardan biridir.
a) TKP, sanatçı yaratıcılığının özgürleşmesini hedefleyen girişimlere öncülük eder.
b) Sanatın özgür bir ortamda toplumsallaşması, sanat emekçilerinin örgütlenmesi, sanatın insana ulaşmasını önleyen bütün engellerin kaldırılması, TKP'nin temel amaçlarındandır. Bu doğrultuda;
i. Sanat emekçilerinin, kendilerine ayrılacak toplumsal olanakları örgütlü ve kolektif olarak kullanmaları gözetilir.
ii. Devletin sanatsal üretimde yeni ve farklı yaratma biçim ve tekniklerinin gelişmesine engel değil destek olması esastır.
iii. Sanat ürünlerine yönelik her tür sansür kaldırılır.
iv. Sanatın metalaşmasının önüne geçilir.
v. Sanatsal üretimin bir azınlık uğraşı olmaktan çıkması ve yaygın bir toplumsal uğraş haline gelmesine çalışılır.
vi. TKP, sanatsal ürünlerin sosyalist toplumun ve yeni insanın gereksinimleriyle çelişkiye düşmemesi için ideolojik mücadele verir.
c) Kültürel ve tarihsel miras korunur ve tüm halkın erişimine açılır.
14. Bilim ve bilimsel faaliyet sosyalist toplumun yetkinleştirilmesinde ve yeni insanın yaratılmasında temel başlıklardan biridir. Bilim ve teknolojinin sömürüyü artırmak amacıyla ya da sömürünün artmasına izin verdikleri ölçüde geliştirilebildiği, metalaştırıldığı, geniş kitlelere yabancılaştırıldığı koşulların sona ermesiyle bilimsel faaliyetin toplumun bütünsel çıkarları doğrultusunda yürütülmesi mümkün hale gelecektir. Bilimsel çalışmalara ayrılan kaynakların belirlenmesi ve dağıtım kararlarına bilim insanlarının örgütlü olarak katılmaları sağlanacaktır. Bilim insanlarının yürüttüğü çalışmalar sonucunda ortaya çıkan kazanım ve ürünler bütün insanlığın ortak malıdır.
15. a) Kapitalist toplumda ticarileştirilen ve profesyonel bir faaliyet haline getirilen sporun yerini spor yapma olanaklarının her yaş, cinsiyet, meslek ve bölgeden bütün insanlara sunulduğu bir toplumsal örgütlenme alacaktır.
b) Sporun yıkıcı, düşmanlaştırıcı bir rekabeti değil sağlık, eğlence ve dayanışmayı esas alması ve geliştirmesi hedeflenir.
c) Spor, özel mekanlara sıkıştırılmak yerine işyerlerine, okullara, bütün yerleşim birimlerine yaygınlaştırılır. Geniş kitlelerin pasif izleyici durumundan çıkmaları özendirilir.
16. a) Herkes inanç özgürlüğüne sahiptir. Hiçbir kurum, insanlar üzerinde manevi baskı kuramaz.
b) Dinin siyasallaşmasının önüne geçilir. İnsanların dinsel inanışları hiçbir resmi belgede yer almaz.
c) Din, eğitim kurumlarında toplumsal bilimlerin bir araştırma konusu olarak ele alınır.
d) TKP, her türden metafizik inanışın yerine insanlığın bilimsel kazanımlarının geçirilmesi için verilecek siyasal-ideolojik mücadelelerin öncüsüdür.
17. a) Çevre ve kültür değerleri, ticari birer meta olmaktan kurtarılarak devlet tarafından korunur ve tüm toplumun kullanımına açılır. Kıyıların, ormanların, doğal ve tarihsel zenginliklerin tahrip edilmesine karşı ağır yaptırımlar uygulanır.
b) Sosyalist sanayileşme ve kentleşme politika ve uygulamalarında çevre ve insan sağlığının korunması öncelikli olarak gözetilir. Çevre politikasının belirlenmesinde ve somut uygulamalarda toplumun bütününün ve ilgili toplulukların örgütlü biçimde yer almaları sağlanır.
c) Ekonomik, sosyal ve kültürel açılardan kentlerin kırlara karşı göreli üstünlüğünden kaynaklanan eşitsizliklerin giderilmesi doğrultusunda önlem alınır.
d) Kentlerde toplu taşımacılık yaşama geçirilir ve ücretsiz kamu hizmetine dönüştürülür. Kent içi ve kentler arası ulaşımda karayollarının kapitalist toplumda kazandığı ağırlık azaltılarak, daha güvenli ve verimli ulaşım biçimleri yaygınlaştırılır.
e) Doğal afetlerin yıkıcı etkilerini yok etmek için gerekli kaynakların ayrılması, bu yönde bilimsel çalışmalar yürütülmesi sosyalist devletin sorumluluğudur. Bu çalışmalar halkın bilgisine, katılım ve denetimine açıktır.
__________________
HER SAMİMİ YURTSEVERİN VARACAĞI SON NOKTA SOSYALİZMDİR. ERNESTO CHE GUEVARA.

