SOSYALİZMKAZANACAK MY RC WORLD ip-numaram.com IP adresi

https://img.webme.com/pic/n/naazimca/yesil.jpg
   
  CAMFROG SOSYALİZMKAZANACAK KANALI
  MÜZİK VE EDEBİYAT
 

Forum => MÜZIK VE EDEBIYAT => Bir yıldız asılı gökyüzünde...

zelâl


Bir yıldız asılı gökyüzünde...
Urgan boynundaki yagmur bulutu...Altında göz kırpan evler idam sehpası...
Ne dilersiniz son sözlerini söyleyecek bir yıldızdan...
Onun ruhu mücadele adına girecekmi düşlerimize...
Sevmiş bir aşk öyküsüne militanca karışmış adı...
Cephede haykırırken bildigi ezgileri,bir panzer püskürtmüş onu kuzeye...
Takım yıldızları tutuklamış bileklerini kelepçeyle..saman yolu zindanına.. adına inat...
Ve nezamanki dilek tutmaya hazırlanan diller..yüreklerini okur onlar anlatmadan...
Sehpa çekilir alttan..Ayaklarından dökülen ışıklar yumar evlerin gözlerini...
Sevdigi güneyde sürgünde...
Bir çocuk adı Özgür..karanlıgın içinden uykusuz gözleriyle izler gökyüzünden kayışını..
Dilegi gecenin karanlık yüzünü..özgür bir mavilige teslim etmesidir...
Denilen o ki; her yıldız kaydıgında,ağlar diger dostlarıda o garip militana...
Bilinmez yagmur yagdıgında bakarım gökyüzüne,bulutların arasından gözkırpan yıldızlara verilmiş isimden vazgeçerim...
Çoban degil bir eşkiya sürüsü kovalanmış bizlere...
Onlar kaydı ters düz edilmiş yeryüzünden,bizler gece kazanından...
Hikayelerimiz gerçek adını alıp süsler bu uçsuz alemi...
Yeminler tutulur onlar adına dahası öykülere sıgmaz şanları...
Bende gördüm şimdi..en zor kavgadan galip bir yıldız agır adımlarla yitti karanlık düzlemde...
Diledim bende onun dilegini..Ki o dilek bizlerin..sormyın saklı kalsın bende...

Özgür bir dünya ve bol yıldızlı yaşamlar süslesin gecenizi,gündüzünüzü...
bu öykü ışıgında...
Gökyüzünden kayan yaşamlar varken...Görürseniz eger kayan bir yıldız..Bir kez daha düşünün dileklerinizi...
 
ÖLMÜŞLÜĞÜMÜZE İNAT BÖLÜNMÜŞLERE İTHAFTIR!!! “

EYLÜL ÖLÜLERİ KONUŞMALARI – I -

bir

iki

üç...

binlerce çocuktuk.

saymacalar ın bitiremediği

sonra tüfekler başladı saymaya...

bir

iki

üçüncü seste vurduk kendimizi toprağa

/secdemiz hep beraber inancımızaydı... tapındığımız/

siyah perdesi indi gözlerimize yaşamın, kan kızıla boyanmış

/kırağıları düştü üzerimize güzün

bahardık daha çağla açmamış.../

eylül’dü,

on ikisiydi,

sekseniydi

bin dokuz yüzün...

biz gittik

kalan sağlar bizim / diye bilmiştik!

­­­­­­­­_________________ çocuktuk ya... sizlere inanmıştık!

şimdi paramparça bir dünya avuçlarınızda.dünyalarınız paramparça ve minnacık, camdan, dokunulsa kırılacak. dünyalarınız buzdan, bir sıcak düş görseniz eriyecek kadar zayıf...

paramparça edeceğiniz bir dünyanın topraklarını döktünüz gözlerimize. paramparça ve sim siyah. ama biz aydınlıklara inanmıştık.

kalan sağlar

şimdi körler,

şimdi sağırlar...



şimdi

biz

düşüp ardına Deniz’lerin

boşa mı gittik?

oysa bizlerde

en sekmez lüverlerin mermileriydik!!!