YAŞASIN TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ-YURTSEVER CEPHE
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
TKP'li Öğrenciler: 'Çekilen silahın hedefi bellidir'

--------------------------------------------------------------------------------


Ankara, İstanbul, Bolu ve son olarak Antalya. Üniversitelerde artan saldırıların planlı olduğunu söyleyen TKP'li Öğrenciler hedefin de ülkenin geleceği olduğunun altını çiziyor.

soL Akdeniz Üniversitesi'ndeki faşist saldırılar üzerine TKP'li Öğrenciler'in yaptığı açıklamanın tam metni:

Akdeniz Üniversitesi'nde çekilen silahın hedefi bellidir:
Namlunun ucundaki gençliktir, gelecektir ve ülkemizdir
Akdeniz Üniversitesi'nde yaşananlar üniversitelerimize dönük saldırıların geldiği boyutu göstermektedir. Üniversitelerimize dönük bu saldırılar, ülkemize ve ülkemizin geleceği olan gençlerimize dönük saldırıların somut bir uzanımıdır.

Kimi merkezlerin hâlâ büyük bir yüzsüzlükle "sağ-sol" çatışması olarak sunmaya çalıştığı olay açıkça görüleceğiz üzere planlı bir faşist saldırıdır. Pek çoğunun üniversite ile herhangi bir bağlantısı olmadığı besbelli, MHP ve Ülkü Ocakları'nda örgütlenmiş faşistler, güpegündüz büyük bir kentin, büyük bir üniversite kampüsüne silahlı bir baskın düzenlemişlerdir.

Saldırı planlıdır
Saldırının planlı olduğunun en somut göstergesi, saldırıyı düzenleyenlerin tarihinde benzer saldırılardan binlercesini bulabileceğimiz MHP ve Ülkü Ocakları'nda örgütlenmiş olmalarıdır. Ayrıca kimi saldırganların daha önce "uyuşturucu kaçakçılığı" ve "çete" suçlarından gözaltına alınmış olduğu bilgisi bu örgütlülüğün en somut kanıtlarından birisi olarak değerlendirilebilir. Türkiye'nin herhangi bir ilindeki hemen her lise öğrencisi bile uyuşturucu ticareti ile Ülkü Ocakları arasındaki bağın bilgisine sahiptir.
Öte yandan zaten MHP yetkilileri panik içersinde saldırganlarla hukuki bir ilişkileri olmadığını iddia etmeye başlamış ancak söz konusu faşistlerin MHP ve Ülkü Ocakları ile olan ilişkileri bilindiği için ilişkilerini inkâr edememişlerdir.

Saldırının sorumlusu AKP Hükümetidir

Saldırının MHP ve Ülkü Ocakları tarafından gerçekleştirildiği gün gibi açıktır. Bununla beraber saldırının MHP'nin en somut örneğini türban tartışmaları sırasında gördüğümüz AKP destekçiliği ile birlikte düşünmek gerekmektedir. AKP'nin Türkiye'yi sömürünün katmerlendiği, gericiliğin daha da kuvvetlendiği ve bağımlılığın en üst düzeye taşındığı karanlık bir noktaya götürmekle görevli olduğunu daha önce defalarca kez ilan ettik. Görülen odur ki, emperyalizm MHP'ye de bu süreçte kritik noktalarda devreye girerek AKP'yi destekleme görevi vermiştir.

Hükümet sözcüsünün saldırı ile ilgili açıklamalarının merkezine üniversite yönetimlerinin ve onlar vesilesiyle üniversiteleri eleştirmeyi alması başka nasıl açıklanabilir ki?

Bütün saldırıların hedefleri ortaktır

Saldırılar tek bir merkezden ve aynı amaca hizmet için organize edilmektedir. Antalya örneğinde suçlular bütün iğrençlikleri ile gözler önüne çıkmıştır. Bu saldırının İstanbul Üniversitesi'ndeki gerici-yobaz saldırılarla, Abant İzzet Baysal Üniversitesi'ndeki anti-emperyalist eyleme dönük saldırı ile, Marmara ve Gazi Üniversitelerindeki saldırılarla ortak amaçları olduğunun altını çizmek gerekir. Öte yandan AKP Hükümeti'nin Yusuf Ziya Özcan'ı YÖK Başkanı olarak ataması, üniversitelere türbanı sokmak için gerçekleştirdiği yasal düzenlemelerde tüm saldırılarla aynı amaca hizmet etmektedir.

Teslim olmayacağız, teslim etmeyeceğiz

TKP'li Öğrenciler olarak, uzun bir süredir ama özellikle bu öğretim yılının başından beri üniversitelere dönük saldırıların, ülkemize dönük saldırıların bir uzantısı olduğunu ve geleceğimizi teslim almayı amaçladığını söyledik...

AKP bu misyonla hükümet görevi almıştır.

AKP ile kavgamızın temel nedeni budur.

Sözümüz Türkiye emekçi halklarına, çağrımız ülkemizin yurtsever devrimci gençliğinedir.

Ülkemizi ve üniversitelerimizi karanlığa teslim etmeyeceğiz!

TKP'li Öğrenciler
TKP Edirne:'AKP siyaseti ülkemiz topraklarından atılsın'

--------------------------------------------------------------------------------

25 Mart 2008, Salı
TKP Edirne İl Örgütü AKP'ye açılan kapatma davasına ilişkin bir basın açıklaması gerçekleştirdi.
soL (Edirne) Türkiye Komünist Partisi (TKP) Edirne İl Örgütü, geçtiğimiz Pazar günü AKP'ye açılan kapatma davası ile ilgili bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

Açıklamada AKP'nin kapatılması istemiyle açılan davanın bir özgürlük sorunu olarak adlandırılmasının yanlış olacağı vurgulandı ve "AKP emekçi halkımızın önündeki en büyük engeldir. Yine bu engeli ortadan kaldıracak olan düzenin kendi iç gerilimleri değil emekçi halkımızın ortak mücadelesidir. Bizler bir kez daha AKP'yi istemediğimizi ilan ediyor ve halkımızı gericilere, işbirlikçilere, Amerikancılara karşı mücadeleye davet ediyoruz. Bizler biliyoruz ki halk düşmanlarından hesap soracak olan emekçi halkımızın kendisidir" denildi.
Açıklama sırasında "AKP'yi İstemiyoruz!", "Halkımız Kendi İşini Kendi Görmelidir", "Emek Düşmanı AKP" gibi dövizler taşındı ve "Tayyip Amerika'ya Fettullah'ın yanına", "Şeriatçı, faşist AKP'yi istemiyoruz", "Sermayenin imamı kaça sattın vatanı" sloganları atıldı. Basın açıklaması sırasında çevrede bulunanlar alkışlarıyla basın açıklamasına destek verirken ardından yapılan Yurtsever gazetesi satışına da yoğun ilgi gösterdiler.
__________________
HER SAMİMİ YURTSEVERİN VARACAĞI SON NOKTA SOSYALİZMDİR. ERNESTO CHE GUEVARA.