______



evet...

bizler, siz minyatür krallıklar kurun diye öldük

siz misketimsi dünyalarınızla mutlu olun diye

siz bir yıldız kalabalığında ve bir yıldız yalnızlığında kalın!!!/ diye...

***

bizler;

mesela bir Erdal EREN

eylül’ün vurduğu bahar...

bölünün diye öldük yer cüceleri !!!

Biz,
Kızılderde söyledik söyleyeceğimizi
Ölsek de yolumuzdan dönmeyeceğimizi
Söyledik, Mahir ustanın gür sesinde
Ve o gün bu gündür
Her zaman her yerde
Yaşattık teslim olmama geleneğimizi
Canımız pahasına koruduk değerlerimizi

Anlayan anladı bizi
Halkımız tanıdı bizi
Çoşkuyla karşıladı adaletimizi
Gözlerine ışıltı yaptı eylemlerimizi
Sahiplendi bizi
Gül gibi kokladı düşenlerimizi
Ve her koklayışında
Mantar gibi çoğalttı bizi
Kır çiçekleri koydu ismimizi:
Forum => MÜZIK VE EDEBIYAT => Siz Bilmediniz

zelâl
(şimdiye kadar 41 posta)  27.10.2007 23:50:35 [alıntı yap]



dünyanın bütün karanfillerini verin ellerime
al kızıllığında yeniden seveceğim
bütün sevda türkülerini çağlatın yüreğime
kara düşlere girip yıldız yıldız yanacağım

tarihin karanlıklarından sesleniyorum size
Rosa'nın 'sevgiliye mektuplar'ında gizli sevdalarım
ağlamıyor Lübnan'lı Sena'ya artık anası
ölmemiştim ben, siz öyle sandınız
Bolivya'da kayıp bir mezardan kaldırdım başımı

Aslı'ydım, Kerem yandı, küle döndü uğrumda
Şirin'dim, dağları deldirdim Ferhad'a
kan ağladım, Mem u Zin aşkına sırdaştım
siz görmediniz...! dağlara yaslandım
deli huyluydum, Köroğlu'na yoldaştım

silah arkadaşımdı Karayılan
Fransız kurşunu işlemedi yarama
vuruldum Kızıldere'de, Nurhaklarda
tırnaklarımı söktüler Diyarbakır'da
haykırdım... duvarları deldi sesim zindanlarda

siz bilmediniz... en aydınlığıyla sevdim yüzümün
doğrudan doğruya, ak alın ve yalın sevdim...

 

Forum => MÜZIK VE EDEBIYAT => kızıldere

zelâl
(şimdiye kadar 41 posta)  27.10.2007 23:38:43 [alıntı yap]


bir kuytuda
bir köhne yerdeydi ilk adımı
karanlıktı her yer
karanlıkta başlayacaktı çaresiz
kurtlar sofrasında kavgası
zar zordu beslenmesi
kanatlanmıştı nasılsa kelebek

küf kokuyordu her yanı
çürümüş her şey
sıkılmıştı
kısacık ömre bir tutku
bir uzun koşu
koşuya çekiyordu
özgürlük kanatları

yem yeşil vadiydi tutkusu
binbir çiçek açsındı
binbir fikirli

bir rüya bulaşmıştı
ölümüne özgürlüktü sevdası
güneşe uzanan akında olmalıydı
rüyasıydı yol’culuk
kışkırtmıştı kanatları
bir mahir çarpardı yüreği
uçmaktı doğası
uçmaktı kavgası
özgürlüğünü yaşamaktı
tanrılar uyanmış
tanrılar tutmuştu subaşını
kan kusan pervaneler sarmıştı dereyi
ölüm yankılanıyordu vadi
bir kelebek kanamıştı
kelebekler
Mahir'ler kanamıştı tarihe
ondan beridir ki
kan akar yıllar yılı kızıldere
 


Forum => MÜZIK VE EDEBIYAT => söylenecek son söz kahramanca olmalı

zelâl
(şimdiye kadar 41 posta)  25.10.2007 23:42:16 [alıntı yap]