YAŞASIN TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ-YURTSEVER CEPHE
AKP Türkiye'yi Amerikancı, piyasacı, gerici bir faşist diktatörlüğe götürüyor.'
soL Türkiye Komünist Partisi (TKP) Siyasi Komite tarafından yapılan açıklamanın tam metnine aşağıda yer veriyoruz.
AKP faşizmin bütün özelliklerini taşıyorAKP kural tanımaz.
AKP emeğe düşmandır.
AKP sola düşmandır.
AKP Amerikancıdır.
AKP gericidir.
AKP karşı-devrimcidir.
Türkiye Komünist Partisi, AKP karşıtlarına dönük artık kontrolden çıkan ve giderek inandırıcılığını yitiren soruşturma terörünü protesto ederken, AKP ve her tür halk düşmanı, işbirlikçi odağı ancak emekçi halkın durdurabileceğini, toplumun sindirilerek devlet içindeki kanatlar arasındaki bir çatışmanın seyircisi durumuna düşürülmesine seyirci kalmayacağını ilan eder.
Adalet ve Kalkınma Partisi emekçi halka düşmandır. Bizim bildiğimiz darbeler hep emekçi halka karşı yapılır. Sosyal güvenlik sisteminin tasfiyesi, kıdem tazminatının kaldırılması, özelleştirmeler ve benzeri uygulamalar AKP'nin ekonomi politikalarının temel unsurlarıdır. Bu politikalardan demokrasi çıkmaz. AKP'nin demokrasiyi koruduğunu iddia edenler bu politikalardan fayda uman çevreler ve bunların peşine takılanlardır.
Adalet ve Kalkınma Partisi, ABD ve AB'nin emrinde çalışmaktadır. Bugün en görmeyen gözler bile Erdoğan ile Vaşington ve diğer emperyalist merkezler arasındaki ilişkiyi fark etmektedir. Ne zamandan beri Vaşington darbelere karşı tavır alıyor? Ne zamandan beri emperyalizmle kol kola demokrasi mücadelesi veriliyor? AKP'nin savunduğu demokrasi, ABD'nin bütün dünyaya dayattığı piyasa diktatörlüğünden başka bir şey değildir.
Adalet ve Kalkınma Partisi, karanlığı savunmakta, Türkiye'de toplumsal ve siyasal yaşamı daha fazla dincileştirmek, din kurallarına bağlamak için çaba harcamaktadır. Buradan demokrasi çıkmaz. Buradan İslamcı faşizm çıkar. Darbeye ve çetelere karşı mücadele adı altında yürütülen kampanyalarla AKP'nin kendi çeteleri ve darbeciliği gizlenmektedir.
Çetelerden söz eden Tayip Erdoğan, incir çekirdeğini doldurmayan iddialar yerine 1 Mayıs 1977'deki CIA operasyonundan söz etsin... Kahramanmaraş ve Çorum'da yaşanan katliamlardan söz etsin. 7 TİP'li gencin öldürülmesinden, 16 Mart'ta öğrencilere atılan bombadan söz etsin. Sivas'ta gerici molla güruhunun onlarca insanı yaktığı karanlık eylemden söz etsin. Vedat Aydın ve daha onlarca Kürt siyasetçisinin öldürülmesinden söz etsin.
Edemez... Çünkü bütün bunlarda suç ortaklığı vardır ve daha önemlisi bütün bunlarda ABD'nin doğrudan rolü vardır. Edemez, çünkü cinayet ve katliamlarda şimdi AKP ile birlikte "demokrasi" mücadelesi veren MHP'nin parmağı vardır.
Şimdi kalkmış Türkiye'yi darbecilerden ve çetecilerden temizliyoruz diye böbürleniyorlar. Yaptıkları, Türkiye'yi Amerikancı, piyasacı, gerici bir faşist diktatörlüğe götürmektir.
Buna asla izin verilmeyecektir.
Türkiye Komünist Partisi
Siyasi Komite
-----------------------------------------------------------------------------------------------
Bugünkü SOL gazetesi İnternet sitesinden aldığım aşağıdaki haberin her bir kelimesinin altına imzamı atıyorum. Mesele hakim sınıfların kendi arasındaki çatışma meselesini aşmıştır, bir nevi faşist diktatörlük ile bu ülke halklarını mahf etme noktasına gelmiştir. Burada mesele gözaltına alınan şahısların ne olduğu ile alakalı değildir, mesele hakim sınıfların en gerici kesimleri öncelikle kendi rakiplerini tasfiye ediyorsa bunun sonu işçi sınıfına ve önderliğe kadar uzanacaktır. Zaten bu saldırının temel hedefi de İşçi Sınıfı ve komünist önderliğin tasfiyesidir. Burjuvazi kendi arasında tartışıyor bize ne diyemeyiz. Biz bu çatışmada tasfiye edilmeye çalışılan hakim kuvvetlerden yana da olamayız ama şu aşamada bu faşizan saldırının esas hedeflerini görmeli ve bu hedefe yönelik hazırlıklı olmalıyız. Hakim işbirlikçi sınıfların en gericisi konumunda bulunanların burjuva siyasetinde politik ifadesi olan AKP'ye karşı mücadeleyi merkeze almak; işçi sınıfının düşmanlarının en azılısına karşı mücadeleyi merkeze almak demektir. Dünya tarihinde Marks'tan bu yana bütün devrimciler düşmanlarını tahlil etmişler, aralarındaki çelişkileri anlamışlardır. (Burjuvazi yekpare değildir ve hepsi kötüdür ama kötününde kötüsü de vardır.) Belki biz sosyalistlerin en büyük yanılgısı Almanya'da nazi faşizminin iktidarını kestirememiş ve işçi sınıfı içerisinde bu konuda yeterli çalışma yapılmamıştır. Liberal bakışın bu konuda yapabileceği birşey yoktur, Bekler ve görür ama neyi görür ve halkına neyi reva görür onu tarih göstermiştir. AKP Türkiye'nin en dışa bağımlı, feodal gericiliğin unsurlarını özünde taşıyan, burjuva kanadının politik temsilcisidir. Doğal olarak ABD'nin emrindedir. ABD Türkiye'de artık rahat hareket etmek istemektedir. Bunun için AKP'yi politik arenaya çıkartmıştır. İşçi sınıfı düşmanı oldukları, köylü düşmanı oldukları, Kürt düşmanı oldukları attıkları her adımda görülmektedir. AKP iktidarı dönemine bakınız; kimler destekledi, nasıl iktidar oldu, kimlerle uzlaştı, kimlerle uzlaşmadı, sınıf savaşındaki yeri nereye denk düşüyor, karşımızdaki ete kemiğe bürünmüş faşizm arkadaşlar, hayali teorik bir düşman değil. Bakın kendi aralarındaki mücadeleyi halledince bu defa sıra esas hedeflerine gelecektir. Esas hedefleri İşçi Sınıfıdır. Bugün erteledikleri herşeyi o zaman ortaya koyacaklar ve halkın köleleşmesi yolunda insanlığın gördüğü en barbar yönetim olan faşist diktatörlüğün temellerini atacaklardır. Ülke halkının çocuklarını cephelere sürecekler ve emperyalistlerin emrinde ölüme göndereceklerdir. İçeride polis devleti ve faşist yönetimle gak diyeni hapse tıkacaklar, yokedecekler dışarıda emperyalistlerin emrinde yurttaşlarımızı kırdıracaklar. İran'a, Afganistan'a ve bütün ezilen dünyaya jandarmalık yaptıracaklar. Ergenekon hikayesi başlarken demiştim; bu ülkenin gördüğü en işbirlikçi hükümeti mi kontr-gerilla ile hesaplaşacak? Kimse kendini kandırmasın...