Binlerce gözüm var

Binlerce safak halindeyim

Anlamak istediğim şeyin karşısında

Çünkü anlamak zorundayım;

Her sevinç kolayca ele geçmez

Insan her acının sahibi değildir;

Gökyüzü ve nehirler olmasa toprak da anlaşılmaz

Ve hayatın kararı kesin;

Son ana kadar onuru koruyanlar yatayacak

Söylenecek son söz kahramanca olmalı…
 Mehmet Uzun: Kürtçenin mutluluğu ve direnişi

dostezgi
(şimdiye kadar 40 posta)  26.10.2007 09:39:52 [alıntı yap]

Modern Kürt romanının babası Mehmet Uzun yaşamını yitirdi. Geride Kürt halkının acılarından damıtılmış bir dizi roman bırakarak, Diyarbakır‘da; Hawara Dîcleyê romanı ile çığlığını dile getirdiği Dicle’ye, bin 500 yıllık On Gözlü Köprü‘ye, Kırklar Dağı‘na ve Hevsel Bahçeleri‘ne bakan kadim Ben u Sen Burcu ile Yedikardeş Burcu‘nun tam karşısındaki mezarında, başucunda bir nar fidanıyla yatıyor. Bir de Kürt hakının gönlünde. Anadilinde ağlayamayan Kürt çocukların gözyaşlarını kendi dillerinde anlatan, sürgünde yitik bir aşkın gölgesinde yaşayan Mehmet Uzun, yakarışını dünyaya edebiyatıyla duyurduğu Kürt halkının yüreğinde yatıyor.

Kürtçenin direnişi
O, Kürt dilinin direnişidir. “Berxwedan Jiyane” (Yaşamak Direnmektir) şiarının edebileşmesidir.(1) Kürtçe yazmakta, Kürtçeyi güçlü bir edebiyat dili haline getirmekte direnmesiyle; Kürt diline ruhunu veren Kürt halkının mücadelesinden, trajedisinden, acı ve özlemlerinden süzdüğü romanlarıyla, Yaşar Kemal’in deyişiyle “Kürtçenin mutluluğu” oldu.

Mehmet Uzun Kürt dilinin uğradığı tarihi haksızlığı bizzat kendi yaşamından anlatır: “Siverek’te ilkokulun birinci günü bir tokat yedim, bugün bile aklımdan çıkmaz. Okul bahçesinde sıraya girmeye çalışırken aramızda Kürtçe konuşuyorduk. Bir tokat attı İstanbullu yedeksubay öğretmen, Türkçe konuş diye. Ama Türkçe bilmiyordum ki… Bir tokatla tanıştım Türkçeyle. Benim anadilimle bağım böyle koptu.”

Kürtçe ile çocukluk yılarında bağı koparılan Uzun’un onunla estetik bir biçimde yeniden buluşması yıllar sonra olur. 1985‘te ilk Kürtçe romanını yazar: Tu (Sen). İki yıl sonra, Mirina Kalekî Rind (Güzel Bir Yaşlının Ölümü), romanı gelir. 1989'da Siya Evînê (Yitik Bir Aşkın Gölgesinde) yayınlanır. Rojek ji Rojên Evdalê Zeynikê (Evdalê Zeynikê’nin Günlerinden Bir Gün) 1991'de; Bîra Qederê (Kader Kuyusu), 1995'te; Ronî Mîna Evînê-Tarî Mîna Mirinê (Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık), 1998'de; Hawara Dîcleyê (Dicle’nin Sesi I - Dicle’nin Yakarışı, 2002'de; bir yıl sonra Dicle’nin Sesi II - Dicle’nin Sürgünleri yayınlanır. 2005'te basılan son romanı, Türkçe yazılmış Ruhun Gökkuşağı‘dır.

Uzun’un romanları dışında antoloji, deneme, inceleme, söyleşilerden oluşan yedi kitabı ve bir de 1993'te yayınlanan, Mirina Egîdekî (Bir Yiğidin Destanı adında destan-ağıt kitabı bulunuyor.