"AKP çareyi savaş ilan etmekte buldu
22 Mart 2008, Cumartesi
Dün gerçekleşen gözaltılar AKP'nin bu ülkeyi bir ABD şirketi ve asker deposu haline getirmek için emekçi yığınlara yönelik yeni bir saldırı dalgasının düğmesine bastığını gösteriyor. Fakat bu sürecin dönüp AKP'yi vuracağının işaretleri de mevcut.
HABER MERKEZİ Haftanın son günü sabaha karşı aralarında Cumhuriyet Gazetesi Başyazarı İlhan Selçuk, İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek ve eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu’nun da bulunduğu 14 kişi gözaltına alındı. Ankara ve İstanbul’da gerçekleşen gözaltıların geçtiğimiz yıl Ümraniye'de ele geçirilen patlayıcılara ilişkin sürdürülen operasyonlar kapsamında yürütüldüğü bildirildi.
Sabah karşı 4:00-4:30 sularında gerçekleşen gözaltıların ardından Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Şişli'deki Cumhuriyet Gazetesine geldi. Ekipler, evinden gözaltına alınan İlhan Selçuk'un odasında arama yaptıktan sonra gazete binasından ayrıldı. Polisin Selçuk’un gözaltına alınması sırasında evinde de arama yaptığı bilgisi verildi.
Aynı soruşturma kapsamında, İP Genel Merkezi ile İstanbul İl Başkanlığı, Ulusal Kanal ve Aydınlık Dergisi’nin bulunduğu Beyoğlu'ndaki binada da polis arama ve inceleme başlattı.Arama sırasında bazı evraklara el konulduğu kaydedildi. Polislerin Doğu Perinçek’in evinde de geniş çaplı arama yaptıkları bildirildi.
Gün içinde İlhan Selçuk’un gözaltına alınmasına ilişkin yapılan itiraz nöbetçi mahkeme tarafından reddedildi. Gözaltındaki diğer kişiler için de itirazlar yapıldığı, ancak bunların da mahkemeler tarafından reddedildiği bildirildi.
Gözaltına alınanlar
Geçtiğimiz yıl Haziran ayında Ümraniye’de bir evde bulunan patlayıcı ve bombaların ardından yürütülen soruşturma çerçevesinde emekli astsubay Oktay Yıldırım ve emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin’in de içinde olduğu 15 kişi tutuklanmıştı. “Ergenekon terör örgütü” soruşturması çerçevesinde Ocak ayında da aralarında Veli Küçük, Kemal Kerinçsiz gibi isimlerin de bulunduğu 39 kişi tutuklanmıştı.
Soruşturma kapsamında dün sabaha karşı da İP Genel Başkanı Doğu Perinçek, Cumhuriyet Gazetesi Başyazarı İlhan Selçuk, eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu, Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Ferit İlsever, gazeteci Adnan Akfırat, Yusuf Beşirik, Aydın Gergin, Aykut Tokak, Mahir Güngör, Yusuf Tuncer, işadamı İbrahim Benli, Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk gözaltına alındı. İP yetkilileri parti genel merkezinde yapılan arama sırasında da 4 parti görevlisinin daha gözaltına alındığını bildirdiler.
Ergenekon terörü
Gözaltılar birçok yorumcu tarafından sürpriz olarak nitelense de özellikle liberal-gerici kalemlerin ateşledikleri işaret fişeklerinin bunun habercisi olduğu görülüyor. Örneğin Fehmi Koru’nun Taha Kıvanç takma adıyla yazdığı köşede dün AKP’lilere Cumhuriyet gazetesini dikkatle izlemeleri tavsiye ediliyor ve gazete için Ergenekon karargahı iması yapılarak “ufukta başka sürprizlerin bizi beklediği” müjdeleniyor.
Ergenekon operasyonu kararının 5 Kasım’daki Erdoğan-Bush görüşmesi sırasında verildiğini söyleyecek kadar “içeriden” yazabilen Koru daha önce de Selçuk’u hedef gösteren yazılar kaleme almıştı.
Kuşkusuz kapatma davasının ardından başlatılan Ergenekon teröründe başı, artık çözülüşün gazetesi olarak bir Fethullah-ABD projesi olduğu tartışma götürmez hale gelen Taraf gazetesi çekti. Ahmet Altan’ın bu gazetede Pazar günü yayımlanan yazısı üzerinde söz söylemeye gerek bırakmayacak kadar açıktı. Altan şöyle yazıyordu: Devletin içindeki bu darbeci Kemalist güçlerle birlikte yaşanamayacağını, buna mutlaka hukuki bir çözüm bulunması gerektiğini sanırım herkes anladı. O hukuki çözüm de kısa vadede yürürlüğe girecektir. Darbeciler planlarına uygun olarak “o korkunç şeyi” yapsalar da, onu yapamadan yakalansalar da, Türkiye mutlaka demokrasi hamlelerine hız verip darbeci Kemalizmi devletten kazıyacaktır... Şimdi yapılacak tek şey… Onların aklındaki ‘ikinci’ adımı atmalarını önlemek için derhal tedbir almak…”