Yüreğinde Kürdün acısı
Mehmet Uzun’un yazarlığına damgasına vuran şey Kürtçe yazması kadar Kürt halkının acısını yüreğinde taşıyıp, güçlü bir estetik duyarlılıkla sunmasıdır. Denilebilir ki romanlarının ana kaygısı budur. Uzun’a göre herkes çekilen acıyı, yaşanan hüznü ve uygulanan vahşeti unutsa bile edebiyat ve özellikle roman bunları asla unutmaz. Edebiyatın ve romanın unutmadıkları da zamanla insani vicdan olur. Bu yaklaşımla yazar romanlarını.

“Yazar olup biteni görmeli, değişiklikleri ruhunda duymalı ve tüm bu toplumsal, ekonomik, siyasi çalkantılarda mazlumun sesini duymalı. Egemenlerin kirli, karanlık işleri, pompaladıkları şovenizm, düşmanlık ve önyargılar, kapalı kapıların gerisinde dönen vicdansız hesaplar ve tüm bunlardan zarar gören mazlum insanlar… Değişen toplumsal ilişkiler, karakterler, ruh halleri, korku, acı, umut, özlem, insani duygu… Yazar bunların çağdaş destanını, roman sanatının sunduğu en güzel biçimler ve en önemli yerel renklerle söylemeli. İşte Aşk Gibi Aydınlık, Ölüm Gibi Karanlık böyle bir yapıt.”

Yitik Bir Aşkın Gölgesinde ve Kader Kuyusu aynı yaklaşımla kaleme alınmış. Bunlar da Kürt aydınının yaşadığı zulmü anlatır. Kürt aydınlarının geçen yüzyıldaki dramını; kendi deyişi ile içinde çok fazla acı, keder, hasret, ölüm, sürgün, kırılma ve yok olmanın bulunduğu bir dramı anlatır. Kader Kuyusu’nda, Osmanlı döneminin Kürt direniş liderlerinden Bedirhan ailesinden Celadet Bedirhan‘ın sürgünlerde geçen ömrüne, Xaçaturyan konçertoları(2) eşliğinde yazdığı ağıt, bizzat Uzun’un da hayat hikayesi gibidir.

Sözlü edebiyat ve dengbejliğin etkisi
Uzun’un romanlarında dikkati çeken diğer yön ise Kürt sözlü edebiyatıyla, özellikle dengbejlik (Uzun, Dengbejlerim adlı deneme kitabında kendisini etkileyen dengbejlerden sözeder) geleneğiyle kurduğu ilişkidir.
Evdale Zeynikê’nin Günlerinden Bir Gün ve Dicle’nin Yakarışı kitapları bu açıdan dikkat çekicidir. Her ikisi de yalın bir üslupla, şiirsel bir biçimde az söze çok şey sığdırarak kaleme alınmıştır.

Ha keza Dicle’nin Yakarışı ve Dicle’nin Sürgünleri’nde anlatıcı bir dengbejdir. Kitapta dengbej yedi gün yedi gece süren “Şewbeyuk”larda yedi genç dengbej adayına kendi hayatını anlatır. Uzun “Ben bu Şewbeyuk`leri çocukluğumda yaşadım. Doğduğum yerde Kürtçe dünyasının sesleri hakimdi. O zaman dengbejlerin Şewbeyuk’leri vardı. Biz çocuk olarak bunlara katılıyorduk.” Uzun, çocukluğundaki Kürtçenin hakim seslerini böylece modern bir roman formunda yeniden üretiyor. Günümüz romanının kalıplaşmış anlatı biçimlerine, zayıflamış dil ve üslubuna karşın, dengbejlikten ve Şewbeyuk’lerinden alınan kendine özgü üslup ve anlatı biçimleri Uzun’un romanlarında etkili bir biçimde kullanılır. Tabii Kürtlerin dengbejleri aynı zamanda tarihi, kültürü, kimliği taşıyorlardı yeni kuşaklara. Tıpkı dengbejlerde olduğu gibi Mehmet Uzun’da da yeniden yaratılan sadece dil ve ses değildir; bir halkın duygu dünyasıdır da.