“Bir bildiği mi vardı?”
Gazete tamamen bir “tesadüf” olarak dünkü manşetini tam da Ergenekon’a ayırırken, Yasemin Çongar’ın köşeyazısı da yine bir vesika niteliğindeydi: “Ergenekon operasyonu ilerlerse, bugün kapatma davasını hararetle savunan birilerinin çete bağlantısının ortaya çıkması bizi hiç şaşırtmayacak. Ve operasyonun ilerlemesini önlemek isteyenlerin yeni suçlar işlemeyeceğinin bir garantisi yok. Ama biliyoruz ki, bir yüksek yargı makamı hukuk adına hukuku çiğneyerek demokratik siyasetin rotasını değiştirmeye kalkarsa, demokratik siyasetin ayakta kalmak için kavga etmekten başka çaresi kalmaz. Bu kavganın bugünün Türkiyesi’ndeki adı Ergenekon. Demokrasimizin geleceği çetenin çökertilmesine bağlı.”
Ocak ayındaki Ergenekon tutuklamalarının öncesinde de Taraf gazetesinin ve yine bazı gerici-liberal kalemlerin bu yöndeki çağrıları dikkat çekmişti. ABD’nin Türkiye temsilcileri olarak çalışan Taraf, Zaman, Yeni Şafak gibi gazeteler çoğu zaman muarızlarını “bir bildiği mi vardı” sorusuyla hedef haline getirmeye çalışırken böyle bir soruya ilk tabi olması gerekenin kendileri olduğu ortaya çıkıyor.
Erdoğan’a rahatlığı Fethullahçı örgütlenme veriyor
Başbakan Erdoğan’sa gözaltıların ardından katıldığı bir toplantıda yaptığı ve açık bir şekilde gözaltılara göre zamanlaması ve içeriği ayarlanmış konuşmasında hem “sorumlu devlet adamı” portresi çizdi hem de “kimse bizi durduramaz” diyerek ABD ve AB’den gelen desteğin gereğini yapacağı işaretini verdi. Erdoğan’ın “gerilimi yükseltmeyeceğiz, karşılık vermeyeceğiz” açıklamalarının gerisindeyse karşılık verme işini Emniyet içindeki Fethullahçı örgütlenme yoluyla yapıyor oluşunun verdiği rahatlık yatıyor.
ABD miğferine hazırlık
ABD’nin Türkiye’yi her cephede savaşa sürmeye dönük hazırlıklarının öncesinde meydana gelmesi bu gelişmelerin ABD’nin bu planlarına dönük direnci ortadan kaldırmayı amaçladığını da ortaya koyuyor. Dışişleri Bakanı Ali Babacan, hafta içinde ABD’nin emrine asker vermek istediklerini belirtmiş ama bunu şu an için açıklayamadığını da hissettirmişti. ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in önümüzdeki günlerde yapacağı Ankara ziyaretinde konunun bağlanacağı belirtiliyor. AKP’nin başlattığı yeni saldırı dalgasının, Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ı şu an için duraksamaya iten sebepleri tamamen ortadan kaldırmayı amaçladığı belirtiliyor.
AKP baltayı taşa vurdu
Gözaltılara gösterilen tepkiler ve önümüzdeki günlerde meydana gelebilecek gelişmeler, Ahmet Altan’ın dünkü yazısının başlığı olan “Son büyük hesaplaşma”dan, Türkiye Cumhuriyeti’nin tasfiyesinden yana olanların galibiyetle çıkmasının pek de mümkün olmadığına işaret ediyor."
__________________

"Bizim her eylemimiz emperyalizme karşı bir savaş çağrısı ve insanlığın en büyük düşmanı ABD’ye karşı halkların birliği için bir savaş marşıdır.
Ölüm, nereden ve nasıl gelirse gelsin, savaş sloganlarımız kulaktan kulağa yayılacaksa ve silahlarımız elden ele geçecekse ve başkaları yeni savaş ve zafer naralarıyla ve de mitralyöz sesleriyle cenazelerimize ağıt yakacaksa, hoş geldi, safa geldi."
CHE
"Son Büyük Serüvenci Yaralıdır Hala"


umutulaş--fear_of_the_dark






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:
 
  06 NİSAN 2008 DEN BUGÜNE 15196 ziyaretçi (28950 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=