Romanının ideolojik arkaplanı
Dicle`nin Yakarışı ve Dicle`nin Sürgünleri’inde Kürtler’in ve bölgede yaşayan diğer halkların Keldanilerin, Asurilerin, Yezidilerin, Süryanilerin yaşadıklarını, sosyal yaşamlarını tüm bir Mezopotamya, Anadolu coğrafyası mekan alınarak anlatılıyor. Aynı zamanda bir aşk öyküsüdür bu. Yezidi dengbej Biro ile Keldani-Nasturi kızı Ester (Biro`nun deyimiyle Ster) arasında geçen bir aşk öyküsü. Her satırında bu halkların, bu toprakların acısı ve uğradığı kıyım vardır. Romana bunlar yansırken arka planda ise “çok kültürlü, çok dilli, çok dinli” bir yaşam ideali canlandırılır.

İşte burada da Mehmet Uzun romanının bir başka yönüne geliyoruz: Gelecek perspektifine, ideolojik gıdasına… Bunun da günümüz burjuva romanından farklı olduğu, ne yazık ki söylenemez. Postmodern “çok kültürlülük” anlayışıyla bütün kötülüklerin babası olan totalitarizmin olmadığı bir “ebedi barış” dünyasıdır Uzun’un ideali. Yani o, günümüz edebiyatına, romanına rengini veren postmodern ideolojik argümanların dışına çıkabilmiş değildir. Ne “bütün kötülüklerin babası totalitarizmi” doğuranın hangi toplumsal ilişkiler olduğuna, ne de “tahammüllü, vicdanlı, merhametli” insanlardan oluşan “ebedi barış” dünyasının nasıl kurulacağına dair bir şey söylenince de, bunlar iyi niyetli idealler olarak havada kalır.

Kendi döneminde toplumsal sistemi eleştiren, sömürünün kalkmasını, ulusların tam hak eşitliğinin ve kardeşliğinin sağlanmasını isteyen, Lenin‘in “Rus devriminin aynası” olarak nitelendirdiği Tolstoy‘a, Rosa‘nın sorduğu “Peki hangi yol bizi sosyal örgütlenmenin bu radikal dönüşümüne götürmelidir?” sorusu Mehmet Uzun’un “tüm baskıların bittiği, huzur ve barış dünyası” ideali için de sorulabilir. Tolstoy, yanıt olarak Hıristiyanlığın basit ilkesine geri dönüşü savunuyor: “Kendini sevdiğin kadar yakınındakini de sev”. Uzun romanı ise “tahammül” diyor buna. Rosa “subjektif bilincin gücüne idealistçe inanan Tolstoy burada pür idealist görünür” der.

Dönemin ürünü, dönemin aynası
Uzun’un romanları 1980 sonrası dönemde kaleme alındı. Bu dönem, Kürt halk hareketinin parlak yükselişi ve İmralı çöküşüne olduğu gibi revizyonist blokun dağılmasına ve emperyalist kapitalizmin neoliberal yeniden yapılanma saldırısı ile atağa geçişine tanıklık etti. Sosyalizmin, tarihinde hiç olmadığı kadar prestij, proletaryanın büyük mevzi kaybettiği bir dönemdi. Burjuva ideolojisinin etkime alanı bu dönemde genişleyip derinleşti. Postmodernizm de bu dönemde etkinlik ve yaygınlık kazanarak, edebiyatın felsefi referanslarından biri haline geldi.

Edebiyat genellikle siyasal sınıf mücadelesinin peşinden gelir ve ondan etkilenir, onu yansıtır. Uzun’un edebiyatı da böyle olmuştur. Kürt halk hareketinin yükselişi, ezilenlerin haklı başkaldırısı olarak, kılık değiştirmiş halde yansır romanlarına sözgelimi. Dönemin baskın etkisi postmodern referansın onda etkin olması, aynı zamanda Kürt hareketinin kırılmasıyla doğrudan ilişkilidir. Bu da Kürt siyasal hareketi gibi modern Kürt edebiyatının da tıkandığı noktadır. Ne yazık ki Uzun bunu aşamadı. Yeni yetişen kuşaklar, proleter temelde gelişecek yeni bir Kürt siyasal hareketine ve geleceğin temsilcisi sınıfın edebiyatına tanıklık edecek.

Modern Kürt edebiyatı için çok büyük bir adım olan Mehmet Uzun’un yarattığı Kürt romanı bununla gelişecek ve aşılacak. Kürtçe ebedi bir mutluluğa erecek.
 

söylenecek son söz kahramanca olmalı

zelâl
(şimdiye kadar 41 posta)  25.10.2007 23:42:16 [alıntı yap]

Binlerce gözüm var

Binlerce safak halindeyim

Anlamak istediğim şeyin karşısında

Çünkü anlamak zorundayım;

Her sevinç kolayca ele geçmez

Insan her acının sahibi değildir;

Gökyüzü ve nehirler olmasa toprak da anlaşılmaz

Ve hayatın kararı kesin;

Son ana kadar onuru koruyanlar yatayacak

Söylenecek son söz kahramanca olmalı…

Forum => MÜZIK VE EDEBIYAT => OĞULA ve KIZA ÖĞÜT

zelâl
(şimdiye kadar 41 posta)  25.10.2007 00:35:39 [alıntı yap]


Korkma karanlıktan,
sabahtır sonu.
Faşizme ve zulme karşı
Kuşan cesareti,doğruyu.

İhanet etme!
Yurduna dostuna kendine.
Sahip ol diline,
sahip çık fikrine.

İncitme karıncayı,
sev insanı,doğayı.
Özgürleştirir sevmek,
mutlu kılar yaşamı.

Hareketin içinde,
dirençle yaşamda,
hızlanışı gibi tomurcuğun,
savrulursun rüzgarla.

Öğren !
Okumayı,yazmayı,anlatmayı.

Mesela yazarsın şiir.
Ezgi olur dizelerde tellenir,
dolaşır dillerde dillenir.

Olursun ozan!
Madımak’ta yanan,
Sivas’ta AKARSU çağlayan,
Iraklarda HASRET...

Bursa kalesinde Nazım,
Darağacında Pir Sultan.

Federico Garcia, Brecht.
Olursun Prometheus,Spartacus
Güç verirsin ezgilere,
Özgürlük ateşine.

Mesela okursun kitabı.
Kırarsın öfkeyle,
işkence tezgahlarını.
Tekmelersin,
sana sunulan
allı pullu yalanları.

Andına sadık
Hipokrat gibi
Kaplan kafeslerini kıran
Juilus Fuçik gibi
Bir işçi,emekçi köylü,
Bir çocuk,hatta bebek olursun.

Ölümsüzleşir bedenin direnişlerde
Ölümsüzleşir bedenin grevlerde

Bilmelisin! zulmedeni,buyurganı
Hain,ihanet edeni.

Olmamalısın !
Düzenin çarklarında dişli
Sultan,Hınzır Paşa,maşa.

Kalmamalısın tek başına
Yaslanmalısın Emekçi Halkına.

Kalma okuduğunla,yazdığınla.
Anlat emeği,hakça bölüşümü
“Yarin yanağından gayri ”

Yaz sevgiyi bulutlara,
Yağmur olsun yağsın halklara.

Unutma ! Piramitleri,
Kaç bin kölenin yaptığını.
Kralların,Padişahların saraylarda,
Zevk sefa yaptığını.

Unutma !
Bir bebeğin gülmesini
Kucağında anaların,
Kurşunlar altında ölmesini.

Dolu,dolu yaşa yaşamı
Gülümse acı çekerken de
Vazgeçme yaşamaktan
Ölüm yaşama can verecekse
Kucak aç ölüme yiğitce.
 











Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:
 
  06 NİSAN 2008 DEN BUGÜNE 15196 ziyaretçi (28963 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=